24 Mart 2017 Cuma

DÜDEN ŞELALESİ

Runanatolia koşumuz nedeniyle Antalya’da kaldığımız sürede gördüğümüz yerlerden birisi de Düden Şelalesi oldu.

Düden Şelalesi Antalya şehir merkezine kuzey doğu yönünde yaklaşık 10 km uzaklıkta. Şelalenin kaynağını Kepez Hidroelektrik Santrali’nden alıyor ve Düdenbaşı denilen noktada yer yüzüne çıkıyor. Düden Çayı boyunca iki kola ayrılıyor. Antalya'ya yaklaşık 7 km uzaklıkta olan kolu Aşağı Düden (ya da Karpuzkaldıran Şelalesi) ve Varsak'a 1 km uzaklıkta olan kolu Yukarı Düden Şelalesi olarak ayrı ayrı isimlendiriliyor.  Bu iki kola ayrılan şelaleler Akdeniz'e dökülüyor.

Aşağı Düden Şelalesi, Lara yakınlarında şehir merkezine 8 km. uzaklıktadır. Bu bölümü yaklaşık 40 metrelik falezlerden denize dökülmektedir. Çok yakınında Gençlik Parkı ve Karpuzkaldıran Askeri Tesisleri bulunur.

Yukarı Düden Şelalesi'ne aynı zamanda İskender Şelalesi de deniliyor. MÖ 334-333 yıllarında Pamphylia'yı fetheden Büyük İskender'in bu bölgeden geçerken atlarını sulattığı söylentisi yaygın. Yukarı Düden Şelalesi'nin bulunduğu alan yani gezdiğimiz ve fotoğrafladığımız alan 1970 - 1972 yılları arasında Devlet Su İşleri tarafından piknik ve mesire yeri haline getirilmiş.

 Sanırım özellikle Nisan sonundan itibaren serin ve gölgelik olması nedeniyle sonbahara kadar yöre sakinlerine dinlenme fırsatı sağlayan alanı yaklaşık 1 saatlik zaman dilimi içerisinde dolaşarak ve oturarak dolaşma şansınız var. 

 Ama genel görünüm itibariyle nedense bana fazla basit ve özelliksiz gibi geldi. (Belki tam ifade edemedim ama…)






22 Mart 2017 Çarşamba

MART AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2

 

KİTABIN ADI
Luviya
KİTABIN YAZARI

Sefa Taşkın

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Arkeoege Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2016
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
467 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
8,5/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10

 
Türkiye Arkeolojisi açısından yetkin bir eser karşınızda. Bu kez ülkemizden bir aydının eserini tanıtmak ise çok daha önemli.
Geçtiğimiz yüzyılın en büyük bulgularından birisi İÖ 2. Bin yıl dolaylarında, Hititlerden hemen önceki Anadolu coğrafyasında yaygın konuşma dilinin “LUVİCE” olduğu kesinlik kazandı. Ama Luvilerin ya da çağdaşlarının kimlikleri, dilleri ve Hitit belgelerinde adı geçen şehirlerin bir kısmının yerleri hala tam belirlenebilmiş değil.
İşte Sefa Taşkın bu kitabında, değişik kaynaklardan yaptığı karşılaştırmalı analizlerle, Luvileri, Arzawa’yı, Seha Irmağı Ülkesi’ni, Mira-Kuwaliya’yı, Hapalla’yı, Pitassa-Pedassa’yı, Walma, Wilusa’yı, Mesa Ülkesi’ni, Karkisa’yı ve Lukka Ülkesi’ni, coğrafyasını, halklarını, dillerini araştırıyor. Araştırmasının ilk bölüm olduğunu niteleyen Taşkın’ı, eski Bergama Belediye Başkanı olarak anımsayanlarınız da çıkabilir.
Anadolu ve tarihine meraklıların kesinlikle edinmesi gereken bir yapıt…


Sefa Taşkın (d. 1950), Türk inşaat mühendisi, siyasetçi, çevreci, yazar, eski Bergama Belediye Başkanı (1989-1999).
1950 yılında İzmir'in Bergama ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu Bergama'da, liseyi İzmir Atatürk Lisesi'nde okudu. 1973 Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Çeşitli yerlerde mühendislik yaptıktan sonra 1989'da Sosyaldemokrat Halkçı Parti'den Bergama Belediye Başkanı seçildi. 1994'de CHP'den yeniden başkan seçildi.
Belediye başkanlığı sırasında, 1860'larda Bergama'dan Berlin'e götürülen Pergamon Altar olarak da adlandırılan tarihsel Zeus Sunağı'nın geri getirilmesi konusunda kampanya başlattı. Aynı dönemde Bergama yakınlarında siyanür kullanılarak işletilmek istenen altın madenine karşı, çevrenin korunması düşüncesiyle yöre insanlarıyla birlikte büyük bir kampanya başlattı. Olaylarla ilgili olarak, Harvard Üniversitesi ve London School of Economics dahil birçok üniversite tarafından doktora düzeyinde araştırma çalışması yapıldı.
Türk ve Yunan halkları arasında dostluğun ve barışın gelişmesi ve kalıcı hale gelmesi konusunda çalışmalarda bulundu. Bu çabalarından dolayı 1996 yılında Abdi İpekçi Barış Ödülü ile ödüllendirildi.
1999 yılında belediye başkanlığından ayrıldı ve zeytinciliğe başladı.

Kitapları

·         Sürgündeki Zeus: Bergama'dan Berlin'e, Berlin'den Bergama'ya (1991)
·         Ege Rüzgarları: Sürgündeki Zeus, Pergamon Hümanizması ve İzmirli Kör Ozan Homeros (1997)
·         Mysia ve Işık İnsanları: Anadolu Kültürünün Gizli Tarihi (1997)
·         Siyanürcü Ahtapot (1998)
·         Ağaçlar Ağlar mı Bergama'da (1998)
·         Filemon ile Baukis (2007)
·         Kına Rengiydi Deniz (2009) - Balkan Savaşları sırasında, "yaşadıkları topraklardan büyük acılar içinde Ege kıyılarına gelen, Kosovalı Müslüman bir aile ve onları bağrına basan Yahudi bir kadının hikayesini" konu almaktadır.
·         Pergamon Kadınları (2011)
·         Pembe Sardunya (2012) - Balkan Savaşları sırasında, "doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalan Türk ve Rum muhacirlerin öyküsünü" konu almaktadır.
·         Luviya: Batı Anadolu ve Ege'nin İ.Ö. 2 Binyıl Tarihine Yeni Bir Bakış (2016)


20 Mart 2017 Pazartesi

MART AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1


KİTABIN ADI
Adam
KİTABIN YAZARI

Yılmaz Özdil

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Kırmızıkedi Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2017
KİTABIN BASKI SAYISI
6. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
505 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
9/10


Halen Sözcü Gazetesi’nde yazılarını sürdüren değerli gazeteci Yılmaz Özdil, “Kadın” kitabından sonra bu kez “Adam” ile karşımızda.
Özdil, Kadın’ı yazdıktan sonra neden “Adam”ı yazdığını izah ederken; Kadın’ın karşıtı “Erkek” olması gerekir derseniz olmaz derim deyip bu kitapta “Herif”leri yazmadığını sadece “Adam” ları yazmasını gerekçesini şöyle açıklıyor;
…Yıkılsın diye karşıdevrim kazmalarıyla kolonlarına kolonlarına vurulan Türkiye, bugün hala ayakta duruyorsa… işte bu adamların ortak karakteri, ortak zihniyetinin sırtında duruyor.”
Belki hepsini gazete sütunlarında okuduğunuz bu yazılar ve kahramanları tekrar tekrar okunmayı hak ediyor…


15 Mart 2017 Çarşamba

“MUTLULUĞUN RESMİ” – DİANNE DENGEL

Bu kez çağdaş bir ressam karşımızda. Söz konusu resim ise Dianne Dengel’in bir çalışması. 1 Ocak 1939 yılında New York Rochester'da doğan ressam Türkiye’de Abidin Dino'nun yaptığı sanılan "mutluluğun resmi" adlı eseriyle tanınıyor. Resim Dengel’in “Home Sweet Home” isimli kart çalışmalarından biridir. Resimden çok 3D çalışması olarak kabul edilmektedir.  Dianne Dengel, resimlerini ‘Gülümsetmek için yapılan sanat’ olarak tanımlıyor. Fakir ama neşeli Sanatıyla tüm dünyaya mutluluk saçan bu kadın, özellikle ‘fakir ama mutlu’ insanları resmediyor. Çünkü kendisi de o insanlardanmış bir zamanlar.

Dianne, küçük yaşlardan bu yana resme ilgi duyan bir ressamdır. Ekonomik olanakları iyi olmayan bir ailede yetişir.

Dianne’ın sanata yatkınlığını tezgahtar olan annesi Mildred keşfetmiş. Ancak, resim yapması için kızına karton alacak parası yoktur.

O da mağazada satılan gömleklerin, düzgün durması için, içine yerleştirilen kartonları alıp eve getirir. Dianne bu kartonlara resim yapmaya koyulur. Ne çare ki boya ve fırça alacak paraları da yoktur. Biraz para biriktirip boya alırlar, ama bu kez fırça almaya güçleri yetmez. Ve Dianne parmaklarıyla resim yapmaya başlar. Dianne, 1940’ların magazin sayfalarındaki insan figürlerinden, onların stillerinden etkilenir. Annesiyle birlikte kasaba kasaba dolaşıp resimlerini satmaya başlar. Bir lokma yemek bulamadıklar zamanlar, soğukta kaldıkları zamanlar olur ama anne yılmaz. Kızına da “Durma, devam et” diye telkin eder. İnsanların yüzündeki çocuksu masumiyeti resmetmeye devam eden Dianne, 18 yaşına geldiğinde, daha çok para getiriyor diye portre resimleri çizmeye başlar. O döneme göre iyi de para kazanır.

Dianne, yaşının ilerlemesiyle sanatsal kabiliyetleri de gelişir ve Amerika'da konuşulur hale gelir.

Dianne Dengel’in yaptığı portrelerden birini, dönemin ünlü programcısı Fred Rogers görür. “Benim de portremi yap” der. Dianne televizyonda görününce de adı bütün ülkede duyulur. O günden beri yaşam sevgisiyle dolu olan ve mutlu olmak isteyen herkes, Dianne Dengel imzalı tablolardan alıyor artık. Bebek de yapıyor  ressam. Büyük boyutlarda... Herkesi mutlu görmek isteyen bir kadındır Dianne. Bu çabaya öylesine kaptırır ki kendini, kendi mutluluğunu önemsemez. “Evlenmeye ve aile kurmaya vakit olmadı” der bir söyleşide.

Gören her kişi de hayranlık uyandıran bu tablo çevremizde sık sık gördüğümüz tablolardan. Tablonun her köşesinde mutluluk teması işlenmektedir ve her detayda ekonomik imkanların mutluluğun asıl sebebi olmadığı anlatılmaktadır.

Dianne Dengel 2012 yılında vefat eder ve arkasından bir çok eser bırakır.

FAYDALANILAN KAYNAKLAR:


14 Mart 2017 Salı

ANTALYA KALEİÇİ

Geçen hafta sonu Runatolia yarışları için Antalya’ya gittiğimizde boş vakitlerimizde şehri gezmeye çalıştık. Antalya’ya gitmeyeli çok uzun zaman olduğu için gezimiz keşif gezisi gibi oldu. Otelimizin hemen yakınında olduğu için özellikle Kaleiçini bola gezme ve vakit geçirme şansımız oldu.


Kaleiçi, Antalya’nın eski kalesinin ve şehrinin içinde bulunduğu en eski yerleşim bölgesi. KaleiçiAntalya'nın merkezindeki ilçelerden  Muratpaşa ilçesi sınırları içerisinde yer alan deniz ve kara surları tarafından kuşatılan bir bölge. Kaleiçi'nin sokakları ve yapıları Antalya tarihinin izlerini günümüze taşıması bakımından görsel tarihsel zenginliğe sahip. Eski evlerin önemi sadece mimari açıdan değil, aynı zamanda insanların yaşam şekli, davranışları, gelenekleri ve sosyal yönleri konusunda da çok yararlı bilgiler aktarıyor.


Kaleiçi'nin sokakları oldukça dar. Çoğunlukla limandan yukarılara doğru, dış surlar yönünde uzanıyorlar. Evler sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış amaçlarına göre farklılık gösteriyor. Birçok ev sahipsiz ve terk edilmiş görünümünde. Bir kısmı ise oldukça bakımlı. Ticari mekan haline getirilenler de oldukça fazla.


Evlerin ortak özellikleri çok. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılmışlar. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de sokak görmeyen bahçesi bulunuyor. Sokağa bakan yüzde, ilk katta çok az pencere var. Üst katlarda  ise "Cumba" denilen ve hem ev, hem de sokak mimarisine uygun olarak yapılmış çıkmalar bulunuyor. 
Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli "Taşlık"lar oluşturuyor. Bunlarda ticari mekanları rahatlatıcı bir unsur olarak çok revaçta. Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme kanepeleri var. Buralardan zemin kattaki odalara geçilebiliyor ayrıca genellikle dıştan bir merdivenle de üst kata çıkılıyor. 



Cumbaların üst pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunuyor. Kaleiçi'nde birçok ev aslına uygun restore edilmiş vaziyette. Çok sayıda, eğlence yerlerinin, pansiyonların, restoranların, hediyelik eşya satan dükkânların ve antika halı satan mağazaların bulunduğu bir bölge olarak turizm merkezi niteliği kazanmış vaziyette. Kaleiçi'nde bulunan tarihi camiler arasından en ünlüsü, Antalya'nın da simgesi olarak görülen Yivli Minare Camii var. Hadrian kapısı da hala görkeminden bir şey kaybetmemiş olarak görenleri büyülüyor.


13 Mart 2017 Pazartesi

HOŞ BİR HİKAYE

(Arşivimde bulduğum, kaynağını not etmeyi unuttuğum bir hoş anıyı hafta başında bir tebessüm olsun diye paylaşıyorum:)

1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı.
- Buyrun efendim.
- Tebrik kartları hazır mı evladım?
- Hangi tebrik kartları efendim?
- Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi.
- Hiç haberim olmadı efendim.
- Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver.
- Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım.
Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım. Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca
kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım:
“Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.”
Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.” şeklinde yazılacaktı.
Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu. Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe
başlayayım:
“Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.”
“Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.”
5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor. En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum. Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı.
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederime başladım..”
Durmadan yazıyordum. Göz kapaklarım öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum. 125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum:
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.”
“Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken...”
“Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim..”.
“Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim...”
“Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi'ye başarılı günler dilerim...”
“Sizin de eşinizin de Niyazi'nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..”
“Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi'ye başarılar diler aynı zamanda ederim...”
“Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi'nin gözlerinden öperim...”
“Sizin de, eşinizin de, Niyazi'nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim...”
Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:
Aferin dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın!
Hemen postaladık.
Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar...



10 Mart 2017 Cuma

RUNATOLİA 2017

Ülkemizde İstanbul’da koşulan “Avrasya koşusu”ndan sonra en popüler koşu olan “Runatolia” koşusu 12. kez geçtiğimiz hafta sonu Antalya’da yapıldı.
Bu seneki koşulardan bizim için ilk koşu olan Antalya koşusuna katılmak üzere Cuma gününden Antalya’ya geçtik. Hem yıllardır görmediğim şehri tekrar görme fırsatı hem burada yaşayan dostlarımızı ziyaret ve hem de bu güzel kentte koşma fırsatları bir araya gelince bizim için keyifli bir gezi oldu. Önümüzdeki günlerde şehirden de kısaca bahsetme fırsatım olacak.
Cuma günü akşam üzere, Kaleiçi semtinin hemen yanında bulunan otelimize yerleştik. Cumartesi günü koşu malzemelerinin dağıtıldığı “Terra City AVM” gittiğimizde, dağıtım yeri olan teras kata çıktığımızda çevre ana baba günüydü. Koşu için yapılan toplam kayıt sayısının 11.200 civarında olduğu söylendi. Halk koşusu ve bu organizasyonun ilginç branşı “yüksek topuklar koşusu” dışında 10 k., 21 k ve Maraton koşularına katılım bu sene rekor rakama ulaşmış oldu. Hemen yanında devam eden “makarna partisi” de geç saatlere kadar devam etti.



Pazar günü koşuların başlangıç yeri seçilen “Cam Piramit” önüne taksi ile ulaştık. Canlı müzik ile grup ve katılımcılar tanıtılırken 08.45’de “Tekerlekli sandalye koşusu”  start aldı. Saat 09.00’da 21 k ve Maraton startı verildikten sonra bizim katıldığımız koşu olan 10 k koşusu 09.30’da başladı.
Önceki senelerden farklı olarak bu sene 10 k koşusunun güzergahı biraz değiştirilerek kısmen Kaleiçi semtine alınmış. Parkur şemasından da izleyebileceğiniz gibi oldukça güzel bir parkurda, çok uygun hava koşullarında geçen koşumuz dönerek tekrar Cam Piramit önünde, başlangıçtan biraz daha farklı bir noktada tamamlandı.


Çok keyifli geçen bir yarışa katılmanın mutluluğu ile pazartesi günü evimize dönerken, daha nice koşullara diyorum. Merak edenler için derecemi yazayım: 56’ 37” (Katılanların tüm dereceleri “depar timing” sitesinde yer alıyor)