24 Mayıs 2017 Çarşamba

MAYIS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 4

 
KİTABIN ADI
Hayat Ağacı (Oh, Dear Silvia)
KİTABIN YAZARI

Dawn French

KİTABIN ÇEVİRMENİ
Elif Tozlu
KİTABIN YAYINEVİ
Pegasus Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2016
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
317 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
9/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
7/10

 
“Çok Satan” (Bestseller) kitaplar okumayı fazla sevmem. Kitabı internetten alırken daha farklı bir yönü olabileceği inancı ile satın almıştım. Ancak “soap opera” türü bir kitapla karşılaştım.
Silvia, bir süre önce boşanmış, iki çocuğuna ve eşine karşı yıllarca ilgisiz kalmış, başına buyruk yaşayan bir kadındır.  Bir kadın arkadaşıyla zaman geçirdiği evinde balkondan düşerek komaya girer ve hastaneye kaldırılır. Uykuda ve tepkisizdir. Ablası, boşandığı eşi, ilgilenmediği kızı, ev hizmetçisi, kadın arkadaşı ve bakıcı hemşire yanında zaman geçirip konuşarak onu yaşama döndürmeye çalışırlar. Onların anlatımından olay örgüsünün perde arkası yavaş yavaş aydınlanır.
Yazar, İngiltere’de önde gelen film ve şov yıldızlarından imiş. Kitabın bence edebiyat değeri yok. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz.


DAWN FRENCH

Overview (3)

Date of Birth
11 October 1957Holyhead, Wales, UK
Birth Name
Dawn Roma French
Height
5' (1,52 m)

Mini Bio (1)

Dawn French was born on October 11, 1957 in Holyhead, Wales as Dawn Roma French. She is an actress and writer, known for Koralin ve gizli dünya (2009), French and Saunders (1987) and Harry Potter ve Azkaban Tutsagi (2004). She has been married to Mark Bignell since April 20, 2013. She was previously married to Lenny Henry.

Spouse (2)

Mark Bignell
(20 April 2013 - present)
Lenny Henry
(20 October 1984 - 25 October 2010) (divorced) (1 child)

Trivia (9)

Longtime comedy partner of Jennifer Saunders, though each works on projects without the other.
Has a deep and abiding interest in helping women of size find attractive clothing and, to that end, co-wrote two books on knitting -- "Big Knits" and "Great Big Knits" -- and founded a clothing store that carries fashionable and affordable designs.
Was revealed that she and comedy partner Jennifer Saunders declined Officer of the Order of the British Empire (OBE) honours "for services to comedy drama" in 2001. [December 2003]
She originally studied to be a drama teacher.
Former sister-in-law of Paul Henry.
When she was age 19, she lost her father (he took his own life).
She and her first husband, Lenny Henry, have a daughter, Billie Henry (b.1991 and adopted in infancy).
In 2011 Dawn underwent a hysterectomy operation but not before losing almost 100lbs weight.
Husband Mark proposed to her during a gondola ride in Venice.

Personal Quotes (3)

Brit sitcom is usually good character observation and less gags. The Americans love the comedy to be high gag quota and slick.
Fawlty Towers was an enormous favorite. I once laughed so hard with my dad at this series that I actually wet my pants and then my dad wet his. We were in genuine physical pain with laughing. Lovely
I am not, I repeat, NOT a lesbian - even though I'd like to be one when I grow up


23 Mayıs 2017 Salı

LAODİKEİA

Önceki hafta Pamukkale koşusu sırasında biraz zaman bulduğumuzda uzun süredir görmeyi tasarladığımız antik kent Laodikeia’yı gezdik. Vaktimiz sınırlı olduğundan kroki üzerinde oldukça sınırlı bir bölgesini gezebildik.

Diğer Anadolu antik kentlerine göre oldukça geç bir zamanda kurulan kentin tarihini oldukça özetleyerek vermek istiyorum.Yerleşim alanında özellikle de kentin batı ve güneybatısında yapılan araştırmalarda, Geç Kalkolitik (M.Ö. 3500) ve İlk Tunç Çağı I (M.Ö. 3000)’e tarihlendirilen seramik ve çakmaktaşı buluntular ele geçirilmiştir. Batı Nekropolü alanında ele geçirilen kaplar ise İlk Kalkolitik Dönem’e (M.Ö. 5500) ait olup Lykos Vadisi’nde bugüne kadar tespit edilen en erken buluntulardır.
Plinius’un (NH.V.105), bahsettiğine göre; Hellenistik kent, önce Diospolis, sonra Rhoas olarak adlandırılmış olan, kutsal köy yerleşimlerinin üzerinde kurulmuştur. Diospolis, Zeus’un kenti anlamında olup Rhoas eski bir Anadolu adıdır. Kent, Seleukoslar Kralı II. Antiokhos Teos tarafından eşi kraliçe Laodike adına, M.Ö. 3. yy’ın ortalarında (M.Ö. 261-253) kurulmuştur.

Laodikeia’nın önemli antik yol güzergâhlarının kavşak noktasında olması, topografik yapıya bağlı Seleukos politikasına uygun yer seçimi, askeri, idari ve ekonomik konumu sebebiyle bölgenin ana merkezi durumundadır.

Laodikeia tarih sahnesine ilk defa, M.Ö. 220’deki Akhaios isyanıyla çıkmıştır. Akhaios, Laodikeia’da kendisini kral ilan etmiş ve adına sikke bastırmıştır. Antik kentte ele geçirilen ve M.Ö. 3. yy’a tarihlendirilen mezar yazıtlarında bile bir çarşı, bir strategeion, bir gymnasium, bir tiyatro gibi yapılardan söz edilmesi, erken dönemde bile kentin önemine işaret etmektedir.
Kentte, Grek Panteon’una ait inançların yanında, Doğu kültür ve inançlarıyla karışmış Zeus Aseis ve İsis kültleri de görülmektedir. Kentin kurucu baş tanrısı ise Zeus Laodikeus’tur.

M.Ö. 190: Magnesia Savaşı: Seleukoslar ile Bergama desteğinde Romalılar arasında yapılan Magnesia Savaşı’na kadar kent, Seleukos yönetiminde kalmıştır.
M.Ö. 188 : Apameia Barışı; Magnesia Savaşı’nın ardından büyük bir zafer kazanan Bergama Krallığı, bu barışla bölge yönetimini ele geçirmiştir. Kent, hem Attaloslar’la hem de Roma ile sıkı bir bağ kurarak önemli ayrıcalıklar elde etmiş ve Bergama Krallığı’na bağlanmıştır.
M.Ö. 133: Bergama Kralı III. Attalos’un ölmesi ve Kralın vasiyeti üzerine Laodikeia da Bergama gibi Roma Cumhuriyet Yönetimi’ne bağlanmıştır ve M.Ö. 129 yılından itibaren Batı Anadolu Asya Eyaletine dâhil olmuş, Roma tarafın­dan atanan Prokonsül’lerce (eyalet valileri) bölge yönetimi sağlanmıştır.
Strabon (XII.7.16) Laodikeia’da kuzguni siyah renkli yünü çok yumu­şak bir cins koyun yetiştirildiğini, bu koyunların yünlerinin Miletos (Balat)’ta yetiştirilen koyunlarınkinden dahi üstün olduğunu, bu saye­de Laodikeialılar’ın büyük gelirler elde ettiklerini yazmıştır. Antik yazar Vitruvius (VIII.3) koyunların yünlerinin yumuşak oluşunu, içtikleri bölge­nin çürük kokulu suyuna bağlamıştır. Laodikeia’da dokunan ve “Trimita” adıyla bilinen tunikler o denli ünlüydü ki kent bir dönem “Trimitaria” olarak anılmıştır. Antik dönemin en güzel tekstil ürünleri Lykos (Çürüksü) Vadisi’nde dokunmuştur. Dokuma ürünleri Miletos’u bile geride bırakmış­tır. Roma İmparatorluk Dönemi’nde, kent, stratejik öneminin de etkisiy­le daha da büyümüş, ticarette özellikle de yün ve tekstil ticaretinde adını duyurmuştur.
Kent, M.Ö. 27 yılında Augustus Dönemi’nde (M.Ö. 27-M.S. 14), M.S. 47 yılın­da İmparator Claudius Dönemi’nde (M.S. 41-54) meydana gelen deprem sonucunda tahrip olmuştur. Augustus Dönemi’nde kentte büyük imar faa­liyetleri gerçekleştirilmiştir.İmparator Tiberius (M.S. 14-27) zamanında Laodikeia, Frigya’nın en gör­kemli ve zengin kentiydi.
M.S. 60: İmparator Nero Dönemi’nde (M.S. 54-68), M.S. 60 yılında olan büyük dep­remde, tüm Lykos (Çürüksu) Vadisi kentleri yerle bir olmuş, Hierapolis ve diğer kentler, Roma İmparatorluğu yardımlarıyla ayağa kaldırılırken, Laodikeia kendi kendini imar etmeyi başarmıştır. Yazıtıyla M.S. 79 yılına tarihlenen stadyum, Lycias Nicostratus’un en küçük oğlu Nicostratus tarafından yaptırılarak, Roma İmparatoru Titus’a (M.S. 79-81) ithaf edilmiştir. Stadyum, bölgesel sportif oyunların ve gladya­tör gösterilerinin yapıldığı en önemli yapıların başında gelmektedir.
M.S. 84-85: İmparator Domitianus Dönemi’nde (M.S. 81-96) kentte imar faaliyetleri yoğundur. Aphrodisias Kapısı, Hierapolis Kapısı, Efes Kapısı, Suriye Kapı­sı ve ana caddeler Dorik cepheli olarak inşa edilmiştir. Günümüze ulaşa­bilen Efes ve Suriye Kapısı M.S. 84-85 yılında Prokonsül S. I. Frontinus tarafından yaptırılarak, İmparator Domitianus’a (M.S. 81-96) ithaf edil­miştir. Bu dönemde Dorik moda Hierapolis ve Tripolis antik kentlerinde de yaygındır.
M.S. 117-138: M.S. 135 yılında İmparator Hadrianus kenti ziyaret etmiş ve kentteki imar faaliyetlerini desteklemiştir. Günümüze kadar kalabilen yapı kalıntıları­nın büyük bir bölümü M.S. 2. yy’ın imar faaliyetlerinin izlerini taşımakta­dır. Hadrianus Dönemi’ndeki (Pax Romana) huzur, bolluk ve zenginlik hem yontu hem de mimari eserlerde kendisini göstermektedir. Stadyu­mun yanındaki Güney Hamam kompleksi, Prokonsül Gargilius Antiquus zamanında inşa edilerek İmparator Hadrianus ve karısı Sabina’ya ithaf edilmiştir. Kent ilk kez İmparator Hadrianus (M.S. 117-138) zamanında Neokoros (Tapınak Koruyuculuğu) unvanını almıştır.
M.S. 138-161: İmparator Antoninus Pius zamanında meydana gelen depremde kentin bazı yapıları yıkılmıştır. Bu dönemde kentte geniş çaplı imar faaliyetleri yürütülmüştür.
M.S. 180-192: İmparator Commodus’un himayesindeki kentte, İmparator adına bir tapı­nak yaptırılmış, bundan dolayı da ikinci kez Neokoros “tapınak koruyu­culuğu” unvanını alarak vergiden muaf tutulmuştur. Commodus, M.S. 192 yılında öldükten sonra, kentin bu unvanı geri alınarak yerine “İmparator Seven” sıfatı verilmiştir.
M.S. 193-211: İmparator Lucius Septimius Severus Pertinax zamanında kentte imar faali­yetleri yoğundur. Birçok dinsel ve kamusal yapılar bu dönemde yapılmış­tır. Suriye Caddesi’nin kuzey yanındaki anıtsal çeşme, yazıtıyla İmparator Septimius Severus’a adanmıştır.
M.S. 211-217: M.S. 215’te İmparator Caracalla kenti ziyaret ederek imar faaliyetlerini desteklemiştir. İmparator’un kenti ziyaretinden dolayı Suriye Caddesi ile bunu güneybatı yönde kesen Stadyum Caddesi’nin köşesinde Caracalla Nymphaeum’u inşa edilmiştir. Kentin aldığı Neokoros unvanı, İmparator Caracalla Dönemi’nde devam etmiştir. M.S. 3. yy’da kent bir depremle tek­rar hasar görmüştür.
M.S. 222-235: İmparator Severus Alexander zamanında, Suriye Caddesi’nin kuzeyinde yer alan ve kuzeydeki yapılara geçişi sağlayan I. Propylon’un (Anıtsal Geçiş) mimari süslemeleri bu dönemde yapılmıştır. Bu dönem kentin son parlak ve düzenli dönemidir.
M.S. 284-305: İmparator Diocletianus Dönemi’nde Frigya Bölgesi ikiye bölünerek Laodi­keia, Frigya Secunda Pacatiana’sının merkezi yapılmıştır. Diocletianus’un Laodikeia’yı Frigya’nın Metropolisi ilan etmesi kentin, Roma ve Bizans Dönemi’nde statüsünü koruduğunu göstermektedir. Kentte bu dönemde Hıristiyanlık iyice yayılmıştır. Duvarları kuzeye doğru yıkılan I. Propylon (Anıtsal Geçiş) da bulunan sikkeler ile Tapınak A kazı verileri ve yazıtları kentte, M.S. 3. yy’ın sonu 4. yy’ın başında önemli bir deprem olduğunu göstermiştir.
M.S. 307-337: İmparator Büyük Constantinus zamanında (M.S. 313) Milano Fermanı ile Hıristiyanlara özgürlük verilmiştir. Laodikeia Hıristiyanlık âlemi için de çok önemli bir kent olmuştur. İncil’de adı geçen Yedi Asya Kenti’nden birisi de Laodikeia’dır. Bu nedenle kent onursal ilk “Yedi Kiliseler Birliği” unvanına layık görülmüştür. Kentteki Laodikeia Kilisesi bu dönemde inşa edilmiştir. Laodikeialılar’ın zenginliklerinden dolayı, başlangıçta bu yeni dine kar­şı ilgisiz kalmalarına rağmen, daha sonra Hıristiyanlık, vadide hızlı bir şekilde yayılmıştır. M.S. 325 yılında toplanan Nicaea (İznik) Konsili’nde Laodikeia, Frigya Pacatiana’sının yönetim birimi olarak temsil edilmiştir.
M.S. 364-378: Hierapolis’te de olduğu gibi kent, M.S. 4. yy’ın ikinci yarısındaki depremle tekrar yıkılmıştır. Olasılıkla da M.S. 370’te İmparator Valens kenti ziyaret etmiş ve depremle ilgili yardım ve denetlemeleri yerinde incelemiştir. M.S. 4. yy’da (M.S. 343-381) Hıristiyanlığın evrensel meclisinde Frigya kentlerinin alacağı kararlarla ilgili önemli bir toplantıya Laodikeia (Lao­dikeia Synodu) ev sahipliği yapmıştır. Olasılıkla bu toplantı Laodikeia Kilisesi’nde gerçekleştirilmiştir. Adının kutsal kitapta geçmesi ve bu onur­sal toplantıya ev sahipliği yapmasından dolayı kent, Bizans Dönemi’nde büyük saygı görmüştür. İmparatorlar I. Theodosius (M.S. 379-395) - Arcadius (M.S. 383-408) - Honorius (M.S. 393-423) zamanında kent, son güçlü dönemini yaşamıştır. M.S. 395-396’da alınan bir karar gereği kentin etrafı Roma yapılarına ait bloklar kullanılarak sur duvarıyla çevrilmiş olup Hellenistik ve Roma yerleşimle­rinin bir kısmı bu surların dışında kalmıştır. Ayrıca İmparator I. Theodo­sius tarafından (M.S. 380-381) ilan edilen Selanik Fermanı’yla Hıristiyanlık devletin resmi dini olarak kabul edilmiştir.
M.S. 491-518: İmparator Anastasius zamanında M.S. 494’deki büyük depremle Laodikeia tamamen yıkılmış ve bir daha toparlanamamıştır. Kentte yerleşim bir süre daha devam etmiş ve Bizanslı yazarlar, Laodikeia adından nadiren bahset­mişlerdir. M.S. 6. yy’da tekrar bir deprem geçiren kentin parlak dönemi sona ermiştir.
İmparator Focas (M.S. 602-610) -:M.S. VII. yy’a kadar: M.S. 7. yy’ın ilk çeyreğinde İmparator Focas Dönemi’nde meydana gelen yıkıcı depremin ardından kent bir daha toparlanamamış ve terk edilmiş­tir. Özellikle bölgeye yapılan Arap akınları ve su yollarının zarar görmesi nedeniyle kentte yaşayan halk, güneye su kaynaklarına yakın olan bugün­kü Denizli-Kaleiçi ve Hisarköy’e, Salbakos’un (Babadağ) kuzey eteklerine taşınmıştır. Kaleiçi, M.S. 7. yy’dan itibaren yeni Laodikeia’nın bir parçası olmuştur. Antik kaynakların bu tarihten sonra sözünü ettiği Laodikeia, Denizli-Kaleiçi, Hisarköy ve etrafındaki yerleşmelerdir.
M.S. VIII.-XIII. Yüzyıllar Arası: Bölge, 13. yy’ın başında (1206) tamamen Türklerin kontrolüne geçmiş­tir. Türklerin bölgeye gelişiyle Denizli-Kaleiçi Laodikeiası, Lâdik adını almıştır. Bu dönemden itibaren Laodikeia yapılarına ait traverten ve mer­mer bloklar, İlbadı Mezarlığı’nda mezar taşı, Akhan Kervansarayı’nda ve yakın zamanda yıkılan Denizli Ulu Camii’nin inşasında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. 13. yy’dan itibaren kent, mevsimlik göçer çobanların uğrak yeri haline gelmiştir.

M.S. XIV.-XX. Yüzyıl (1990’a kadar): Bu dönemde antik kentin etrafındaki yerleşmeler için Laodikeia vazgeçilmez kireç, mermer ve traverten ocağı olmuştur. Yapıların mimari blokları sökülerek taşınmıştır.
Oldukça büyük bir alana yayılmış bulunan kentte yaklaşık 15 yıldır yoğun şekilde kazı ve koruma faaliyetleri devam ediyor. Pamukkale Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmalarda bu seneye kadar kazı fonunda sıkıntı yaşanmamakta iken halen kazıların devam edip etmeyeceği belirsizliğe dönüşmüş vaziyette. Genç arkeologlardan konuştuklarımız da biraz karamsarlık hakimdi. Kendilerinin yakın desteği ile, büyük kilisenin içini gezme olanağı yakaladık. Açılışa kadar kapalı tutulduğundan içini fotoğraflama şansımız olmadı. Ama ortaya çıkarılmış mozaikleri, Altar ve vaftiz bölümleriyle zamanında son derece görkemli bir yapı olduğu kesin bu bina ve şehir ziyaretçilerini bekliyor.

Ne yazık ki yakın dönemde, çok sayıda müze ve ören yeri, (Pamukkale ve Laodikeia’da dahil) bir özel firmaya ihale ile verilmiş. Firmanın ismini yazmayacağım ama aklınıza ilk gelecek firma olacağını biliyorum. Şimdi ülkemizin tüm tarihsel varlıklarının gelirleri bu firmaya akıyor. Özellikle Pamukkale esnafı, bu firmanın yüksek fiyat politikası ile zaten çok azalan yabancı turist yanında yerli turistin de kaçtığından yakınıyor. Bana söylenen rakamları yazıyorum: Pamukkale travertenler yokuşun dolaşmak için giriş 5,00 TL, Hierapolis ören yerine giriş 35,00 TL ve sutun kaynağı özel idare havuzuna giriş ayrıca 38,00 TL.

Tarihçe kaynak:



22 Mayıs 2017 Pazartesi

MAYIS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3

 
KİTABIN ADI
Bizans’ı Anlamak
KİTABIN YAZARI

Radi Dikici

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Remzi Kitabevi
KİTABIN BASKI YILI
2016
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
210 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
9,5/10 (Bir dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
9/10

 
İstanbul’un başkent olarak Büyük Konstantin tarafından seçilmesiyle Bizans İmparatorluğu Anadolu’nun Osmanlı öncesi 12 yüzyılı geçen hükümranlığı ile tarihte derin izler bırakmış bir imparatorluktur.
Sonuçta bu devlet altında yaşaya insanlar bir tarafa kaybolup gitmediler. Yüzyıllar içerisinde diğer Anadolu halklarına karışarak bugünkü toplumun bireyleri yaratan kaynaklar birisi oldular. Farklı dinden de olsa halkı nasıl kendinden önce Anadolu’da yaşayan halklarla karıştılar ise gelecek nesillere de genlerini aktardılar. Bırakılan pek çok eser ise onca vefasızlığa ve ilgisizliğe rağmen ayakta kalmayı başardı.
Ülkemizin önde gelen Bizans uzmanlarından olan Radi Dikici, daha önce gazete sütunlarında yer alan ilginç Bizans öykülerini kitaplaştırarak bir araya getirmiş. Tarihten ziyade sürükleyici bir roman havasında anlatılan öyküler daha önce Bizans’ı tanımayanların dahi ilgisini çekecek nitelikte öyküler.
Tarihin de sevilebilmesine yardımcı olacak, yaşadığımız toprakların geçmiş tarihini biraz tanımak için güzel bir fırsat…

18 Mayıs 2017 Perşembe

MAYIS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2

 
KİTABIN ADI
Yolculuk – İmparatorluk Türkiye’sinden bölük pörçük hatırlar (Yoljuluk – Ramdom thoghts on a life in İmperial Turkey)
KİTABIN YAZARI

William Nesbitt Chambers

KİTABIN ÇEVİRMENİ
Dr. Kadri Mustafa Orağlı
KİTABIN YAYINEVİ
Yeditepe Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2016
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
223 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
9/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
9/10

 
W.N. Chambers, 19. Yüzyılda Anadolu’da etkin olmuş önemli misyoner papazlardan birsidir. Kanada doğumlu misyoner, okulunu bitirdikten hemen sonra ağabeyi ile geldiği ülkemizde, evlenmiş ve 40 yıla yakın bir süre Erzurum ve Adana’da yaşamıştır. Ermeni olaylarının yakından tanığı olan papazın anılarının bir kısmı bu kitapta dilimize çevrilmiş.
Özellikle kitabın sonundaki birisinde Cemal Paşa’nın anılarından bir kesit olan bölümün de yer üç makale kitabın bütünlüğünü sağlıyor.
Sadece gezgin olarak zamanının Anadolu manzaralarını ve insanlarını betimlemiş  olmanın ötesinde, büyük devletlerin ülkemizdeki faaliyetleri açısından okunması gereken bir kitap.


17 Mayıs 2017 Çarşamba

PAMUKKALE ULTRA TRAİL

Yedi yıla varan trekking geçmişim ile otuz yılı aşan koşu tecrübemin birleştiği bir yarış olan Pamukkale Ultra Trail’e geçen hafta sonu katılarak ilginç bir deneyim yaşadım.
Tüm dünyada “Ultra Trail” olarak tanınan dağ koşuları artık bir süredir ülkemizde de son derece popüler hale geldi. Konuyu yakından bilenler yıl içerisinde ondan fazla koşu organizasyonu olduğundan hevesle katılmaya devam ediyorlar.
 Trail koşularını yaşamak için uygun bulduğumuz Pamukkale Ultra Trail’e birkaç ay önce kayıt yaptırmıştık. Elbette oldukça zorlu olduğu için yol koşuları kadar katılımcısı olmuyor. Bu organizasyon ilanında 15 K – 30 K – 60 K- 100 K – 100 Mil kayıtları açmıştı. 11 Mayıs’ta Ankara’dan Pamukkale’ye ulaştık. Akşam saatlerinde otelimize yerleştikten sonra, ertesi gün kayıt ve malzemelerimizi almak için organizasyonun merkezi olan Karahayıt Richmod Otele gittik. Otel girişinde bizi tüm katılımcıların adının yazılı olduğu bir pankart karşıladı.
Kayıt ve malzeme tesliminden sonra akşam 18.30’da teknik toplantıya çağrıldık. Toplantıda, kayıtların azlığı sebebiyle 100 Mil ve 100 K kayıtlarının 60 K ile birleştirildiğini bu nedenle sadece 3 mesafede koşu düzenleneceği açıklandı. Yarışın etapları ve teknik zorlukları anlatıldı. Mola ve ikmal noktaları ile işaretlemeler hakkında bilgi verildi. Daha önce yarışların saat 9.00-9.15 bandında başlanacağı ifade edilmesine rağmen günün mevsim normallerinin çok üzerinde sıcak geçecek olması nedeniyle başlama saatinin 06.00-06.15’e alındığı açıklandı.
 Ertesi gün biraz da erken kalkarak yarış başlangıç noktasına geldik. 06.00’da 60 K startının verilmesinden sonra 06.15’de 15 K ve 30 K çıkışı birlikte verildi. Trail koşuları orman ve dağda patika koşularıdır. Ancak zaman zaman çok sert çıkış ve inişler sırasında yürümek ve zaman zaman dizler üzerinde sürünmek bile gerekebiliyor. Bu tür yarışların bir zorluğu da işaretlemeler dikkat etmek. Eğer koşmaya dalıp işaretleri kaçırırsanız ormanda kaybolmanız mümkün.


Yarış beklediğim gibi oldu. Yarışın 8. Kilometresinde çok sert bir vadi çıkışında arkadaşımı beklemek için bilinçli olarak geride kalıp bekledim ve yarışı birlikte 2 saat 11 dakikada tamamladık. İlk kez katıldığımız bu yarışta zamandan çok deneyim kazanmak önemliydi. Keyifli bir gün yaşadık.


15 Mayıs 2017 Pazartesi

MALCOLM T. LİEPKE

Çağdaş Amerikan ressamlarından Malcolm Liepke 1953'te doğdu ve Minneapolis'de yaşamını sürdürdü.
Liepke'nin, eserlerinin doruk noktası seçtiği ortamı ustaca kullanmasından kaynaklanıyor. Usta ressamlar  Singer Sargent, Whistler ve Degas gibi,  desenlerinde kullandığı  canlı renklerin yanı sıra sürekli gelişen paleti Liepke'nin benzersiz kimliğini çağdaş bir ressam olarak öne çıkarıyor. 
Resimlerinin çoğunda teması kadın olan Liepke, özellikle göz, dudaklar ve bakışları ön plana çıkarır. Eserlerinde figür temel olan sanatçı; “Vermek istediğim duygular, gerçeği, dolayısıyla bizi daha az yalnız ve daha insan kılacak. Herkes kendi dünyasında yaşıyor ama duygular ne kadar kişisel olursa o kadar fazla insana ulaşıyor ” diyor.
Liepke, çevresindeki insanları fotoğrafladığını, gözüne çarpan fikirleri önce çizim olarak çalıştığını, bunları zaman zaman stüdyosunda duvara astığını, pozları seçtiği model üzerinde denediğini ifade ediyor. Eskizlerinde defalarca saç, kıyafet gibi değişiklikler yapmakla birlikte bireyin özgün özelliklerini bozmadığını aksi halde resimlerin karikatüre dönüşeceğinin altını çiziyor.
Zaman zaman 20-30 kadar resim üzerinde dönüşümlü çalışabildiğini, Sargent ve Velazquez’den etkilendiğini saklamayan sanatçı 1970 li yıllarda Madrid’de Prado Müzesi’nde Velasquez’in çalışmalarını derinlemesine incelediğini, çağdaş 21. Yüzyıl sanatının detaylarında 17. Yüzyılın “tecrit” ve “kararsızlık” gibi temalarını kullanmaya çalıştığını ifade ediyor.
Liepke'nin resimlerinde çoğunlukla güzellik ön planda. Eserlerinde sürekli  insan doğasının çeşitli alanlarını araştırmayı sürdürüyor. Bir ifadeyle biçimlendirilen şehvet, tutkulu bir kucaklaşma, kadınlık ve kadınsı özelliklerin ustaca kullanılması  asli temaları arasında.  Liepke çalışmalarında, konu ile izleyici arasındaki etkileşimi ısrarla araştırmayı sürdürüyor. Cazip bir görünüm, izleyiciyi yakalayan delici bir şehvet dolu bakışlara dönüşebiliyor. 
Liepke’nin eserleri  dünya çapında önde gelen koleksiyonlarda yer alıyor, çok sayıda tablosuyla başarılarına devam ediyor.