7 Aralık 2016 Çarşamba

“ANATOMİ DERSİ” – REMBRANDT van RİJN

Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi (Orijinal ismi: De anatomische les van Dr. Nicolaes Tulp), Rembrandt'ın 1632 yılında, yağlı boya ile tuval üzerinde çizmiş olduğu tablodur. Eser halen Mauritshuis Müzesi'nde sergilenmektedir. Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi , Rembtandt'ın Amsterdam'a taşındıktan sonra yaptığı ilk tablodur. Tabloda, o dönem yılda sadece bir kere düzenlenen anatomi dersi resmedilmiştir. Bu resim kompozisyonu,  grup portresi olarak başarısı, kadavra bedenine ait ayrıntılarıyla ve ışık / gölge kullanımındaki etkileyici tekniğiyle sanat tarihinin önemli yapıtları arasındadır.  Eser 216.cm × 169.5 cm boyutlarında, tuval üzerine yağlıboyadır.
Resimde XVII. yüzyıl Hollandasının ünlü cerrahlarından Dr. Nicolaes Tulp tarafından düzenlenen bir anatomi dersi ve bir grup cerrah tasvir edilmiştir. Resimdeki olay 16 Ocak 1632 tarihinde gerçekleşiyor. Dr. Tulp'un Anatomi Dersi de, tüm sanat eserleri gibi, yapıldığı tarih ve o dönemin özeliklerine göre değerlendirilmelidir. On yedinci yüzyıl Hollandasında bazı salonlarda halka acık kadavra incelemeleri yapılmaktaymış. Resme konu olan ders Dr. Tulp'un Ocak 1632 tarihinde yaptığı yıllık diseksiyondur. (Dr. Tulp ‘un o yıllarda, Hollanda ‘da çok önemli bir cerrah olduğu, meslekdaşları arasında saygın bir yere sahip olduğu, 1629 ile 1653 arasında, cerrah ve öğretmen olarak görev yaptığı da belgelenmiştir) Rembrandt bu eserini, üyelerini portrelerle ölümsüzleştirmek isteyen Amsterdam Cerrahlar Birliğinden gelen sipariş üzerine yapmıştır.
Resimde, Olay bir anatomi dersi olsa da tabloda cerrahi aletler ve kan yoktur, masa üzerinde yatan ve resme bakanlara en yakın konumda bir kadavra,  dersi anlatan Doktor Nicolaes Tulp, dersi izleyen 7 kişi (Dr. Nicolaes Tulp Amsterdam Cerrahlar Birliğinin üyesi ve resimdeki diğer izleyiciler de aynı birliğin üyeleridir) ve sağ alt köşede açık duran kocaman bir anatomi kitabı vardır. Bu kitabın muhtemelen  Andreas Vesalius'un 1543 tarihli De humani corporis fabrica (Fabric of the Human Body) isimli anatomi kitabı olduğu kabul edilir.
Rembrandt, 1632 ‘de yaptığı “Dr Nicolaes Tulp ‘un Anatomi Dersi” resminde kullandığı çabuk çalışma tekniği ile, grup portrelerinde de  yumuşak ve etkin sonuçlar alabilen bir usta olduğunu göstermiştir. Dr. Tulp 1628 ‘de Cerrahlar Loncası ‘ndaki yedi doktor arasında, en başarılı olanlardan biridir. Sanatçı doktorları, resimsel bir zenginlik ve zinde bir tasvir ile ortaya koymuştur. Bu gösteri bütün doktorlarda bir heyecan ve merak uyandırmıştır. Tüm figürler bu olaya kilitlenmiştir. Dikkat ve ilgileri, vücutlarının jestlerinden ve bakışlarından anlaşılmaktadır. Resim anın heyecanını hissettirirken, ışığında etkisiyle, karanlığın içinde yükselen heykelsi bir varlık oluşturur.
Dr. Tulp resimde başında şapka olan tek kişidir ve bu yönüyle diğerlerinden üstün bir konuma alındığı hissettirilmektedir. Dr. Tulp sağ elindeki forseps ile kadavranın sol elini yöneten kas ve tendonları tutmakta ve bunların el parmaklarını hareket ettirme işlevlerini göstermektedir. Üzerinde deney geçirilen ceset bu olaydan bir gün önce silahlı soygunda yakalanarak idama mahkûm edilen Aris Kindt'e ait. (esas adı  Adriaan Adriaanszoon) O tablonun merkezindedir. Cesedin yüzü kısmen gölgelidir. Bu Rembtandt'ın sık kullandığı umbra mortis (ölüm gölgesi), tekniğidir.
Doktor Tulp cesetin kol kaslarını incelemektedir. Diğer cerrahlar ise onu izliyorlar. Tablonun sol üst köşesinde ressamın imzası yer alıyor. Rembrandt'ın bu tabloyu gerçek boyutlarda yapması ve kullandığı ışık ayarı ona doğallık kazandırmıştır. Kadavranın göğsü ve karnı başta olmak üzere bedeni iyice aydınlatılmıştır ve dikkatleri üzerine toplamaktadır. Ancak yüzünün, özellikle yüzün üst kısmının karanlıkta bırakılması resme bakanlara  ölümün soğukluğunu hissettiricidir. Bu resim Rembrandt'ın ışık ve gölge tekniğini ne kadar başarıyla kullandığının çok iyi bir örneği olarak kabul edilir.
Kadavranın bedensel tuhaflıkları ilk bakışta dikkati çekecek kadar belirgindir. Sağ kol sol kola göre kısadır. Kadavranın sağ kolunun diseksiyonun üçüncü günü kesildiği, kolun güdük şekilde sonlandığı, resme uygulanan X-ray incelenmesinde resmin geçirdiği aşamalar ortaya konularak anlaşılmıştır. Rembrandt, kolun bu gorünüşünün estetik sorun yapabileceği düşüncesiyle, daha sonraki bir aşamada, kolu kendisi resimde tamamlamış olabilir. Kadavranın sol elinin duruşu da doğal değildir. Bu garip duruş herhalde Rembrandt'ın hatası değildir. Neden böyle olduğu hakkındaki bir yorum 3. gün hipotezi olarak yayımlanmıştır. Bu görüşe göre bu resim, bir kadavranın normal diseksiyon protokolüne göre açılmış ve 3 gün süren bu normal süreçte kadavranın kolları son gün diseke edilmiş, sol kol da o sırada, sağ kol gibi kesilmiştir. Oysa Rembrandt resmi üçüncü gün yapmış, dolayısıyla kesik olan sol el biraz da eğreti olarak yerine konulmuştur.
Sol kolun anatomik ayrıntıları da sorunludur. Sol el, avuç içi yukarı dönük olarak çizildiği halde, tendon ve kasların, el sırtına ait kas ve tendonlar olduğu, yani ters yöne ait oldukları iddiası vardır. Üzerinde ayrıntılı araştırmalar yapılan konuda gerçek durum tartışmalıdır.
Bir başka anormallik kadavranın başındadır. Kadavranın başının gövde üzerindeki duruşu orta hat üzerinde değildir. Baş, göğüs kafesinin ortasında değil, sağ tarafındadır. Üstelik kadavranın boynu resmedilmemiştir. İdam edildiği için boynunun kırılmış olması akla gelen olasılıktır.
Diseksiyonu izleyen kişilerin dikkatlerinin farklı yerlerde olması ilginçtir. Kadavraya bakanlar kadar, kitaba ya da Tulp’un eline ya da bize bakanlar vardır. Kadavraya en yakın olan kişinin gözleri kadavra üzerindedir. Geri planda bir kişi izleyenlere bakmaktadır. İzleyicilerin alınlarına verilen yoğun ışık bu kişilerin portre karakterleri olarak ön plana çekilmek istendiğini düşündürür. Bu durum orada bulunma amaçlarına uygundur. İzleyicilerin şık kıyafetlerini giymiş olmaları bir diseksiyon ortamı için yadırgatıcıdır. Yaşayanlar olarak, ölüm onlardan zaten uzak iken, bu kıyafet tarzı, ölüm ile kendi aralarındaki mesafeyi daha artırıcı etki yaratmayı hedeflemiş olmalıdır.
Arkada Dr. Tulp'a yakın duran kişinin elinde bir not görülmektedir Bu notta izleyicilerin isimleri yazılıdır. Bu kişinin arka üst tarafında karanlık olan bölgede duvarın detayına bakılırsa burada da resmin yapıldığı tarih olan 1632 yılının ve Rembrandt'ın adı olduğu görülecektir.
Yapıtta psikolojik gerilim ve resimsel başarı çok yüksektir ve bu resim, sanatçı için bir dönüm noktası olmuştur.
Hollandalı ressam Vincent Van Gogh, kardeşi Theo’ya yazdığı bir mektupta ‘’Rembrandt’ın Anatomi Dersi adlı eserini gördün mü?’’ diye sorar, ardından ise ‘’…Tenin tonlarını hatırlıyor musun? Toprak, çırılçıplak toprak, özellikle de ayaklar… Bir de yer yer-aslında bütünüyle-giysinin tonuyla yüzün tonu.”
Resmin taşıdığı mesaj konusunda da pek çok görüş belirtilmiştir. Özel bir mesajının olup olmadığı elbet bilinemez. Algılanan mesaj resme bakanların bilişsel ve psikolojik algısına göre dile getirecekleri öznel yorumlar olmak durumundadır. İdam sonrası bir bedenin parçalara ayrılmış olarak temsil edilmesinin bizde yarattığı duygu yaşanan dünyanın acımasız olduğudur. Feci bir infaz sonrası bedenin malzemeye dönmesi insanda derin yara açabilir. O kırık boynu görerek idam cezasının ne denli dehşet verici olduğuna tanık olmak pek çok kişiyi ürpertir. Üstelik, tıp öğrencileri için bir eğitim yöntemi olan diseksyonun, eğitim amacıyla değil de, bazı kişilerin, parayla portre yaptırmak amacıyla verdikleri bir sipariş üzerine, şık kıyafetler eşliğinde yapılıyor olması kendi başına bir hüzün kabul edilebilir. Eğer var idiyseler, Aris Kindt'in yakınlarının, lime lime parçalara ayrılma olayından çektikleri azap feci olmalı. Bu işlemin, iktidar ve toplum tarafından ölmüş kişiye verilen yeni bir ceza olduğu da tartışılabilir. Ancak resmin yapıldığı çağda tıbbın henüz emekleme döneminde olması, insanların bilgiye açlığı ve sonuçta bu resmin döneminde uyandırdığı büyük ilgi tıp tarihinde görsel araştırmayı tetiklemiştir de denebilir.

Faydalanılan kaynaklar:





6 Aralık 2016 Salı

KASIM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 9

 
KİTABIN ADI
Konstantinopolis (Bizans’tan kalanların izinde)
KİTABIN YAZARI

Prof. M. Suat Çakmak

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Kerasus Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2016
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
168 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
8/10  (Çok sayıda baskı ve dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
8/10

 
Suat hoca, bir Makine Mühendisi. Ama tarih ve arkeoloji sevgisi sonucu oldukça ilginç bir kitap üretmiş.

Eski yedi tepeli İstanbulu adım adım gezerek, Bizans dönemindeki saray, kilise, sur vs. tüm şehir planını yeniden rekonstrüksiyon çizim ve resimlerle okuyanların zihninde canlandırmaya çalışmış.

Bu rehber kitap eşliğinde imparatorluk başkentini adım adım gezme şansınız var. Yalnız eser, sanırım, biraz aceleye geldiği için veya daha hacimli olması istenmediği için bir çok yapının sadece ismi yazılıp bırakılmış.

Baskı hatalarına ve kısmen eksikliğine rağmen, İstanbulu gezerken kesinlikle elinizde bulunması gereken, pek çok istanbullunun dahi bilmediği bilgilerle çok faydalı bir el kitabı.



Prof. Suat ÇAKMAK
Doğum
AYDIN, SÖKE, 1927
Lisans
İSTANBUL, İSTANBUL TEKNİK OKULU, MAKİNE BÖLÜMÜ, 1950
Yüksek Lisans
İSTANBUL, İSTANBUL TEKNİK OKULU, MAKİNE BÖLÜMÜ, 1950
Akademik Unvanlar
DOÇ., İSTANBUL DEVLET MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK AKADEMİSİ, MAKİNE BÖLÜMÜ, 1978
ÖĞR.GÖR., İSTANBUL DEVLET MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK AKADEMİSİ, MAKİNE BÖLÜMÜ, 1973
ÖĞR.GÖR., İSTANBUL TEKNİK OKULU, MAKİNE BÖLÜMÜ, 1969
ASİSTAN, İSTANBUL TEKNİK OKULU, MAKİNE BÖLÜMÜ, 1960
PROF., YILDIZ ÜNİVERSİTESİ, MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ, MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ, KONSTRÜKSİYON ANABİLİM DALI, 1988
DOÇ., YILDIZ ÜNİVERSİTESİ, MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ, MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ, KONSTRÜKSİYON ANABİLİM DALI, 1982
İdari Görevler
DENİZLİ DEVLET MÜHENDİSLİK MİMARLIK AKADEMİSİ, MAKİNE BÖLÜMÜ, BÖLÜM BAŞKANI, 1977 - 1978
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ, MAKİNE FAKÜLTESİ, MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ, KONSTRÜKSİYON ANABİLİM DALI, ANABİLİM DALI BAŞKANI, 1992 - 1994
YILDIZ ÜNİVERSİTESİ, MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ, MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ, KONSTRÜKSİYON ANABİLİM DALI, ANABİLİM DALI BAŞKANI, 1991 - 1992

5 Aralık 2016 Pazartesi

KASIM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 8

 
KİTABIN ADI
Rosa Luxemburg (Her şeye rağmen tutkuyla yaşamak – im Lebensrauch, trotz alledem)
KİTABIN YAZARI

Annelies Laschitza

KİTABIN ÇEVİRMENİ
Levent Bakaç
KİTABIN YAYINEVİ
Yordam Kitap
KİTABIN BASKI YILI
2010
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
475 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10

 
Rosa Luxemburg, ülkemizde sol kesimde ismi bilinen ama yaşama ve mücadeleleri hakkında çok az kişinin bilgisi olduğu, önemli bir sosyalist önderdir.

Pek çok yazısı ve eseri kısmen tercüme edilip yayınlanmışsa da yaşamının genel hatlarına ilişkin daha önce bu denli kapsamlı bir biyografi yayınlanmamıştı. Tamamen kendi çabası, bilgisi ve hitabet yeteneği ile kısa sürede Alman Sosyal Demokrat Parti içinde sivrilen, ancak kadınların seçilme hakkı bulunmadığından parlamentoya giremeyen Rosa, partinin giderek sağa yatması üzerine Bağımsız Sosyal Demokrat Parti kurucuları arasına giren ve fakat bu partinin de dünya savaşında yanlış politikalar üretmesi üzerine meşhur “Spartaküs Grubu”nu kurmuş, savaş ertesi devrim günlerinde Almanya’da oluşan –çok az kimsenin bildiği- Sovyet oluşumlarında aktif rol oynamışsa da, iktidarın, devrimi yok etmek için yoldaşı Karl Libknecht ile birlikte Rosa’yı barbarca öldürerek devrimci oluşuma son vermesinin keskin hikayesini satır satır okuyacaksınız.

Lenin’le doktrin konularında çokça çatışmışsa da onu her zaman takdir etmiş olan Rosa, Rusya’daki Sovyet devrimini coşkuyla selamlamış elinden gelen desteği vermiştir.

Bu, incecik yapılı ama muhteşem beyinli kadını, ölümünün 100. yılı yaklaşırken tanımak her ilericinin ve daha öncesi tüm kadınların görevi olduğunu düşünüyorum.



Annelies Laschitza (* 6. Februar 1934 in Leipzig) ist eine deutsche Historikerin.

Leben

Laschitza studierte und lehrte in der DDR, konzentrierte sich auf die deutsche Arbeiterbewegung vom Ausgang des 19. Jahrhunderts bis 1918. Sie wirkte mit an den "Gesammelten Werken" von Rosa Luxemburg, wobei sie unter anderem auch Liebknechts Witwe Sophie Liebknecht als Zeitzeugin befragen konnte. Im 4. Band der Werkausgabe erschien zum ersten Mal der Text  »Die russische Revolution«, ein Fragment aus dem Jahre 1918, das wegen kritischer Passagen Luxemburgs zur Oktoberrevolution bisher in der DDR nicht erscheinen durfte. Laschitza wurde 1971 zur Professorin berufen und war Beraterin des Luxemburg-Films von Margarethe von Trotta, der 1986 große Aufmerksamkeit erregte und im November 1986 auch in der DDR aufgeführt wurde.
1991/92 lehrte sie zeitweise an der Universität Bremen. Nach ihrer Emeritierung blieb sie wissenschaftlich aktiv und arbeitet an Ergänzungsbänden zur Luxemburg-Ausgabe – mit Texten, die entweder in der DDR nicht erscheinen konnten, oder erst jüngst in Archiven aufgefunden wurden bzw. aus dem Polnischen übersetzt werden. Im Jahr 2014 erschien Band 6. der Luxemburg Gesammelte Werke im Berliner Karl Dietz Verlag.
Laschitza gilt dementsprechend als eine der besten Kennerinnen des Leben und Werks von Rosa Luxemburg.
1966 wurde ihr in der DDR der Vaterländische Verdienstorden in Silber verliehen.

Eserleri

Monographien:
·         Im Lebensrausch, trotz alledem. Rosa Luxemburg. Eine Biographie, Berlin 1996.
·         Die Liebknechts - Karl und Sophie, Politik und Familie, Berlin 2007.
Aufsätze:
·         Rosa Luxemburg und Karl Liebknecht im Kampf gegen den drohenden Krieg 1911 bis 1913, in: Jahrbuch für Forschungen zur Geschichte der Arbeiterbewegung, Heft II/2014.

2 Aralık 2016 Cuma

KASIM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 7

 
KİTABIN ADI
Çanakkale Seferberliği (Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi)
KİTABIN YAZARI

Mustafa Selçuk

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Kitap Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2016
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
172 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  (1Dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10


Çanakkale Savaşı hakkında yerli ve yabancı çok sayıda kitap bulunuyor. Meraklısının cephe ve savaşlar hakkında edinebileceği çok sayıda kaynak var.

Ancak, cephede savaş sürerken, cephe gerisinde ve özellikle İstanbul’da neler oluyordu? Halk, eğitim, saray ne durumdaydı, neler yapıyordu? Bu konuda kaynak çok az. Değişik anı kitaplarında kısmen değinmeler bulunmakla birlikte ne yazık ki bilgi edinebileceğimiz belge ve kaynak sayısı çok sınırlı. Bu kitapta, oldukça kısa olsa da cephe gerisine atılmış bir bakış var.

Kaynakların çoğalması dileğiyle, kitabın altı ana başlığını vereyim: “Çanakkale cephesinde ilk bombardımanlar ve İstanbul’da yaşananlar”, “Marmara’da denizaltı faaliyetleri”, “Çanakkale kahramanlığını yaşatma faaliyetleri”, “Eğitim ve toplum: Bir neslin yok oluşu”, “Çanakkale cephesinde iaşe” ve “Osmanlı Erkan-ı Harbiyesi’nin neşrettiği Çanakkale muharebeleri tarihi külliyatı”.

Tarihe ilgi duyanlar için.



30 Kasım 2016 Çarşamba

"YILDIZLI GECE" - VİNCENT van GOGH

Yıldızlı Gece (Felemenkçe: De sterrennacht), Hollandalı ressam Vincent van Gogh tarafından yapılan yağlı boya tablodur. Tablo, şu anda New York'daki Museum of Modern Art Müzesinde bulunmaktadır.
Ressam, tabloda Fransa'da kaldığı odanın penceresinden Saint-Rémy-de-Provence köyünün gece veya sabaha karşı  görünüşünü resmetmektedir Bu eser, Van Gogh’un yıldızları resmettiği ilk tablosudur.
Van Gogh, en ünlü eserlerinden olan bu tabloyu; gün boyunca hafızasından yapmıştır.
Van Gogh, dostu Gauguin ile bir tartışma sonrasında yaşadığı meşhur meşhur kulak kesme macerasından birkaç gün sonra geçirdiği ruhsal çöküntü üzerine Güney Fransa'da bulunan Saint-Rémy-de-Provence köyünde bulunan bir senatoryuma kaldırılır. Burada kaldığı hastane odasında bir yandan iyileşmeyi beklerken bir yandan da çalışmalarına devam eder. Gececil olarak tanımladığımız ressam, geceleri manzarayı izleyerek görüntüleri beynine kaydedip gündüzleri de tuvale aktarmıştır. Bu yüzdendir ki bazı kaynaklarda ressamın eseri aklından yaptığı geçmektedir.

Yıldızlı Gece muhtemelen Van Gogh’un en ünlü ve üzerine en fazla tartışma yapılan resmidir.
Yıldızlı Gece'nin şöhreti, bir yana işin ilginç tarafı Van Gogh'un bu resim hakkındaki kişisel görüşlerinin çok sınırlı olarak bilinmesidir. Bunun temel nedeni, bu resme yalnızca iki mektubunda değinmiş olmasıdır. Genelde kardeşine yazdığı mektuplarda bazı resimlerini oldukça detaylı olarak anlatmıştır. Ancak bu durum Yıldızlı Gece için geçerli değildir.

Eserde, köyün meydanı gecenin karanlığında girdaba kapılarak dönen gökyüzünün altında resmedilmiştir. Yıldızlı Gece'nin burgaçlı tarzı, birçok kişiye gece göğünü canlı hale getirmek için yapılmış izlenimi verir. Sağ taraftaki dağlar, Alpilles dağ sırasını göstermekte. Köy evlerinin küçük pencerelerinden çıkan sarı ışık gece yaşamına dikkat çekmekte. Evlerin bulunduğu bu bölgede en çok dikkat çekici öge, uzun çan kulesi olan küçük kilise. Resmin ön planında bulunan, gökyüzüne doğru alevler şeklinde uzanan servi ise Van Gogh tarafından resme derinlik katması amacıyla sonradan eklenmiştir. Bazı sanat eleştirmenlerine göre bu ağaçlar Van Gogh için ölümü ve huzuru temsil etmekte.

Bir diğer nokta ise, izleyicinin resme baktığı açı. Bizler adeta bir binanın üst katlarından manzarayı izliyormuşuz gibi. Bakış açısı ressam tarafından yer seviyesinden oldukça yukarıda seçilmiş. Buradaki amaç ise çok büyük bir ihtimalle ressamın, gökyüzünün resmin büyük çoğunluğunu kaplamasını istemesidir. Böylece bakmakta olduğumuz köy gökyüzünün altında oldukça mütevazi ve şirin duracaktı. Ki öyle de olmuş, değil mi?

Solda bulunan hilal şeklindeki parlak ay, resmin bir diğer ilgi çekici ögesi. Yıldızlar ise Büyükayı Takım Yıldızı'na benziyor. (Van Gogh tablolarında sık sık gerçek ortamları resimlese de, sanat tarihçileri Yıldızlı Gece'de tam olarak hangi yıldız ve gezegenlerin betimlendiği konusunda aynı fikirde değiller.) Yıldızların resmedilmesi hakkında ilginç bir görüş var. Van Gogh'un resmi yaptığı dönemde eskisi kadar dindar olmadığını biliyoruz, ancak yine de bir ihtimal de olsa Eski Ahit'teki Yusuf'un öyküsünden etkilenmiş olabileceğini düşünen sanat eleştirmenleri var. Çünkü yıldızlar, Van Gogh'un pencereden bakarak görebileceği bir konumda değildi. Yani geceleri izleyip, gündüzleri aklında kalanları resmettiği bu mekan bugün hâlâ resimdeki gibi olmasına rağmen, bulunan bölgeden tam tersi taraftan yıldızlar görünüyor. Eski Ahit'te yer alan bölümde ise şunlar geçmekte:

"Bak, bir rüya gördüm" dedi, "güneşin, ayın ve onbir yıldızın bana doğru eğildiklerini gördüm."
Tekvin 37:9

Renklere gelecek olursak... Ay ve yıldızların sarı, turuncu ve beyazın parlak tonlarındaki ışıkları remin geneline hakim. Bu renkler Prusya mavisi, lacivert ve morun ağır tonunu kırarak resme adeta aydınlık katıyor. Aynı zamanda bu parlak doğal ışıklar evlerin pencerelerinden sızan yapay ışıklara göre son derece güçlü görünüyorlar.

Van Gogh'u diğer birçok sanatçıdan farklı kılan tekniği, boyaları palet üzerinde karıştırmadan doğrudan tüplerden alıp kullanmasında yatar. Bu şekilde kalın, geniş ve kaba fırça darbeleri ile resimdeki renkler ve tonlar hiçbir zaman karışmaz. Bir gece resmi için renklerin birbiri ile kaynaştırılıp karaltılar ve siluetler oluşturulması beklenirken Van Gogh bu belirgin darbeleri resimde koruması ile seyirciye farklı bir gece deneyimi yaşatıyor. Ay ve yıldızların ışıkları sanki çevrelerinde dairesel olarak dönmekte, uyumlu şekilde gökyüzündeki bulut hafif bir rüzgarla kıvrılmakta, dağların yüzeyi, köyün ağaçları ve ön plandaki serviler hep bu rüzgarın etkisiyle dans etmektedir sanki. Gözlerinizi kapayıp tekrar açtığınızda resmin canlanacağını sanırsınız. Van Gogh'un bu etkiyi sadece renkler ve fırça darbeleriyle yaratmış olması da onun dehasının farkına varmamız için yeterlidir.

Ressamın zor hayatını, ruhsal gelgitlerini ve çaresizliklerini duygusal kırılganlığı ile harmanladığı bu eser onun için bir umut arayışı mı, yoksa sakinliğe ve huzura dair bir özlemi mi simgeliyor, bunu asla tam olarak bilemeyeceğiz. Fakat, gecenin karanlığında parlayan ay ve yıldızların altındaki bu kasaba manzarası tüm zamanların hafızalarda en çok yer eden görüntülerinden biri olmaya devam edecek.

Bazı kimseler bu resmi Vincent'ın yine çok ünlü ve aynı derecede çalkantılı olan bir diğer resmi "Buğday Tarlası ve Kargalar" ile kıyaslamışlardır. Bu iki resmin düzensiz stili ızdırap içindeki bir beynin yansıması mıdır? Yoksa Vincent'ın gece gökyüzünü hareketlendiren sarmallarının ardında başka bir şeyler mi gizlidir? Tüm bu sorular "Yıldızlı Gece"yi yalnızca Van Gogh'un en ünlü resmi yapmakla kalmayıp aynı zamanda anlamı ve önemi üzerine en çok kafa yorulan resmi yapmıştır.

Van Gogh’un boyaları kullanmadaki özgün tekniği ve kendine has fırça darbeleri ile hemen fark edilen bu resim pek çok şiire, romana konu olmasının yanı sıra Don McLean’in ünlü şarkısına ("Vincent" veya "Starry, Starry Night") da ilham kaynağı olmuştur.

1.      Küçük not;

Van Gogh'un resmi yaptığı dönemde sık sık geçirdiği nöbetler yüzünden akıl sağlığının da pek yerinde olmadığı biliniyordu. Zaten senatoryuma yine geçirdiği bir psikolojik bunalım nedeniyle kaldırılmıştı. Arkadaşı Paul Gauguin'e saldırmış hatta onu öldürmeye çalışmıştı. Bu yaptığından daha sonra büyük pişmanlık duyarak bir kulağını kesmiş ve otoportresini yapmıştı. Dolayısıyla resimdeki şiddet ve dalgalanmalar ressamın o tarihlerde içinde bulunduğu psikolojik durumu da yansıtıyordu.

2.      Küçük not;

Van Gogh, Yıldızlı Gece resmini Saint-Remy’deki akıl hastanesinde yatarken ve sıkça gelen nöbetler yüzünden akıl sağlığının çok da düzenli olmadığı bir zamanda yaptı, odasının camından güneşin doğuşunu izlemiş ve çok etkilenmişti. Bu konuda, Van Gogh’un bu resmi gerçeğine bakarak değil, yalnızca hayal gücünü kullanarak yaptığını söyleyen görüşler  mevcut.

3.      Küçük not;

Bir başka görüşe göre, uzun çalışmalar ve hesaplamalar sonunda, tablonun 25 Mayıs 1889, saat 04:40'taki gökyüzünü gösterdiği tespit edilmiştir. Ay'ın henüz ilk hilal biçiminde olması ve Venüs gezegeninin ufukta görüntülenmiş olmasından yola çıkılarak tablodaki yıldız ve gezegenlerin gün doğarken resmedildiği anlaşılmıştır.

Faydalanılan kaynaklar: