13 Şubat 2013 Çarşamba

LEFKOŞA

İlk olarak Kıbrıs’a ve Lefkoşa’ya 1985 yılında gitmiştim. Daha sonra akraba ziyareti için 2000 yılındaki ziyaretimizden sonra geçen ay 3. Kez adaya geçtik. Özellikle en kapsamlı şehir gezimi bu gidişimde yaptım sayılır.
Ancak özellikle 1985’den sonra Kıbrıs büyük dönüşümler yaşamış durumda. Aşağıdaki gözlemlerim sadece kişisel olmakla birlikte zaman içinde gidip gelenlerin genel olarak katılacaklarını sanıyorum.
 1985 yılında Kıbrıs hala Türkiye için cazip bir alışveriş merkeziydi. Özellikle bazı ithali güç malların kolaylıkla ve ucuza bulunabilmesi buraya geziyi özendiriyordu. Bugün ise alışveriş bakımından Kıbrıs’ın hiçbir özelliği kalmamış durumda. Neredeyse satılan malların %90’ından fazlası Türkiye’den giden mallar. Belki cazip olabilecek tek alışveriş unsuru çay ve içki. Dolaştığınızda Seylan ve İngiliz kökenli çayları oldukça ucuza bulma imkanınız var. İçki açısında da fiyatlar (yurtdışına gidip gelenler iyi bilir) neredeyse free shop fiyatlarından daha ucuz. Örneğin bir şişe viskiyi 19,90 TL’ye alabilirsiniz. (Türkiye’de marketlerde 65,00 TL’den aşağı yok) 70’lik Yeni rakı (üstelik export damgalı) 25.00 TL (Türkiye’de 45,00 TL)

 Konuştuğumuz Kıbrıs’ta yaşayan dostlarımız, özellikle tekstil alışverişlerini Türkiye’den yaptıklarını söylüyorlar. Yakın zamana kadar özellikle memur maaşlarının yüksek olması refahı bir ölçüde artırmış. Karı koca birlikte memur olarak çalıştıklarında ellerine 7-8.000 TL geçiyormuş. (Ancak son zamanlarda Türkiye’nin baskısıyla işe giriş maaşları 1.500 TL’ye düşürülmüş) Şehirde dolmuşlar dışında toplu ulaşım yok. Pek çok kişi araba sahibi. Yolların darlığı zaman zaman trafik sıkışıklığı doğuruyor.
Şehirler arası yollar gidiş geliş duble yol yapılmış. Yollarda polis yok ama tüm yollar fotoğraf çeken radarlarla dolu. 65 milin üzerindeki hıza ceza yazıldığı belirtiliyor. Trafik, bildiğiniz gibi soldan. Hukuk sistemlerinde de İngiliz izleri devam ediyor. Her ne kadar Kıbrıs’taki hukuk fakültelerinde Türk sistemi öğretiliyorsa da staj döneminde Kıbrıs hukuku öğretiliyor. Her şehirde sadece kaza mahkemeleri var. Bana anlatıldığına göre her tür davalara bakıyorlar. İcra sistemleri de farklı imiş. Başvuruyu alan icra müdürlüğü, ayrıca talep olmadan tüm hukuki işlemleri yapıyor imiş.
 Lefkoşa’nın özellikle sınıra yakın eski mahallelerinde çok sayıda bina koruma altına alınmış. Bazı binalarda yıkılmadan bekletiliyor. Güneyle 6 noktada giriş çıkış kapısı açılmış. Rumlar özellikle kumarhanelere ve tekstil alışverişine rağbet ediyorlarmış. Kuzey’den de güneye daha çok sağlık için gidiliyormuş. Rum hükümeti özellikle (belki de propaganda amacıyla bilmiyorum) vatandaşlara sağlık hizmetlerini bedava sunuyormuş. Güney, sadece Kıbrıs doğumlu KKTC’lileri kabul ediyor.

Özellikle şehir içindeki kapılardan günübirlik geçişlere imkan tanındığından, turistler de kuzeye geçtiğinden turizmde belli bir canlanma var.
Sadece nüfus cüzdanıyla geçebildiğiniz Kıbrıs sizleri bekliyor. Sadece kumar için değil, deniz kum güneş ve tarihte yolculuk içinde seçebileceğiniz bir gezi olduğunu unutmayın.

6 yorum:

  1. Suyun pahalı olduğunu duymuştum.Sağlık hizmetinin siyasete bulaşması çirkin ama gerçek ortada...Birde özel üniversite var sanırım.Bi arkadaşım hemşirelik okumuştu.Fotolar muhteşem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için sonsuz teşekkürler.

      Sil
  2. Lefkoşe de şeftali kebabı yemek isterken kendimizi iskender yerken bulmuştuk.. kıbrıs eski zamanlara yolculuk gibi.. Aziz San Barnabas'ı gezdiniz mi? çok beğenmiştim ben orasını..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıbrıs'a her gittiğimde şeftali kebabını yedim ama bir türlü beğenemedim. Yalnız evde yapılanı güzeldi. Bahsettiğiniz yeri görmedim. Zaten gezilerim işten artan vakitte olduğundan ancak bu kadar zaman ayırabildim. Umarım bir sonraki gezide...

      Sil
  3. merkeze uzak bi yer ova gibi bir yerdeydi..aziz san barnabas ilk hristiyanlardanmış sanırım..çok gzüel ikonlar vardı fotoğraf çekmek yasaktı. şimdi ki tv ler gibi ikona yandan baktığınızda sanki gözleriyle sizin karşınızda gibi size bakar gibiydi..bahçesi çok huzurluydu.. o zamanlar dıjıtal makina olmadığı için az foto çekmiştik :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aziz Barnabas bildiğim kadarı ile İznik konsilinde kabul edilmeyen İncil'lerden birinin yazarıdır. eğer onun adının verildiği bir yer ise gidilmeye değer olmalı. bir sonraki gidiş sırasında araştıracağım.

      Sil