2 Mayıs 2012 Çarşamba

ATATÜRK VE TAM BAĞIMSIZLIK

Dün olduğu gibi bugün de, bazı politikacıların mantığında ve dilinde, kavramlar niteliklerini değiştirmektedirler. Bu gibiler, birbiriyle açıkça çelişen kavramları aynı zamanda savunabilmek gibi bir “hüneri” gösterebiliyorlar. İçtenlikten yoksun veya kavramları birbirinden ayırt edemeyen bu düşünüşteki kişiler, siyahla beyazı bağdaştırmanın yolunu buldukları kanısındadırlar. Böyle bir bağdaşma sonucunda ortaya çıkan artık gridir. Grinin, beyaz ya da siyah olmadığı şüphesizdir. “Vesayetle bağdaşan bir bağımsızlık” da, “TAM VE GERÇEK BAĞIMSIZLIK” değil, olsa olsa sadece “yarı bağımsızlık”; başka bir deyimle “YARI BAĞIMLILIK” dır. Hatta uygulamada, en önemli noktalar da kendisini gösteren bağımlılık, fiilen “tam bağımlılık” sonucunu bile doğurabilir. İşte bugün geri kalmış bir ülkenin, örneğin Türkiye’nin çeşitli önemli noktalarda ve alanlarda bağımlı duruma gelmesini küçümsemeye çalışan kişilerin tutumlarını aydınlatma bakımından, bu düşünü Sivas Kongresindeki öncülerini gün ışığına çıkarmak faydalı olacaktır. Gerçekten Sivas Kongresi sırasında, bu gibi kavram cambazlarına bol bol rastlanmaktadır. Bu nedenle zamanımızda, “Amerika’nın vesayetini kabul eden, onsuz yaşayamayacağımızı, ona tabi olmamızın normal bir şey olduğunu” belirten, hem de “bağımsızlık edebiyatından faydalanmayı ihmal etmeyen siyaset adamlarının varlığına tanık oldukça, Sivas Kongresindeki Amerikancıların sözlerini ve tutumunu hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.
Mustafa Kemal, Sivas Kongresindeki görüşmeleri anlatırken, bağımsızlıkla, güdümü bağdaştırmaya çalışan bu kelime cambazları hakkında şöyle diyordu:

Refet beyin söylediği şuydu: “Güdümün bağımsızlığı zedelemeyeceği kuşku götürmez iken, bazı arkadaşlarımız: “BAĞIMSIZ MI KALACAĞIZ, YOKSA GÜDÜMÜ MÜ KABUL EDECEĞİZ?” yollu bir takım düşünceler ileri sürüyorlar. Onun için her şeyden önce güdümün ne olduğu anlaşılmalıdır. Bununla birlikte, güdümden söz açmadan önce de, zihinleri gıcıklayan bu raporda, bu deyime ne gözle bakıldığını anlamak gerekir. Fazıl Paşa Hazretleri, “bağımsızlığı koruma koşulu ile güdüm” buyuruyorlar.
Refet bey diyordu ki: “Bizim, Amerikan güdümünü yeğ tutmaktan amacımız, bütün toplumları tutsak kılan yürekleri, vicdanları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak, yumuşak ve ulusların vicdanlarına saygı gösteren Amerika’yı kabul etmektir. Yoksa asıl iş para işi değildir. Söz olarak, güdüm ile bağımsızlık birbirine engel şeyler değildir; yalnız, eğer biz gerçekte güçlü olmazsak, işte o zaman güdüm altında eziliriz ve o zaman güdüm bizim için bağımsızlığı bozucu olur.”
Bugün Amerika’nın vesayetini savundukları halde bağımsızlığımızın da hiçbir suretle zedelenmeyeceğini (hatta gölgelenmeyeceğini) iddia eden (bağımsızlığımızı zedelemeğe razı olmanın vatana ihanet olduğunu teslim etikleri halde, tuttukları sakat yolu kusursuz sayan) bazı kelime oyuncuları vardır ki, bunların “çelişme şaheseri olan açıklamaları”nı dinlediğimiz zaman, Sivas Kongresindeki görüşmeleri dinler gibi oluyoruz.

MUAMMER AKSOY, ATATÜRK VE TAM BAĞIMSIZLIK sf.88



2 yorum:

  1. Mustafa Kemal Paşa, 11 Haziran 1921 tarihinde, o dönemin Ankara’daki Fransız temsilcisi olan Franklin Bouillon’a “İSTİKLÂL-İ TAM, DERUHTE ETTİĞİMİZ VAZİFENİN RUHÎ ASLİSİDİR” dedikten sonra, tam bağımsızlıktan ne anladığını şöyle açıklamıştır:

    "İSTİKLAL-İ TAM DENİLDİĞİ ZAMAN, BİTTABİ SİYASİ, MALİ, İKTİSADİ, ADLİ, ASKERİ, HARSİ VE İLA AHİRİ HER HUSUSTA İSTİKLAL-İ TAM VE SERBEST-İ TAM DEMEKTİR. BU SAYDIKLARIMIN HERHANGİ BİRİNDE İSTİKLALDEN MAHRUMİYET, MİLLET VE MEMLEKETİN, MANAYI HAKİKİSİYLE İSTİKLALİNDEN MAHRUMİYET DEMEKTİR."

    Onun için Mustafa Kemal Paşa’nın “HALÂS-I HAKİKİ İSTEYENLERİN PAROLASI BU OLACAKTIR” şeklinde tanımladığı Ulusal Bağımsızlık savaşımızın parolası “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM”dür.

    Onun için Gazi Paşa “İSTİKLÂLİMİZİ EMİN BULUNDURULABİLMEK İÇİN, HEYETİ UMUMİYEMİZCE, HEYETİ MİLLİYEMİZCE BİZİ MAHVETMEK İSTEYEN EMPERYALİZME KARŞI VE BİZİ YUTMAK İSTEYEN KAPİTALİZME KARŞI HEYETİ MİLLİYECE MÜCADELEYİ CÂİZ GÖREN BİR MESLEĞİ TAKİP EDEN İNSANLARIZ” şeklinde konuşur. Emperyalizme ve kapitalizme karşı olmanın nedeni “İSTİKLALİMİZİ EMİN BULUNDURABİLMEK”tir.

    Onun için Mustafa Kemal Paşa, kendini “İSTİKLAL VE HÜRRRİYET BENİM KARAKTERİMDİR” diye tanımlar.

    Onun için Gençliği Hitabe’nin başlangıcında, özellikle bir bağımsızlık vurgusu yapılır:

    “BİRİNCİ VAZİFEN, TÜRK İSTİKLÂLİNİ, TÜRK CUMHURİYETİNİ, İLELEBET, MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEKTİR.”

    Onun için "aklın inançtan, bilimin dinden bağımsızlaşması" demek olan laiklik Atatürk için çok önemlidir.

    Ve sonuçta bugün, bağımsızlığımızı yitirdiğimiz için Atatürk ve laik Cumhuriyet hedeftedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Serdar bey,
      Güzel bir ek oldu teşekkürler.

      Sil