1 Şubat 2017 Çarşamba

“ARNOLFİNİ’NİN EVLENMESİ”- JAN VAN EYCK

Arnolfini'nin Evlenmesi (özgün adı: Portret van Giovanni Arnolfini en zijn vrouw), ressam Jan van Eyck'e ait, 1434 yılında yapılan yağlıboya tablodur.
Flaman ressam Jan Van Eyck‘in 1395’te doğup 1441’de öldüğü biliniyor. Ressamlığı boyunca “Elimden gelenin en iyisi” mottosunu benimseyerek davranan Van Eyck‘in 1434 senesinde yaptığı bir çiftin portresi, döneminde ve resim tarihinde bir kilometre taşı oldu. “Arnolfini Portrait” adlı bu eser, Toskanalı bir tüccar Giovanni di Nicolao Arnolfini ve eşi Giovanna Cenami‘nin evlilik gününü konu ediniyor. 19. Yüzyıl ortalarında Londra Ulusal Galerisi tarafından satın alınan eser, 82.2 x 60 cm‘lik ahşap panel üzerine yağlıboyayla resmedilmiş. 
The Arnolfini Wedding, “The Arnolfini Marriage“, “Portrait of Giovanni Arnolfini and his Wife gibi birçok isme sahip olan eser, dilimize “Arnolfini’nin Evlenmesi” veyahut “Arnolfini’nin Düğünü” şeklinde çevrilmiştir.
Tüm sanat dünyası tarafından kabul edildiği üzere, bu resim, resim sanatının en nadide örneklerindendir. Biçimsel başarısının yanı sıra, resim tarihinde de önemli bir yere, ilklere sahiptir. Rönesans'ta yeni yeni ortaya çıkan ve giderek yavaş yavaş yayılmaya başlayan burjuvazi, eskiden yalnızca kilisenin ve soyluların hizmetinde olan sanatı, kendine doğru çevirmeye başlamış; ‘para karşılığı sanat’ diye düşünmüştür. 
Ama yeni sınıfın doğuşuyla birlikte, değişim kanunları devreye girmiş ve resim sanatına "renk" gelmiştir. Bir tüccar olan Arnolfini'nin resmi, (Bunu, Arnolfini’nin bir tüccar olduğu konusunda yoğun iddialar üzerine söylüyoruz)  15. yüzyıldan sesini duyurmaya başlayan bir sınıfın ifadesi olarak önemlidir.
Arnolfini’nin Evlenmesi‘nin bu kadar önemli olmasını bir başka nedeni de, resmin dinle ilgili olmaması. O zamanlar sürekli dinle ilgili yapılan resimler olduğundan bu resim hemen aralarından ayrışıyor. Diğer önemli bir noktası da oldukça gerçekçi bir şekilde resmedilmiş olması. Zengin kıyafetler, parlak renkler, simgesel anlamı olan nesneler; tüm bu detayların bir araya getirilip Van Eyck eseri olarak karşımıza çıkışının ne denli önemli olduğunu aşağıda daha geniş olarak irdeleyeceğimiz detaylardan daha iyi anlayacaksınız.
Bu zamana kadar resimdekilerin hangi Arnolfini olduğu konusunda da tam bir anlaşmaya varılamamış olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Flaman resminin belli başlı özelliklerini taşır resim: Yani,  Ayrıntılar ve simgesellik. Arnolfini'nin yüzündeki ifade, gölgeler, giysisinin dokusu. Karısının giysisinin dokusu ve kıvrımlar. Alttaki köpeğin her tüyünün sapıkça [sanat tarihinde buna "sabırlı" denir] bir ayrıntıyla işlenmiş oluşu. Pencereden içeri sızan ışığın yüzler ve giysiler üzerinde yarattığı etki.
Simgesellik ise çözülmesi zor, ilk bakışta doğal gelen bazı canlı ve nesnelerle verilmiştir bize. Örneğin tepedeki avizede yanan tek mum üzerine birkaç spekülasyon vardır. Belki tanrının ışığıdır, belki de öylesine yanan mum. Kadının başındaki beyaz örtü büyük bir ihtimalle onun bekaretine ve dolayısıyla temizliğine gönderme yapar. Diğer bir simge yerdeki köpektir. Sıradan bir köpek gibi gözükse de, bunun evliliğe duyulan (duyulması gereken) sadakati temsil ettiği bilinir. Köpek gibi sadık olmak mı (yoksa çocuk özlemimini mi yansıtıyor?) diye de düşündürür. Tüylerindeki gerçeklik dikkat çekicidir.
Yerde gelişigüzel duran terlikler de evliliğin kutsallığına bir gönderme niteliği taşır. Pencerenin kenarındaki meyveler ise hayalgücünün sınırlarını zorlar.
Soldaki adam Giovanni Arnolfini; astarlı kürkten cübbe giymiş, el yapımı genişçe bir şapka takmıştır. Sağda gördüğümüz kadın figürü ise eşi Giovanna‘dır. Kahverengi deri kemerle tamamlanmış yeşil renkli kadife bir cübbe giyen Giovanna‘nın kıyafetinin kol ve boyun kısmı, kakım kürküyle süslenmiş. Başındaki beyaz yazma, bekaret olarak da yorumlayabileceğimiz masumiyetin simgesidir. Boynunda altın bir kolye görünen Giovanna, sağ elinin avucunu eşine doğru uzatmış, Giovanni ise onun avucunu dışa doğru tutarken kendi sağ elini kutsar gibi dik tutmaktadır.
Resimdeki insanların  oldukça varlıklı insanlar olduğu anlaşılıyor. Evdeki süs eşyaları ve giydikleri kıyafetler o zamana göre oldukça pahalı eşyalar. Tüm anlatımların dışında, resimdeki gerçeklik, ayrıntılar, ışık, renkler, yani duygulara hitap eden her şey olağanüstü.
Resmin orta yerinde çok önemli ve bu resmi bir ilk özelliğini katan bir dış bükey ayna durur. Dikkatle bakıldığında Arnolfini'yi, karısını görebiliriz bu aynadan. Resimde, aynanın üzerinde görülebilen şahane yazı,  Jan van Eyck’in imzası. Orta Çağda Kilise, sanatçının eserine imza koymasına hoş bakmamaktaydı. Resmin 1434 yılında yapıldığını düşünürsek, o zamanlar için bu bir ilkti. Tek yaratanın tanrı olduğu inancına göre tutarlı bir düşünce sanılmış olsa gerektir. Bu açıdan Jan van Eyck’in bir devrim yaptığını söyleyebiliriz. Tam olarak şöyle yazıyor: “Johannes de eyck fuit hic 1434” (“Jan van Eyck buradaydı 1434”). Olasılıkla bu resim aynı zamanda nikah şahitliği ve evlilik cüzdanı işini de görmesi düşünülen bir resimdir.
Biz, anlaşıldığına göre, resimdeki çiftimizin düğün merasimindeyiz. Bu kanıya çiftin tam ortasındaki duvarda asılı yuvarlak aynanın yansıttığı görüntüyü daha dikkatli incelediğimizde,  varmak mümkün. Görüntüde iki kişinin odada çiftimize eşlik ettiğini görülüyor. Bu iki kişi, hayatlarını birleştirmek üzere olan çiftin şahitleridir. Aynada görünen iki kişiden birinin  ressamımız olması –yazı ile birlikte düşündüğümüzde- çok büyük bir olasılık.
Aynanın sol tarafında duvara çakılı kehribar taşlı tesbihin simgesel bir anlamı var; tıpkı yatağın başındaki süpürge gibi. İncil’e göre çalışmak ve dua etmek, Hıristiyan aleminin en büyük ödevleridir. Buradaki süpürge çalışmayı, tesbih ise dua etmeyi simgelediği kabul ediliyor.
Çiftin ellerinin birleştiği yerde, arka tarafta kırmızı renkli bir yer koltuğu var. Bu koltuğun ön kısmında bir çift kırmızı kadın terliği var. Kadın terlikleri her ne kadar cinselliği çağrıştırsa da bu eserde terlikleri koltukla beraber almak gerekir. 
Ayrıca resimdeki gelinin –bir görüşe göre- hamile olması, dönemin yeni oluşmaya başlayan ve eski aristokrat değerlerinden son derece farklı "burjuva ahlâkı"nın anlaşılması açısından çok önemlidir. "Kır soylu" aristokrat kesime göre normal olan evlilikten sonra hamilelik iken, yeni gelişen "şehirli" (burjuva) ahlâkı bu normu yıkmıştır. Evlilik öncesi ilişki ve hamilelilik artık doğal karşılanabilmektedir.
Ancak kimi tarihçiler aynı döneme ait birçok tabloda azizelerin de saygınlık göstergesi olarak kilolu resmedildiğini, bu resmin hamile bir kadına ait olmayabileceğini savunurlar.
Günümüzde kabul gören bir başka düşünce, gelinin hamile olduğu değil sadece dönemin anlayışına göre daha şık görünmesi için o şekilde tasvir edildiğidir. (o zamanlarda kadınların kıyafetleri kat kat olur, bacak ısıtıcısı da kullanıyor olabilir) O yüzden zavallı kadınlar hamile gibi böyle gezinirlermiş ve hatta yürüyebilmek için elbiselerini kaldırmaları gerekiyordu. Ayrıca aristokrasi ile burjuvazi arasında evlilik ve hamilelik konuları arasında yukarıda bahsedilen bir düşünce farklılığı bulunmamaktadır.
Kahverengi ahşap zemine gelince;  Giovanna‘nın sağ arka tarafında Doğu işi bir kilim görünüyor. El dokuması olan bu halı, yatağın yan kısmını süslemekte. Çiftimizin tam ortasında, ön tarafta bir küçük köpek var. Köpeğin sol tarafındaki erkek terlikleri ise Giovanni‘nin. Genç adam terliklerini saygı ifadesi olarak çıkarmış. Giovanni‘nin sol arkasında bir küçük ahşap dolap var. Dolabın üzerinde birkaç adet portakal gelişigüzel bırakılmış. Portakallardan biri pencerenin önünde duruyor. Portakal, 15. ve 16. Yüzyıl’da yüksek fiyatla satılan meyvelerden biriydi ve yalnızca maddi durumu yüksek kimselerin evlerine girerdi. Portakal nesnesi, Cennet’teki yasak meyve, ilk günah alegorisiyle beraber zenginliği temsilen de buradadır. Pencereye gelmişken, az bir kısmı görünen kiraz ağacını es geçmemek gerekir. Bu kiraz ağacı, yazın habercisidir. Demek ki çiftimiz, bir ilkbahar günü evlenmiş.
FAYDALANILAN KAYNAKLAR:



4 yorum:

  1. bu kadar ayrıntılı bir resim incelemesi gerçekten güzel olmuş. Genelde sergi yada nette gördüğümüzde az geriye çekilip bakıyoruz esere ve geçip gidiyoruz önünden. Oysa bir resim neler anlatırmış... teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli resimleri anlamlarını ve yorumlarını bilerek izlemek çok daha anlamlı oluyor.
      Sevgi ve en derin saygılarımla.

      Sil
  2. Resim renk kullanımı ve görsel anlamda ağırlığını fazlasıyla ortaya koyuyor. Zira insanın içini ısıtan bir zarafete sahip. Ayrıca bu tablo, bugün olduğu gibi dün için de gösterişin, zenginliğin daima teşhire muhtaç olduğunun bir kanıtıdır. Tabii detayları gördüğümüzde simgelerden anladığım, ritüellerin her dönem insanların vazgeçilmezleri olduğunu düşündürüyor bana. Saygılarımla Mehmet Bey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dikkatli bir gözlemle dikkate değer noktaların altını çizmişsiniz. İlginize candan teşekkürler.
      Sevgi ve en derin Saygılarımla.

      Sil