11 Nisan 2011 Pazartesi

ONLARI UNUTMAYIN - 23

KABAKÇI SALİH EFE

Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Çamalan (eski adı Alabarda) köyündendir. 1890 yılında dünyaya gelmiş 1923 yılında da öldürülmüştür.Kabakçı,alçak boylu,kara bıyıklı ve çok cesur birisidir.
Kabakçı Salih Efe, Milli Mücadele döneminde Tavşanlı,Dağardı,Orhaneli,Harmancık,Keles,Emet ve çevresinde faaliyet göstermiştir.Kabakçı,hem Yunanlılarla hem de yerli eşkıya çeteleriyle mücadele etmiş,yöresine çok büyük faydası dokunmuş bir halk kahramanıdır. Millî Mücadele yıllarını ve İstiklâl Harbini öncesi ve sonrasıyla bilmeden Kabakçı Salih Efe, Yağdığınlı Halil Efe, Gedizli İbrahim Efe gibi vatanperver efeleri tam olarak anlayamayız. Devlet düzeninin ve otoritesinin bozulduğu bir dönemde yerli eşkıya ve çetelerden sonra Yunan işgaline uğrayan Tavşanlı ve çevresinde faaliyet göstermiş olan Kabakçı, Tavşanlı ve hatta Kütahya’nın Millî Mücadele Tarihinde bahsedilebilecek üç-beş önemli şahsiyetinden biridir. Yunan askerlerinin de en çok nefret ettiği kimsedir.Hatta Yunanlılar,köylerde tarla kenarlarına ekilen kabakları dahi (Kabak isminden dolayı) süngülemişlerdir.
Kabakçı’nın dedeleri, Osmanlı döneminde doğudan sürgün yoluyla gelirler.Önce Simav’ın Güney köyü’ne daha sonra da Tavşanlı’nın Alabarda köyüne gelip çobanlık yapmaya başlarlar.Çok fakir bir ailenin çocuğu olan Kabakçı,gençliğinde çobanlık yapar ve Harmancık’ın Kozluca köyündeki krom madeninde çalışmaya başlar.Alabardalı Selam Ağa da çalışkan olan Kabakçı’yı kızıyla evlendirerek iç güveyliğine alır. Askerlik çağına gelen Kabakçı, köyünden Yörük Mustafa ile birlikte Çanakkale’ye askere gider. Kabakçı’nın Çanakkale’de askerde olduğu yıllarda Dağardı bölgesinde Alagöz, Koca Ahmet, Arnavut Ali ve Yörük Hüseyin eşkiyalık yapmakta ve ortalığı kasıp kavurmaktadırlar. Çetelerin ve eşkiyaların baş gösterdiği, devlet düzeninin bozulduğu böyle bir zamanda Kabakçı da askerliğini tamamlayamadan askerden gelir.Tavşanlı’da jandarma kumandanı olan Hurşit Bey,önce Kabakçı ve Yörük Mustafa’yı asker kaçağı olduklarından dolayı dama attırır, fakat daha sonra da halka zulmeden eşkiyalara karşı ve özellikle azılı bir eşkiya olan Alagöz’ü yakalayabilmek için Kabakçı ve Yörük Mustafa’dan yardım ister. Onları damdan çıkarırır. Her ikisi de dağa çıkarak Alagöz’e yanaşırlar.Bu arada Alagöz, Dereli’de Şerife adında bir kadının verdiği zehirli gözleme sonucunda ölür. Alagöz’ün ölmesiyle Kabakçı,askerliğinin geri kalan kısmını tamamlamak üzere Tavşanlı’da jandarma yapılır.


Kabakçı’nın Tavşanlı’da jandarma olduğu bir dönemde Tavşanlı, Yunan işgaline uğrar.

Tavşanlı’yı işgal eden ve Tazılı Kumandan olarak bilinen Yunan kumandan Binbaşı Zamanist, çevredeki eşkıya ve çetelere karşı Kabakçı’dan yararlanmak ister.Kabakçı’da Yunanlılarla iyi geçinmeye başlar. Kabakçı,etrafında topladığı efelerle çetesini kurup bir yandan da gizliden gizliye çevrede çapulculuk yapıp erzak ve iaşe toplayan Yunan Müfrezelerini imha etmeye başlar. Kabakçı’nın çetesinde Alabardalı Kara Ahmet ve Kara Mehmet, Şapçılı Şükrü Efe, Harmancık Akalan’dan Canip Efe, Kıranışıklar köyünden Sadettin Efe, Madanlardan Mehmed Ali ve Köprücekli Kel Ali bulunmaktadır.
Yunan komutanı Binbaşı Zamanist, Çukurköy muhtarından kadın ister. Muhtar da Kabakçı’ya haber verir.Gece yarısı Kabakçı, Çukurköy’e gelir ve Yunan kumandanı ile kavga eder. Dışarıdan nöbetçiler içeri girmeye başlayınca da Kabakçı evin arka tarafındaki pencereden aşağıya atlayıp yalınayak kaçar. Bu hadiseden sonra Yunan Kumandanı Zamanist, Kabakçı’nın öldürülmesini ister.İşte bu kavga, Kabakçı’nın Yunanlılarla mücadelesinin başlangıcı olur.
İlk yıllarda Kabakçı,Yunanlılarla iyi geçinerek yöresini Yunan zulmünden korur.
Gebeler’den Kara Bilal, askerde iken hanımına Kabakçı’nın adamlarından biri göz koyup alır. Kara Bilal askerden döndüğünde Kabakçı ile araları bozulur. Kara Bilal çeteciliğe başlar. Kabakçı’yı ortadan kaldırmak için de Yunanlılardan yardım alır. Fakat Kabakçı, Gebeler’de ani bir baskınla Kara Bilal Çetesini ortadan kaldırır.
Kabakçı bu arada Yunanlılardan herhangi bir zarar gelmemesi için ailesini önce Hereke’deki Sefer Ağa’ya yollar. Sefer Ağa Yunanlılardan çekinir. Bu sefer Kabakçı’nın ailesini Yörük Veli kabul eder. Ailesi Yörük kıyafetiyle dağlarda gezmeye başlar.
İşte bu dönemde Kabakçı ve çetesi, 12 Eylül 1337/Miladi 1921 tarihinde Orhaneli’nin Ağaçhisar köyünde, soygun yapamaya gelen Çerkez Ethem’e bağlı Kuvay-ı seyyare gurubuna 80 küsür efeyle (Keles Mıntıka Kumandanı Firuz Bey’in ifadesine göre 300 kişiyle) baskın yapar. 8 Saat süren çatışma sonucunda esir edilenler Tavşanlı’ya Yunan Kumandanlığına yollanır. Bu olaydan sonra Kabakçı’nın Çerkez Ethem’le ve dolayısıyla Çerkezlerle arası açılır.


Kabakçı,Tazılı Kumandan Binbaşı Zamanist’i Tavşanlı’nın Eşen köyünde çatışma sonucunda öldürür. Bunun üzerine Yunanlılar,(Eşen’de, Derbendli Eyüp’ün attığı bomba sonucunda kumandanın öldürüldüğünün söylenmesi üzerine) Derbent köyü’nde ihtiyar ve çocukları camiye doldurup ateşe verirler. Temmuz 1922 de Derbent köyünde büyük bir katliam yapılır. Kabakçı’nın oğlu olan Talip,1997 yılında kendisiyle yapılan bir röportajında; Zamanist’in, Derbentli Eyüp’ün attığı bomba sonucunda yaralandığını,onu asıl vurup öldürenin Madanlarlı Mehmet Ali olduğunu ifade etmiştir.

Kabakçı ve adamları Çaltılı’da dinlenirlerken, Sülyeli Akbaş Halil Çetesinden baskın yer. Çıkan çatışmada Sülyelilerden Akbaş Halil,Kabakçı’nın adamlarında da Yörük Mustafa vurulur.
Emet’te ise halk, ayaklanarak 40 Yunan askerini efe ve çetelerin de desteğiyle imha eder. Bu olay üzerine Yunanlılar,bir tabur askeri Emet üzerine gönderir. Halk dağlara kaçışır. Kabakçı 150 kişilik bir ekibi ve çevreden katılanların da desteğiyle Büyük Taarruz Hareketi öncesinde 24 Nisan 1922 tarihinde Emet’e giden yola pusu kurar. Cevizdere denilen boğazda bir tabur Yunan askerini imha eder. Bir tek Yunan askeri sağ kurtulur.
Kabakçı’nın Kuvay-ı Milliye’ye İstihbarat çalışması yapması: İstiklâl Harbinde Kuvay-ı Milliyecilerin Bursa’dan Ankara’ya büyük bir gizlilik içinde gönderdikleri haberler, Tavşanlı’da Kabakçı ve adamları tarafından Kütahya’ya ulaştırılmıştır. Bu konuda Yılmaz Akkılıç, Kurtuluş Savaşında Bursa adlı eserinin 428.sayfasında o günleri yaşayan Mehmet Şimşirlioğlu’na dayanarak şunları yazar;
 “Anadolu’nun Bursa’ya dönük gözü kulağı Uludağ yöresi idi. Bağlantı, dağ köylerinin yurtsever köylüleri ve çeteler aracılığıyla sağlanıyordu. Maksem’de bir muhallebici Mustafa Dayı vardı. Onun çok hizmetleri vardır. Ankara’nın kapısının anahtarı onda idi. O mektupları veya haberleri toplar, bize dağdakilere verir, biz de alır elden ele Tavşanlı’ya gönderirdik. Dağdan odun taşıyanlar, Mustafa Dayı’nın ilk adamlarıydı. Onlar bize getirirlerdi. Bizden daha içerlerde, Keles taraflarında falan (Kabakçı’nın adamları olan) Sadettin Efe, Canip Efe vardı” (Yılmaz Akkılıç Kurtuluş Savaşında Bursa.Sayfa428) m
Kabakçı’nın Cevizdere Savaşı’na katılması: Demirci Kaymakamı İbrahim Edhem Akıncı’nın 21 Mayıs 1338(1922) tarihinde Müfreze kumandanlarına gönderdiği raporda aynen şunlar yazılıdır;
Müfreze Kumandanlarına. Numara 25. Madde 5- Emet’te Kabakçı düşman aleyhine kalkarak Emetlilerle beraber külliyetli düşman imha etmişler ise de maatteessüf Emet ve birkaç köy yanmıştır.” (İbrahim Ethem Akıncı.Demirci Akıncıları.II.Baskı.TTK.Ankara 1989.Sayfa 239)
Genelkurmayın yayınlamış olduğu Türk İstiklâl Harbi adlı eserde şu bilgiler verilir;
 “Bu tarihlerde-Mart 1922 sonunda-7’nci Tümenden on silahlı erle Emet bölgesine gelmiş bulunan Yüzbaşı Reşit ve Teğmen Şakir,Türk Kuvvetlerinin ileride girişeceği genel bir taarruzda Yunan Ordusunun gerilerine saldırmak amacı ile gönüllü toplamağa başladılar. Bu bölgedeki çetelerden Kabakçı ve Arif Çavuş gibi kimselerden yardım gördüler. Erneköy, Emet ve Harmancık dolaylarında halka silah ve cephane dağıttılar. İlk çarpışma 24 Nisan’da Emet yakınlarında başlamış oldu. Bundan sonra Kadıköy’de toplanan silahlı halk ile Yayındal’daki Kabakçı müfrezesi bu yörede bulunan 35 kişilik bir Yunan takip müfrezesiyle çarpışarak kayıp verdirdiler” (Türk İstiklal Harbi.II.Cilt,Batı Cephesi.6 ncı Kısım.Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Resmi Yayınları.Seri No:1Ankara 1967.Sayfa 192)
Kabakçı’nın Türk Ordusuyla birlikte Yunanlılara Karşı Savaşması:
Kuvay-ı Milliyeci Demirci Akıncıları reisi ve Demirci Kaymakamı İbrahim Edhem eserinde, 4 Eylül 1992 tarihli raporunun 4.maddesinde ;
Demirci’den kaçan düşmanın Yenihan civarında Nizamiye Süvarileri ve Kabakçı Efe tarafından bozguna uğratıldığını” belirtmiştir.(İbrahim Ethem Akıncı. Demirci Akıncıları.II.Baskı.Türk Tarih Kurumu.Ankara 1989.Sayfa 358)


 Bursa’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşunda Kabakçı Efe:

Kurtuluş Savaşında Bursa adlı eserinde Yılmaz Akkılıç şöyle yazar;
O günleri yaşayanlardan Abdürrahim Yücelik şöyle anlatıyordu: Bursa 10 Eylül Pazar gününü 11 Eylül 1338(1922) pazartesi gününe bağlayan gece kurtuldu istiladan.Işıklar semtinden Püskülsüz İsmail çetesi,Pınarbaşı semtinden Kabakçı çetesi şehre girdiler.İnegöl istikametinden gelen 3.Kolordu Komutanı Şükrü Naili Paşa ve emrindeki askeri birlikler 11 Eylül pazartesi sabahı Bursa’ya girdiler” (Yılmaz Akkılıç.Kurtuluş Savaşında Bursa.Sayfa 466)
Milli Mücadeleden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur.Devlet tarafından yerli çetelere ve efelere "af" çıkartılır.Kabakçı’nın öldürülmesinden 1 ay önce af çıkmasına rağmen Kabakçı bu aftan haberdar edilmez.Kütahya jandarma kumandanı tarafından, Kabakçı’ya "hizmetlerinden dolayı askeri rütbe ve nişan verilmek üzere" Ankara’ya çağırıldığı söylenir.
"Ağaçhisar’da soygun yapan bir Çerkez Çetesini yaptığı baskınla dağıtıp kalanlarını da Tavşanlı’daki Yunanlılara teslim etmesinden dolayı" Kabakçı’ya kin güden ve intikam almak isteyen Kütahya’daki Çerkez Jandarma Komutanı,1923 yılında 33 yaşında olan Kabakçı’yı Köprüören’de öldürtür.
(Burada bir parantez açıp o güne ilişkin bir anlatıyı nakledelim;
Kabakçı efe Kütahya Valiliği’nden gelen bu çağrının hayır mı şer mi ? olduğunu anlayabilmek için hanımına ahıra gidip atının hangi ayakla eşindiğini öğrenmesini söylemiştir. Efenin çok güzel küheylan bir atı varmış. Efe eğer at sağ ayağıyla toprağı kazmaya çalışırsa hayır sol ayağıyla kazmaya çalışırsa şer olarak düşünürmüş. Efenin hanımı ahıra gidip üstün körü bakarak atın sağ ayağıyla eşindiğini söyleyince efe bu haberi hayra yormuştur. (Halbuki at sol ayağıyla eşinmiştir.) Bunun üzerine efe merkeze gitmek üzere hazırlık yapmış ve yola çıkmıştır. Nitekim askeri bir jeep vasıtasıyla jandarmalar efeyi Tavşanlı’dan Kütahya’ya doğru götürmüşler aynı yol üzerinde kızılca ören mevkii ne geldiklerinde efe küçük su dökmek için arabadan inip ormana doğru yöneldiği sırada jandarmalar efe kaçıyor diyerek silahlarını ateşlemişler ve oracıkta efeyi vurmuşlardır)
Efenin cesedi Köprüören’e gömülür.Yıllar sonra Tavşanlı-Kütahya yolu yapılırken cesedi çıkarılıp Kütahya’ya nakledilir.Aradan yıllar geçmesine rağmen cesedinin çürümemiş olduğu görülür.


Kabakçı’nın ölümünden sonra Kabakçı’nın oğulları Talip ve Mehmet, babalarının Milli Mücadele döneminde yaşadığı bir olay nedeniyle Kütahya’da mahkemeye çağırılırlar. Mahkeme sonucunda da Kabakçı suçsuz bulunur ve oğulları da beraat eder.Olay şudur; Atatürk tarafından görevlendirildiği belirtilen İnegöl’ün Edebey köyü’nden İzzet Bey’le birlikte Cevizdere Savaşına katılıp yaralanan bir Kuvay-ı Milliye askeri, Kabakçı tarafından tedavisinin yapılması amacıyla Gökçedağ nahiye müdürüne teslim edilir. Nahiye müdürü de bu yaralı askeri Yunanlılara teslim eder. Yunanlılar da bu askerimizi şehit ederler.İşte yaşanan bu olay nedeniyle Cumhuriyetin ilk yıllarında Kabakçı ve dolayısıyla ailesi Kütahya’ya mahkemeye çağrılır. 1923 yılında ölmüş olan Kabakçı’nın hanımı ve çocukları Kütahya’ya birkaç kez mahkemeye giderler. Sonunda Kabakçı’nın suçsuz olduğu hükmü verilir.

Sonuç:
Gerçek bir tarihsel kişilik olan Kabakçı Salih Efe Milli Mücadele döneminde ve Bursa ile Kütahya illeri sınırlarında yaşamıştır. O, devlet otoritesinin tamamen kaybolduğu yıllarda çevresine topladığı kızanları ile belirli bir otoritenin sahibi de olmuştur. Bu otorite Tavşanlı yöresinin Kurtuluş mücadelesi ile çoğu zaman yan yana, omuz omuza birlikte de olmuştur. Elbette bir asker kaçağı olarak da nitelendirildiği için yine kimi zaman da devleti temsil eden yerel otoritelerle çatışmaya da girmiştir. O nedenledir ki, yazılı kaynaklar ondan “eşkıya” ya da “asker kaçağı” tanımlaması ile söz etmektedirler. Bu resmi nitelemenin aksine halk vicdanının ona lâyık gördüğü sıfat ise olumlu çağrışımları da beraberinde getiren “efe” sanıdır. Bu iki farklı değerlendirme tarzı, geniş halk yığınlarının yanlış yorumlara gittiği noktasına ulaşırsa, yine halk tarafından oluşturulmuş sağduyu anlayışının yok sayılması anlamına gelir ki bu asla doğru olamaz. İşte bu nedenledir ki, resmi belgelere yine resmi sıfatı olan kişiler tarafından aktarılmış bulunan bu tarz tarihsel değerlendirmelerin halkın algılamasından çıkan sonuçlarla beslenmesinde zorunluluk bulunmaktadır .

Kaynaklar:
1- Ömer Faruk DİNÇEL Araştırmacı-Tarihçi http://www.omerfarukdincel.com/viewpage.php?page_id=54,
2- “Tarihsel Gerçekliğin Algılanması Bağlamında Olay Kahramanı Kabakçı Salih Efe" Prof. Dr. Mustafa CEMİLOĞLU

2 yorum:

  1. ilgilnirseniz muhallebici Mustafa Dayı'nın fotosu ve dergide çıkan yazıları mevcut

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaynak adresi veya link verirseniz, faydalanmak isteriz.
      Teşekkürler

      Sil