Anavatos, Sakız Adasının ortalarında dağlık bir alanda
terk edilmiş bir köy. İlçe merkezine yaklaşık 16. Kilometre mesafede ve deniz
seviyesinden 450. Metre yüksekte. Anavatos adı Yunanca “tırmanma” anlamına
gelen “anaveno”dan türemiş kabul ediliyor. Tam köyün bulunduğu tepenin
eteğinden itibaren yol kıvrıla kıvrıla yükseliyor. Tepeye sadece kuzeyden
yaklaşabilen bu yol tepeye ulaşmak için tek yol. Köyün genel yapısı dağın
yükseltisiyle uyumlu. Zamanında köyün eteklerine duvar örerek köyü kale
biçimine sokmuşlar.
Osmanlı Devleti’ne karşı Yunan isyanı başladıktan sonra
adaya isyanı tenkil için gönderilen birliğe teslim olmamak için köy halkının
dağdan atlayarak intihar ettiği rivayet ediliyor. 1822’den sonra terk edilen
köy bugün anıt niteliğinde korunuyor.
Evler birbirine yapışık vaziyette ve taştan imal
edilmişler. Halen bazı evler, Triorofo binası, değirmen, okul, Taksiarhis (Başmelek)
Kilisesi ve Meryem Ana Kilisesi koruma altındadır.
Köyün hemen
girişinde bir kafeterya bulunuyor. Sessizliği ile gezerken dahi büyüleyici bir
yer. Sakız’a yolunuz düştüğü takdirde görme fırsatı yaratmanız dileğiyle…
"Bana olağanüstü hususiyetler atfetmeyiniz. Doğumumdaki tek fevkaladelik Türk olarak dünyaya gelmemdir." (Mustafa Kemal ATATÜRK)
11 Eylül 2015 Cuma
10 Eylül 2015 Perşembe
SAKIZ AĞACI VE SAKIZ
Sakız adasına
ismini veren sakız ağacı gerçekten de adanın en önemli simgesi durumunda.
İlçenin dışına çıktığınızda özellikle adanın güneyinde bol miktarda sakız ağacı
var. 2012 Ağustos ayında Sakız adasında çıkan yanında özellikle Pirgi köyü
çevresinde 25 kilometrekarelik bir alanda yaklaşık 50.000 dönüm civarında
ormanlık ve içinde sakız ağaçlarının da bulunduğu bitki örtüsü büyük bir yangı
geçirmişti. Halen yollarda bu yangının izleri görünüyor. Halen birçok yanan
bölgeye dokunulmamış vaziyette. Güneyde Komi plajı yakınlarında bir alanda
yanan ağaçların temizlenerek yeni fidanlar dikildiği gördük.
Halen adanın
ekonomisi turizme olduğu kadar sakıza da dayandığını söylemek yanlış olmaz. Sakız
ağacı (Pistacia lentiscus), sakız ağacıgiller familyasından bir ağaç. Akdeniz bölgesinin genel bitki örtüsünden sayılır.
Ülkemizde de kısıtlı miktarda Batı ve güney Anadolu’da bulunuyor. Sakız ağacı nisan ve Mayıs aylarında yeşil olarak çiçekleniyor, kışın
yaprağını dökmeyen bir bir bitki. Yüksekliği 1-3 m arasında değişiyor.
Adadan alacağınız hediyeliklerin
arasında tüm bu çeşitleriyle sakız geliyor.
8 Eylül 2015 Salı
SAKIZ ADASI NOTLARI (CHİOS-Χίος)
Uzun süredir gerçekleştirmeyi
düşündüğüm projelerimden birisi yakın Yunan adlarını gezmekti. Sonunda bu sene
Çeşme’nin hemen karşısında bulunan Sakız adasına giderek gezimi başlattım.
Gidenler bilir –bilir diyorum çünkü son yıllarda o denli Türk turist adaya
gitti ki artık ada tümüyle Türk turist ekonomisine bağlanmış durumda- ama ben
yine de gitmeyenler ve gitmeyi düşünenler için oldukça kapsamlı bir rehber
oluşturmaya çalıştım.
İnternet ve google amca sayesinde
tıklayarak çok sayıda Sakız adası bilgisine ya da seyahat notlarına ulaşma
şansınız bulunmakta. Ben de gezi öncesi pek çok nota bakmama karşın edindiğim
bilgileri ancak fiziken görerek yerine oturtabildim. Bu nedenle notlarımı hemen
herkes için faydalı olacak biçimde biraz daha ayrıntılı kaleme almaya karar
verdim. Okuyanları belki sıkacak ama en azından gitmeyi düşünenler için faydalı
bir rehber olsun istiyorum.
Ada notlarını genel hatları ile
aktarırken özellikle bağımsız sayfa açmayı düşündüğüm yerleri belirtiyorum ve
genel notların arkasından bu özel sayfalar gelecek.
VİZE VE ULAŞIM
Yunanistan Shengen grubuna dahil
olduğundan mavi pasaportlara vize istiyor. Eğer geçerli bir Shengen vizeniz var
ise ve gittiğiniz tarihte elinizdeki pasaportun en ay 6 aylık daha geçerlilik
süresi var ise hiçbir sorun olmadan adaya giriş yapabilirsiniz. Eğer gitmeyi
düşündüğünüzde vizeniz yok ise gitmenizden birkaç gün önce feribot acenteleri
ile temas kurmanız halinde size kapı vizesi temin ediyorlar. Eğer bu şekilde
geçmeyi düşünüyor iseniz mutlaka acentelerle irtibat kurun.
Adaya en kolay geçiş Çeşme
limanından feribotlar ile yapılıyor. Diğer adalardan da geçiş mümkün ancak bu
geçişleri ancak gittiğiniz adalardaki acentelerden öğreneceksiniz. Adada
havaalanı var ancak, Türk hava alanlarından doğrudan uçuş yok. Atina bağlantılı
uçmanız mümkün –eğer maliyetine katlanırsanız-.
Çeşme limanından halen “Ertürk”
ve “Ege Birlik” firmaları ile bir Yunan şirketi adaya yolcu taşıyor. Hepsinin
kalkış saatleri Çeşme’den 09.30, dönüş ise 18.00’de. Ege Birlik firmasının
gidiş dönüş bilet ücreti 25,00 Euro ancak internetten alırsanız 22,50 Euro.
Ertürk firmasının ücreti biraz daha fazla. Ege Birlik yaklaşık 45 dakikada
adaya ulaşıyor, Ertürk ise 30 dakikada geçiyor. Ya 15 dakikayı önemsemeyeceksiniz
ya da zamanı satın alacaksınız, takdir sizin.
GEZME SEÇENEKLERİNİZ
Ada’da öncelikle iki seçeneğiniz
var. Birincisi eğer niyetiniz sadece ilçe merkezini gezip mağazalarda alışveriş
yapıp, herhangi bir restoranda balık yedikten sonra akşam dönmek ise herhangi
bir araca ihtiyacınız bulunmuyor. Liman şehir içinde ve gezeceğiniz yerler
toplam 500-600 m2 lik bir alan içerisinde. (Biraz yürümeyi göze alarak şehir
içindeki plajlardan istifade etmenizde mümkün)
(LİMANDA BEKLEŞEN MÜLTECİLER)İkinci seçenek, adayı gezecek ve merkez dışında konaklayacak iseniz bir araç kiralamaya ihtiyacınız olacak. Grubunuz 4 kişi ve daha az ise bir küçük araç, daha kalabalık iseniz bir orta boy araç kiralamanız gerekiyor. Sakız gezisini önceden programlıyor iseniz internetten daha önce kiralamanızda sonsuz yarar var. Zira hem birkaç ay önceden kiralayacağınız araç bedeli daha ucuz olacak ve hem de 3 feribotun aynı anda getirdiği kalabalığın içinde kapı kapı dolaşmaktan kurtulursunuz. (Ben ikinci yolu seçtiğim için epeyce vakit kaybettim) Limandan şehre kadar olan şerit üzerinde 20 kadar araç kiralama şirketi var. Şehir içinde de daha küçük acentalar var. Temmuz-Ağustos aylarında kiralama ücretleri 10-15 Euro kadar yükseliyor. 95 oktan benzin litresi 1,64 Euro. Arabayı teslim ederken, aldığınız gibi dolu teslim ediyorsunuz. Ada yolları oldukça dar. İlçe içinde ise zaman zaman sıkışık bir trafik var. Sokaklar oldukça dar, araçları dikkatli kullanmakta yarar var. İlçe içinde park yeri bulma güçlüğü var. Gündüzleri sadece hemen 50 metre içerideki büyük parkın çevresinde parkmetreye ödeme yaparak bırakabiliyorsunuz. Gece liman ve kordonda yemek yiyecek iseniz ara sokaklarda park yeri bulabilirsiniz.
KONAKLAMA
Adaya konaklamalı gittiyseniz
Temmuz-Ağustos ayları için önceden internetten rezervasyon yaptırmanızda fayda
var. Biz tercihimizi merkeze 3-4 km mesafede deniz kıyısında bulunan Seafront Studios and Apartments otelden yana
kullandık. Henüz 2-3 yıllık bir otel. Temiz ve oldukça bakımlı. Odalar süit
şeklinde. Tüm mutfak gereçleri var. Otel sahibi bir aile. Yorgo (Giorgios),
ablası, annesi Kati ve babası Yannis tarafından işletiliyor. Hepsi de çok nazik ve
yardımseverler. Her türlü ihtiyacını hemen karşılıyorlar. İstediğiniz takdirde
adada görmeniz gereken tüm yerleri işaretleyerek çok sayıda broşür ile yardımcı
oluyorlar. Yaptıkları işaretlemeler sayesinde pek çok güzelliği keşfettik. Doğrudan info@chios-seafront-studios.gr adresinden
Yorgo ile yazışmanız mümkün. (Booking.com’dan aldığımız fiyat üzerinden ayrıca
%7,5 indirim yaparak güzel bir de jest yaptı
GEZİLECEK YERLER
Gidiş ve dönüş günlerimizi
çıkardığımız takdirde adadaki 3 günümüzü adanın 3 farklı noktasına gidecek
şekilde rotalar yaptık, tamamı da dolu dolu geçti. Sakız’a geçtiğinizde
bunların hepsini yapabileceğiniz gibi kendinize farklı rotalar da seçebilirsiniz. İlçe merkezinde
çok sayıda alışveriş ve yeme mekanı var. Ama 14.00-18.00 arası siesta sebebiyle
bir çok işyeri kapanıyor. Pek çok seyahatseverin ismini yakından bildiği “LİDL”
mağazasının adada bir şubesi var. Havaalanı yolu üzerindeki bu süpermarket,
Türklerin başlıca hedeflerinden birisi. Fiyatları adadaki tüm marketlerin
altındaki bu mağazada günün her saati alışveriş omuz omuza yapılıyor. Adada
sakızlı ürünler (neredeyse aklınıza gelecek her ürünün sakızlısı var) –Sakız
ağacı ve ürünleri ayrı bir yazı konumuz olacak- Ev reçelleri, Mastello peyniri,
Uzo, adanın şarapları başlıca alışveriş temaları. Bu arada yıllık deterjan
alışverişi için adaya gelenleri duyduk.
İlçe merkezi dışındaki gezilecek
yerler, Armolia, Pirgi ve Mesta köyleri ile bazı çok özel plajlardan oluşuyor.
Armolia, seramik el ürünlerinin imal edilip satıldığı bir köy. Pirgi köyüne
giderken içinden geçiyorsunuz. Bu dükkanlar dışında fazla bir özelliği yok.
Pirgi ve Mesta köyleri ayrı ayrı
yazı konusu olacağından burada detaya girmiyorum.
Pirgi ve Mesta köyleri arasında
bulunan Olimpi köyü yakınlarındaki “Olimpi Mağarası” zamansızlık nedeniyle atladığımız
yerler arasında. Yine adanın ortasında kalan Nea Moni Manastırı da atlamak
zorunda kaldığımız mekanlar arasında.Anavatos köyü, bizim Kayaköy gibi terk edilmiş bir köy. Ayrı bir yazı konusunu hak ediyor.
Gittiğimiz plajları ayrı bir yazı
konusu yapacağım. Birbirinden lezzetli deniz ürünleri yediğimiz restoranları da
topluca bir yazı konusu yapmaya çalışacağım. Detaylarda görüşmek üzere…
7 Eylül 2015 Pazartesi
BUGÜN YAZAMAYACAĞIM...
Utanıyorum Şehidim, Utanıyorum. Yemekten, İçmekten,
Senin Annen Ağlarken Gülmekten Utanıyorum!
Sanma ki Unutuyor, Unutturuyoruz.
Unutanları barındırmaktan utanıyorum.
Sen vatan için bizim için şehit olurken,
Seni Görmezden Gelenlerden Utanıyorum..(*) (*)http://karamelek.page.tl/%26%23350%3Behit-S.oe.zleri.htm
Senin Annen Ağlarken Gülmekten Utanıyorum!
Sanma ki Unutuyor, Unutturuyoruz.
Unutanları barındırmaktan utanıyorum.
Sen vatan için bizim için şehit olurken,
Seni Görmezden Gelenlerden Utanıyorum..(*) (*)http://karamelek.page.tl/%26%23350%3Behit-S.oe.zleri.htm
4 Eylül 2015 Cuma
TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 4
|
KİTABIN ADI
|
Henri Brulard’ın Yaşamı (Vie de Henry Brulard)
|
|
KİTABIN YAZARI
|
Stendhal
|
|
KİTABIN ÇEVİRMENİ
|
İsmail Yerguz
|
|
KİTABIN YAYINEVİ
|
Islık Yayınları
|
|
KİTABIN BASKI YILI
|
2014
|
|
KİTABIN BASKI SAYISI
|
1. Baskı (Orijinal 1. Baskı 1890)
|
|
KİTABIN SAYFA SAYISI
|
326 syf
|
|
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN YAZIM-DİL
KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN
EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
|
10/10
|
|
Gerçek adıyla Marie-Henri Beyle (Stendhal)
ülkemizde “Kırmızı ve Siyah” ve “Parma Manastırı” adlı iki romanıyla tanınır.
Orduda görevli bir akrabasının yardımıyla rütbe
ile orduda görev almış olmakla birlikte genellikle yazma dışında bir uğraşı
olmamıştır. 1835-36 yıllarında yazdığı el yazmaları ile kendi hayat
hikayesini özetlemiştir bu kitapta. Elyazmaları değişik defterlerde ve
karışık vaziyette iken derlenerek ancak 1890’da basılabilmiş. Kitabın
ilerleyen sayfalarında bazen atlayan konulardan ve bazen okunamayan kelimeler
sebebiyle bırakılan boşluklar görüyorsunuz.
Annesini çok küçük yaşta kaybeden Stendhal,
babasıyla hiçbir zaman kaynaşmayan ve samimileşmeyen bir yaşam sürmüş, teyzesi
ile onun ölümüne kadar sürekli çatışmış, sadece onu çok seven dedesini gerçek
anlamda sevebilmiş.
Yaşadığı kenti sevmeyen Stendhal dedesinin bir
akrabasını aramasıyla çok sevdiği ve yaşamak istediği Paris’e gider…
Bir yazarın kimi buruk kimi ilginç yaşam
notlarından kesitler göreceğiniz kitap büyük bir samimiyet ve içtenlikle
yazılmış. Meraklısının okuyacağı bir eser.
“Hemen
her romancının adıyla özdeşleşen bir başyapıtı vardır. Bu nedenle Stendhal
dendiği an akla Kırmızı ve Siyah gelir. Kırmızı ve Siyah'ın Julien Sorel'inin
Napolyon tutkusu, aşkları, okul hayatı okuyucuyu derinliklere çeker. Trajik
son gerçekleştiğinde okur, gerçek bir yakınını kaybetmiş gibi hisseder
kendini; ister istemez, romanın örgüsünü yeniden düşünür, trajediyi üreten
koşulları yeniden sorgulama ihtiyacı duyar. Stendhal'in ne kadar büyük bir
romancı olduğunun göstergesidir bize armağan ettiği, ya da bizi tanıştırdığı
diyelim, bu kahraman. Daima merak konusudur yazarın hayatının esere sızıp
sızmadığı. Böylesi bir merak okurun farklı mecralara yönelmesini de sağlar.
Stendhal kimdir, romanlarını nasıl yazmıştır, onun kaleminin itici gücü
nedir? Sorular elbette çoğaltılablir.
Elinizdeki kitapta Stendhal (gerçek adı Marie-Henri Beyle) çocukluğundan başlayarak kendi hayatını anlatmıştır. Kitabın kadrosunu ağırlıklı olarak kendi ailesi oluşturur. Bir yazarın, aşklarını, özlemlerini, okul yaşamını anlattığı özyaşam öyküsel bir başyapıt üretirken roman sanatının iç dinamiklerinden ödün vermemesi oldukça zor olsa gerek. Ancak Stendhal baştan sonra belleğine güvenerek okuruyla dürüst bir ilişki kurmaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Yazarlığına ve üretkenliğine yönelik kaygılarını da başarıyla dahil etmiştir yer yer eksiltili anlatımına. Tüm bunlardan yola çıkılarak Henri Brullard'ın Yaşamı'nın onun diğer eserlerinin yeniden anlamlandırılmasına yardımcı olacağı açıktır. Stendhal'in 1835-1836'da yazdığı bu başyapıt ne yazık ki ancak 1890'da yayımlanabilmiştir.” (Tanıtım Bülteninden) |
3 Eylül 2015 Perşembe
TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3
|
KİTABIN ADI
|
Onbinlerce Kağnı
|
|
KİTABIN YAZARI
|
Fakir Baykurt
|
|
KİTABIN ÇEVİRMENİ
|
-
|
|
KİTABIN YAYINEVİ
|
Literatür Yayınevi
|
|
KİTABIN BASKI YILI
|
2015
|
|
KİTABIN BASKI SAYISI
|
5. Baskı (Orijinal 1. Baskı 1971)
|
|
KİTABIN SAYFA SAYISI
|
214 syf
|
|
KİTABIN DİZGİ/BASKI
KALİTESİ
|
9,5/10 (Birkaç dizgi
hatası var)
|
|
KİTABIN YAZIM-DİL
KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN
EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
|
10/10
|
|
Fakir Baykurt, Türk
Edebiyatında romanın yanı sıra, kaleme aldığı hikayeleriyle de haklı bir ün
kazanmıştır. Öykülerinde insan unsuru en baştadır. Anadolu insanın onun
ağzından ve kaleminden hayat bulur, yüzyılların suskunluğunu onun aracılığı
ile dile getirir.
Bu öykü kitabında yazar bu kez sıra
dışı bir tema ile yola çıkmış. Derleme öykülerinin yanı sıra sözlerden
hikayeler üretmiş ve bazı sözlü anlatımları öykü haline getirmiş. Kitabın
kısalığına bakmayın içinde tam 55 öykü yer alıyor.
Bazısı bir sayfayı bile
bulmayan bu öykülerde zaman zaman kendisinizi de bulacağınızdan eminim.
Türk edebiyatının yüz akı
Baykurt’a saygı ve şükran!
Fakir
Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup,
batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi
dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı
tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman
zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama
içinde de bir umudu barındıran "sıradan insanı", yaşadığı yerin
atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.
İlk basımı 1971'de yapılan On Binlerce Kağnı'yı yeniden okurla buluşturuyoruz: "Dedikodu almış yürümüştü. Köyün içi çalkalanıyor. Kara Hafız'ı, Yüklü'deki kendirlerin arasında Çil Fadime'yle görmüşler. Kara Hafız acar adamdı zaten. Kendi karısını eskitmiş, onun bunun karısından geçinmeye başlamıştı. Çil Fadime de tavlı avrat. Kara Hafız çağırdı mı, koşuyor. Ateş olmayan yerden duman tüter mi? Rüzgâr esmese çalı çıtırdar mı? Hafız'la Fadime'yi Harımlar'daki kendirlerin arasında da görmüşler. Şimdi Urkuş'un kuzulukta buluşuyorlar. Üstelik kara Hafız, Fadime'nin kocasına büyü yapmış. Nefsi uyanmıyormuş artık. Fadime de yanıp tutuşuyormuş. Yangınını söndürmek için Urkuş'un kuzuluğa Hafız'dan önce varıyormuş.Söylentileri herkes duydu köyün içinde. Ama kocasının kılı kıpırdamıyor. Belki bir o duymadı? Köyün kocakarıları, genç gelinleri, adamı görünce öksürüyor, sezdirmeye çalışıyor, ama öksürükten pıksırıktan herkes anlamaz ki!..." (Tanıtım Bülteninden) |
2 Eylül 2015 Çarşamba
TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2
|
KİTABIN ADI
|
Yanlış Okumalar (Diario Minima)
|
|
KİTABIN YAZARI
|
Umberto Eco
|
|
KİTABIN ÇEVİRMENİ
|
Mehmet H. Doğan
|
|
KİTABIN YAYINEVİ
|
Can Yayınları
|
|
KİTABIN BASKI YILI
|
2015
|
|
KİTABIN BASKI SAYISI
|
5. Baskı (Orijinal 1. Baskı 1992)
|
|
KİTABIN SAYFA SAYISI
|
184 syf
|
|
KİTABIN DİZGİ/BASKI
KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN YAZIM-DİL
KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN
EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
|
10/10
|
|
Umberto Eco’yu artık size
şahsen tanıtmayacağım. Bloğumdaki kitap yorumlarımı okuyanlar kendisine olan
hayranlığımı yakından bilirler. Çağımızın en değerli yazar, bilim adamı ve entelektüelleri
arasında ve en başta gelenlerindendir.
Göstergebilim uzmanı olan Eco
yıllardan beri yazdığı denemeleri zaman zaman kitaplaştırıyor ve böylece
İtalyanca dilinden izleyemediğimiz yazarın kanımca çok değerli yazılara
böylece erişme şansını yakalıyoruz.
1960 lı yıllarda Eco,” İl Verri”
dergisi için kaleme aldığı çok sayıda deneme arasından 15 tanesini bu kitapta
bir araya getirmiş. Her bir yazı
yüklendiği sayısız bilgi ile kültür hazinesi niteliğindeler. Özellikle “Kitabınızı
üzülerek iade ediyoruz” denemesini okumak için dahi bu kitabı almaya değer.
Popüler kültüre yergi ve
eleştirilerin hakim olduğu bu küçük kitapçık, donanımlı kitap kurtlarının
vazgeçemeyeceği türden bir eser. Benden söylemesi.
“Gülün
Adı ve Foucault Sarkacı gibi yoğun içerikli romanların yazarından zekice
yazılmış bir keyifli parodiler toplamı "Yanlış Okumalar", Striptiz
üzerine yazılan bir denemeden Nabokov'un Lolita'sına, insanın ayda ilk
yürüyüşünden bir yayınevine gelen ve sözde editörce geri çevrilen Homeros'un,
Marcel Proust'un ya da Dante'nin ünlü yapıtlarına kadar çeşitli konuları
işlediği hicivlerden, benzeklerden derlenen ve önceki yıllarda İtalya'nın Il
Verri dergisi için kaleme alınmış olan bu yazılar için Eco, "Benzeği
benimsememin, derinde yatan bir nedeni vardı," diyor. "Neo-avangard
yapıt günlük yaşamın ve yazın'ın dilini tersyüz etme özelliğini içinde
taşıyorsa da komik ve groteskin de bu programın bir parçası olması
gerekirdi."...” (İdefix kitap tanıtımından)
|
1 Eylül 2015 Salı
TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1
|
KİTABIN ADI
|
Bilinmeyen Bir Tanrıya (To a God
Unknown)
|
|
KİTABIN YAZARI
|
John Steinbeck
|
|
KİTABIN ÇEVİRMENİ
|
Ayşe Başçı
|
|
KİTABIN YAYINEVİ
|
Remzi Kitabevi
|
|
KİTABIN BASKI YILI
|
2013
|
|
KİTABIN BASKI SAYISI
|
3. Baskı (Orijinal 1. Baskı 1933)
|
|
KİTABIN SAYFA SAYISI
|
215 syf
|
|
KİTABIN DİZGİ/BASKI
KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN YAZIM-DİL
KALİTESİ
|
10/10
|
|
KİTABIN
EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
|
10/10
|
|
Steinbeck’in yazarlık yaşamının
hemen başlarında kaleme aldığı bu romanında, gelecekte şekillenecek sınıfsal
çelişkiler üzerine yazmaları öncesi, insanın ruhsal dünyasına yapılan göndermeler
ve inanç üzerine düşünmeye zorluyor bizleri.
Joseph Wayne, çok kardeşli
ailesinin yanından babasının izniyle Kaliforniya’da bedava dağıtılan
topraklarda bir çiftlik kurmak üzere ayrılır. Yerli işçilerin yardımıyla
kurduğu çiftliğinde bulunan dev ve görkemli bir ağaca, sonradan ölümünü
öğrendiği babasının ruhunun yerleştiğini kabul ederek özel bir ilgiyle
bağlanır. Arazisi içerisinde yerlilerin kutsal kabul ettiği bir mağara da
vardır. Babasının ölümünden sonra tüm kardeşleri gelip çiftliğe yerleşir.
Evlenir çocuk sahibi olur. En küçük kardeşinin ölümüyle işler ters gitmeye
başlar. Eşi bir kaza sonucu ölür. Çevrede büyük bir kuraklık başlar. Diğer
kardeşleri ayrılırlar. Kardeş Burton giderken, Joseph’in inançla bağlı olduğu
ağacı dinden sapış olarak görüp gizlice keser. Kuruyan ağaç ile birlikte yok
edici doğa koşulları tekrar düzelecek midir?
Steinbeck romanında, hemen tüm
tek tanrılı dinlerin temelinde yatan bazı pagan inançları sorguluyor. Mistik
bazı göndermeler ve anlam yüklemeler kitabı benim açımdan çok ilginç hale
getirdi. Aslında bu ilginçlik, bu kitaptan sonra okuduğum başka iki kitaptaki bulduğum benzerlikler ve değişik anlatımlarla çok daha farklı noktalara geldi. Bu kitapları
henüz tanıtmadığım için yakaladığım ortak noktaları paylaşabilmek için o tanıtımlarımda tekrar bu kitaba atıf yaparak ilginçliklerin benzeşmesini ortaya koymayı amaçlıyorum.
Hem bir Steinbeck romanı olması
ve hem de inançlar yönünde düşünmelere yol açması bu kitabı okumak için
yeterli nedenler sanırım.
|
31 Ağustos 2015 Pazartesi
YENİDEN MERHABA
Uzun bir tatilden sonra yeni bir geri dönüş. Yeni bir yıl,
bekleyen sorunlar, çözülmesi gereken problemler, yetişmesi gereken evraklar ile
birlikte galiba haftaya oldukça hızlı başlayacağız.
Tatilden yine bir çok anı ve gezi notuyla dönüyorum. Bu
haftaki acil çözüm bekleyen iş yükü nedeniyle sanıyorum haftayı birikmiş kitap
tanıtımlarıyla geçireceğim. Gezi notlarım büyük olasılıkla gelecek haftaya
kalacak. Ülkemiz yangın yeri gibi. Güncel olaylar, siyasi çıkmazlar hem
halkımızın hem de ülkemizin enerjisini boşa akıtıyor.
Tatil bitimine yakın aldığımız torun müjdesi yeni heyecanlar
getirecek…
Blogları izlemeyi özledim. En kısa zamanda dostların
yazılarını okumak istiyorum. Tatil öncesi not bırakan tüm dostlarıma
inceliklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Gelecek günlerin hepimize sağlık ve
mutluluk getirmesi dileğiyle yeniden merhaba…
28 Temmuz 2015 Salı
KISA BİR ARA DİYELİM….
Geçen eylülden bu yana bloglarım yazmayı ve iletmeyi sürdürdü. Umarım önümüzdeki yıl da devam ederim. Gerçekte yazılıp çizilecek o denli çok konu var ki, bazıları sırasını beklerken güncelliği yitiriyor. Kitap okumalarımı üzerinden çok süre geçtikten sonra yazabiliyorum. Gezilerimi bitiremiyorum (Çok ayrıntıya mı giriyorum, bilmiyorum. Ayrıntılı ve gidemeyenin gitmiş gibi olmasını istediğim için uzun yazıyorum –acaba ondan mı çok okunmuyor?- )
Şimdi yine tatil zamanı geldi…
Geride Trakya tatilimden yazamadığım iki konu başlığım kaldı.
Geride okunmuş ve henüz yorumlanamamış 12 kitabım kaldı. (Tatil dönüşü korkarım sıra gelmeyecek boyutlara erişecek)
Bazı çok önemli yazı ve makalelere ise hiç sıra gelmedi.
Tatilde yine hedef gezi noktalarım var ve dönüşte anlatılma sırası bekleyecekler…
atölyelerimizde Eylül’den itibaren üretim devam edecektir, duyurulur…
En geç gün aşırı mutlaka ziyaret ettiğim yandaki blog
dostlarım olmak üzere gelen geçen her dosta şimdilik selamlar, görüşmek üzere
diyelim, umalım…
“Gittin mi
büyük gideceksin! Ayrılık bile gurur duyacak seninle.” – Can Yücel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












