19 Eylül 2011 Pazartesi

MOSKOVA METROSU - 1

Dünya’da Paris Metrosuyla birlikte en iyi düzenlenmiş ve yoğun taşımaya yönelik metrolar arasında Moskova Metrosu’nun özel bir yeri var.
 Halen 11 birbirine bağlı, 1 adet bağımsız ve 2 adette  yapımı süren hattan oluşan Moskova Metrosu’nun özellikle ilk açılan dairesel hattındaki metro durakları görsel birer sanat galerisi gibiler.
 1935’de ilk kez açılan Moskova Metrosu, 2. dünya savaşı sırasında özellikle Moskova kuşatmasında zaman zaman sığınak ve bazı önemli eserlerin saklanması işlevini de görmüş.
 Yaklaşık 100-120 metrelik iniş asansöründen sonra yerin altında uzanan metro hatlarını insan gördüğünde, sanki Moskova halkının metroda yaşadığı gibi bir izlenme sahip oluyor. Özellikle ikili ve üçlü ana metro durakları inanılmaz bir kalabalığı 05.00-12.30 saatleri arasında ağırlıyor.
28 rublelik (1,60 TL) bir metro biletiyle tüm metro ağını aşağıdan dolaşabilmeniz mümkün. (Gideceğiniz turlarda 30 Euro’ya ekstra metro gezisi yapıldığını hatırlatayım.) Gittiğinizde “Mayakovskaya”, “Kropotkinskaya”, “Teatralnaya”, “Prospekt Mira”, “Kurskaya-Radialnaya”, “Komsomolskaya” istasyonlarını mutlaka gezmenizi öneririm.
 Neredeyse 2 dakikada bir metro treni geliyor. Trenlerin hızı ise, Ankara ile kıyaslarsam inanılmaz hızlı.
 Özellikle ilk yapılan hatlarda Sovyet döneminin tüm görkemi metro istasyonlarına yansıtılmış. 1991’den sonra bı metro istasyonları “Ulusal değer” olarak kabul edilerek Devlet korumasına alınmış. Bu sebeple Lenin heykelleri dahil hiçbir unsuru zedelenmeden korunuyor.
Çekebildiğim kadar resim ile sizi Moskova Metrosu görsel şölenine davet ediyorum.










Gezmeye devam edeceğiz...

16 Eylül 2011 Cuma

KREMLİN

Daha önce Moskova’yı anlatırken söylenen özdeyişin tamamını burada bir daha tekrarlayayım. “Rusya’nın kalbi Moskova, Moskova’nın kalbi Kremlin’dir.” Kremlin, Rusça’da eski şehir anlamına geliyormuş.
Bir zamanlar Moskova’nın bulunduğu geniş kırlıklarda ağaç ve yeşilin içerisinde bir av sahası olarak kullanılan bu bölgede, Rus prenslerinden İvan Dolgurukiy tarafından, şehrin güvenliği için bir kale kurulması akla gelir. Bölgede bulunan ormanlardan temin edilen ahşaplardan Kremlin kalesi ilk kez 1100 yıllarında inşa edilir. Birkaç yüzyıl sonra ahşabın ekonomik ömrünü tüketmesiyle bu kez kale tuğladan yeniden inşa edilir. Moskova ve St. Petersburg’da önemli tüm yapılarda olduğu gibi, bu yeniden yapımda ve sonraki tüm eklenti ilavelerinde İtalyan mimarlarının büyük payı var.





Kremlin Gezimize Kutafya Kulesi altındaki kapıdan başladık. Kremlin’in bir de karşı tarafta Sparsskaya girişi bulunmakta.

Rus mimarisinde soğan kubbeler bir klasik haline gelmiş. Giriş kulelerin üzerinde bulunan yıldızlar Sovyet döneminde eklenmiş ancak varlıklarını halen korumaktalar.
Girişimize göre hemen solda yer alan bina Büyük Petro döneminde sarayın topçu kışlası olarak tasarlanarak yapılmış. Halen binanın girişinde o dönemden kalan toplar sergileniyor. Bina halen sarayın tören ve koruma garnizonu tarafından kullanılıyor.


 Aynı girişte sağda yer alan bina ilk bakışta da fark edildiği gibi klasik mimarinin dışında modern tarz yapılmış ve görünüşüyle Kremlin’in ahengine aykırı duruyor. Bina 1960 yılında Kruşçev döneminde parti toplantıları için yapılmış. Ancak şu anda işlevini kaybettiği için konser salonu olarak kullanılıyor. Tarkan’ın da burada konser verdiği ifade edildi.
Bu binayı geçerek devam ettiğinizde (haritayı büyüterek takip edebilirsiniz) Çarpuşka, “Çar topu” olarak anılan dev topun yayına geliniyor. Bu çar bir baba oğul dökme ustaları tarafından yapılmış. Ağız çapı 89 mm. Sadece süs için yapıldığı söylenegeldiğinden, Sovyet döneminde çalışıp çalışmadığı denenmiş ve 800 metreye şarapnel fırlattığı belirlenmiş. Ancak herhangi bir savaşa iştirak etmemiş. Altında bulunan ayak ve taşına sistemi daha sonra imal edilmiş.

Topun hemen ötesinde “büyük çan” yer alıyor. Ağırlığı 200 ton. İmalinden hemen sonra Kremlin’de çıkan bir yangını söndürme çalışmaları sırasında çana da su sıkıldığı için meydana gelen çatlama ile 11 tonluk bir parçası kopup ayrılmış. Çan hiçbir zaman kilise üzerine çıkarılarak kullanılamamış. Çan üzerinde yaptıran çariçe Anna İvanovna ve dönemin soylularının kabartmaları yer almakta.
Çanı arkanıza alarak baktığınızda hemen karşınıda yer alan, dar cepheli ve geriye doğru genişleyen bir saray yapısı var. Devrimden hemen sonra suikasta kadar Lenin ve eşi tarafından bu binanın görünen cephesinin en üst katı çalışma bürosu ve ikametgah olarak kullanılmış. Stalin, binanın en arkasında ve penceresiz bir mekanı çalışma bürosu yapmış.





 Çan’dan sağa döndüğünüzde katedral meydanı olarak anılan meydana ve etrafında bulunan kilise ve katedrallere ulaşıyorsunuz. Tam karşıya isabet eden ve planda (23) olarak gösterilen kilise çar sülalesinin doğumlarında vaftiz kilisesi ve ailenin özel ibadet mekanı olarak kullanılmış.

 Bu kilisenin karşısında ve planda (22) olarak gösterilen mekan başmelek Mikail Kilisesi. Kilisenin içinde çar sülalesinden 46 kişinin mezarları bulunmakta. Kilisenin girişin karşısında bulunan duvarından 4 sıra ikona yer almakta.
Planda 33 olarak gözüken Kremlinin ikamete ayrılan saray bölümlerinin ilavelerle tamamlanışı 1850’lere kadar uzamış.

Planda 29 olarak gösterilen kilise Rus Ortodoks Patrikliği’nin merkezi.


 Alanın dairesel olarak son kısmı 38 numara ile gösterilen kilise Çar İvan Çan kilisesi. Tepesi altın kaplama ve çan kulesi 80 metre yüksekliğinde. Üzerindeki büyük çan 60 ton. (Londra’daki meşhur Big Ben 14 ton olduğuna göre tasavvur edin)

Planda 26 olarak gösterilen Meryem’in göğe yükseliş kilisesi 5 sıra ikonalı olarak Meryem’in tasvir ve freskleriyle süslenmiş.
Tümüyle İtalyan mimarların eserleri olan binaların saray ve halen kullanılan bölümlerine ziyaretçi girişi yasak. Sadece kiliseler gezilebiliyor.

14 Eylül 2011 Çarşamba

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 5

KİTABIN ADI : Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri Fetih ve İmparatorluk (Conquest and Empire The Reign of Aleksander the Great)

KİTABIN YAZARI : A. B. Bosworth
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Hamit Çalışkan
KİTABIN YAYINEVİ : Dost Kitabevi Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2005
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 369 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 8,5/10 (Dizgi hataları var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ 10/10
YORUM:

İ.Ö. 336-323 arasında kısa süren krallığına sığdırdığı onca savaş fetih ile dünyanın unutulmazları arasına giren Makedonyalı İskender’in fırtınalı yaşamı bu kitapta yer alıyor.


Yazar tarafından önce bir büyük tarih ansiklopedisinin bir bölümü olarak yazımı düşünülen kitap daha sonra ulaştığı hacimle bağımsız bir kitap konusu olmuş. Yazarın konusuna hakim olması ve İlkçağ tarihçilerinin tuttuğu günlük ve tarihleri karşılaştırarak ve her anlatıdaki farklı görüşleri de kitabına almasıyla konusunun en yetkin kitaplarından birisi ortaya çıkmış.


Neredeyse İskender’in 13 yıllık krallığının güncesi sayılabilecek derecede ayrıntılı anlatıma sahip kitabın arkasında, konu ile ilgili 4 ayrıntılı makale ve 2 ekle de yayın daha zengin hale getirilmiş.


Daha çok tarih meraklısı kitap kurtlarına önereceğim bu kitabı… İyi okumalar…

13 Eylül 2011 Salı

NOVODEVİCİ MEZARLIĞI - NAZIM HİKMET

Elbette Moskova’ya gelince uğranılacak ilk mekan, Nazım’ın mezarı.
1524 yılında III. Vasile tarafından yaptırılan Novodevici Manastırı’nın mezarlığı zamanla tüm tanınmış devlet adamları, sanatçılar ve halk kahramanlarının gömülü olduğu bir mezarlık haline gelmiş.


Kapının hemen girişinde bir levha ve plan üzerinde en tanınmış kişilerin mezarlarının bulunduğu yerler numaralanarak gösterilmiş. Mezarlık, tam bir sanat sergisi gibi. Hiçbir mezarın anıtı diğerine benzemiyor, çok farklı ve çoğu ölenin kişiliğine uygun geliştirilmiş eserler.

 Kapıdan hemen girişte ileriye doğru uzanan anayolun ilk genişlediği ve Dörtyol olduğu noktada sola döndüğünüzde tam karşınıza geliyor Nazım’ın mezarı.
Hey koca Nazım, ülkende seni yaşatmamak için elinden geleni yapanların, seni bizden önce ziyarete gelip, mezarına sahte gözyaşlarıyla çiçekler bırakmalarını, 1980’de “Komünistler Moskova’ya” diyenlerin milletvekili olunca soluğu burada almalarını hep içimize sindirdik. Ama doğrusu, Can babanın mezarının barbar saldırısı altında kırılıp dökülmesini, dünya mirası barış heykellerinin sabun keser gibi kesildiğini yaşadığımız bugünlerde, ülkemizde, mezarını vasiyetine uygun Anadolu’da bir köy mezarlığına götürmemizi bizden isteme ne olur! Her ne kadar senin buralarda yatıp kalmana gönlümüz razı olmasa da şimdilik burada en azından rahatsın! Bu barbarlıkta henüz seni üzmek elimizden gelmez…

Ne zaman ki şiirindeki;
“İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar,
Motorları maviliklere süreceğiz”
dediğin günler geldiğinde…




 Mezarlıktaki diğer bazı ünlülere ait mezar anıtlar:
(Raisa Gorbaçeva)

(General Aleksandr Lebed)

(Boris Yeltsin)

(Nikita Kruşçev)

12 Eylül 2011 Pazartesi

MOSKOVA

“Rusya’nın kalbi Moskova” derler. Bu ismen çok tanıdığımız, yıllarca ülkemizde solcuların gitmesi konusunda, sloganlar atıldığı kent. Bizim gençliğimizin ütopyası devletin ve sistemin çok yakınımızda fiilen yaşadığı, görmek için can attığımız, ancak o koşullarda gitmenin ve görmenin görece çok zor olduğu ve fişlenmeyi göze almanız gereken bir kentti bizim için yıllarca.
Şimdi özellikle vizenin de kalkmasıyla bir anlamda çok popüler bir dış seyahat merkezi oluverdi.
Moskova’nın 3 havaalanından ikisi dış hatlara açık, eski “Şeremetyevo”nun (Шереметьево) yanına yakın zamanlarda bir ikinci modern havaalanı “Domededovo” (Домодедово) eklendi. Uçağımız görece şehre daha yakın olan eski alanın F bölümüne bizi İstanbul’dan yaklaşık 2 saat 40 dakikada indirdi.


 Eğer “Kiril” alfabesini bilmiyorsanız ya da hiç aşina değilseniz sizi Moskova’da bir şok bekleyecek. Zira neredeyse hiçbir levhada Latin alfabesi yok. (St. Petersburg’da metrolara Latince durak isimlerini eklemişler. Ama farklılık sadece o kadar.) Bu nedenle önerim, Rusya seyahati öncesi edineceğiniz bir seyahat rehberinden harfleri tanımanız. Size büyük rahatlık sağlayacak.
 
Bir başka büyük sorun, herhangi bir Avrupa diliyle konuşabileceğiniz insan sayısı çok az. İngilizce bilen neredeyse yok. Fransızca bilen nispeten var diyorlarsa da bize rastlamadı. Ancak insanların arasında Özbek, Türkmen, Tacik ve Kazak’lara rastlayabilirseniz Türkçe anlaşmanız mümkün.

Moskova, yemyeşil bir kent. Sayısız park ve bahçelerle donatılmış vaziyette. Alan ve parklarda ise o kadar çok heykel var ki sanki bir açık hava müzesi görünümünde. Tamamen insanın ruh sağlığı için düşünülmüş gibi. Üç günlük Moskova gezimizde yüksek sesle konuşma, kavga ve klakson sesi duymadık. Trafik, özellikle şehrin eski merkezinde çok yoğun. Mesai başlangıç ve bitişlerinde saatlerce tıkanma meydana gelebiliyor. Ancak otobüs, troleybüs, tramvay, metro, deniz otobüsü ve dolmuşla yapılan yaygın toplu taşım kentin 15 milyonluk nüfusunu dört bir yana ulaştırıyor.


 Moskova’nın muhteşem bir metro ağı var. Bunun hakkında yazılacak konu o kadar çok ki ayrı bir başlık altında “Moskova Metro”sunu tanıtmak isterim.
(Ulusal Kütüphane önünde Dostoyevski heykeli)
Yalnız metrolarda kapkaç ve yankesicilik çok yaygın. Dikkatli olmak lazım. Genellikle metronun arka vagonlarında kapı ağzında 4-5 kişi giriş-çıkışı engelleyerek önden arkadan yüklenerek cepleri boşaltıyorlar. Daha çok Taciklerin yaptığı söyleniyorsa da dazlak Ruslarda yapıyorlar. Arka ve yan ceplerde cüzdan ve para bulundurmamak lazım. Kolay açılabilir çantaları da önünüzde tutmanızda yarar var. (St. Petersburg’da iki kere başımıza geldi. Neyse ki değerli bir şey kaptırmadık.) Metro’da, kondüktöre yakın ön vagonlara binmekte fayda var.

Şehrin Kremlin (eski şehir) ve çevresi çok iyi korunmuş. Sürekli restorasyonlarda şehrin değişik kesimlerinde devam ediyor. Bir şehrin geçmişiyle nasıl yaşatılacağını böyle kentlerde gezdiğinizde fark ediyorsunuz.

(Moskova Devlet Üniversitesi)
Hemen her yerde bulabileceğiniz metro planı ve eski şehir planı edinerek şehri kolayca kendi başınıza gezmeniz mümkün. Kremlin, Lenin (yada Şerçe) Tepesi, Arbat sokağı ilk planda mutlaka görülmesi gereken yerler. Özellikle Arbat sokağında kaliteli resim satın almanız mümkün. Ülkeye yalan dolan henüz girmediği için resimlerin tamamının gerçek olduğu ve bizzat çizeri tarafından satıldığını söyleyebilirim.

Moskova’ya ait detay yazılara geçmeden önce bu gezinin bendeki tek üzüntüsünü söylemek isterim. Kızılmeydan gezisi sırasında meydanın içine yapılacak bir gösteri için malzeme yığıldığını gördük. Her sene 31 Ağustos 5 Eylül tarihleri arasında geleneksel ordu bandolarının gösteri yaptığını değişik ülkelerden katılımlar olduğunu söyleyen rehberimiz bu sebeple Lenin mozolesinin kapalı olduğu ifade etti. Ermeni yerel rehberin ifadesi Türk rehberimiz de doğrulayınca mozoleye gidemedik. Ancak bu ifadenin gerçek olmadığını, son gün Kızılmeydana giden bazı arkadaşlarımız mozoleyi ziyaret ettiklerini söyleyince çok üzüldüm. Belki gitmek için bir fırsat daha yaratacak kim bilir…


Sonraki yazımızda detaylar….