24 Mart 2015 Salı

ONLARI UNUTMAYIN - 36

Karayılan ( 1888 - 24 Mayıs 1920 )

     
Asıl adı Mehmet olan Karayılan; Gaziantep’in 40 km. kuzeyinde Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesi Höcüklü köyü Elifler mezrasında 1888 yılında doğmuştur. Molla Karayılan Malatya, Pazarcık, İslahiye ye kadar uzanan bölgede yaşayan Atmalı boyunun Kabalar oymağındandır. Babası Memo bir köy kavgasında elindeki kılıçla köy halkının tamamını mağlup ettiğinden iyi dövüştüğü için ona "Karayılan gibi kayıp gidiyor" demişler. Bu nedenle Karayılan unvanı ona babasından kalmıştır.

Karayılan, hayvan sürüleri bulunan ve çevresine göre zengin sayılan bir köylü ailesine mensuptu. Karayılan’ın babası 1904 yılında Ermeni eşkıyaları tarafından obasına yapılan baskın sırasında şehit edilmiştir. Bu tarihte Karayılan 16 yaşındadır.

Genç yaşta yalnız kalan Karayılan, kendi kendine okuma-yazmayı öğrenmiş, Malatya Akçadağ ilçesi Söğütlü köyü imamından Kur’an dersleri almıştır. Bir süre köy imamlığı yapmıştır. Köyde ara sıra Namaz kıldırdığı için ona Molla denildi.

Malatya Askerlik Şubesinden gönüllü olarak Seferberliğe katılmış, Birinci Dünya Savaşı’nda Rus Cephesinde savaşmış, çeşitli yararlıklar göstermiş ve çavuşluğa terfi ettirilmiştir. Gösterdiği başarılardan dolayı madalya almıştır.
      Cephede yaralanınca, Erzurum Hastanesine kaldırılmış, daha sonra Malatya hastanesine gönderilerek orada tedavi gördükten sonra terhis edilmiştir. Karayılan, daha sonra köyüne dönmüştür. Karayılan Kabalar oymağının beyi olarak seçilmiş, Hükümet kuvvetleriyle birlikte Malatya ve Pazacık civarlarında ortalığı kasıp kavuran eşkıya Bozo’yu (Bozan Ağa?) yakalayıp ağaca asmış bu davranışından dolayı Askeri komutandan mükafat almıştır. (*)

Doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir den bir gün kendisine bir telgraf gelir;

Düşman Kilis’ten Antep’e girmek üzeredir, düşmanı Antep’e sokmayınız gözlerinden öperim. Komutanın Kazım Karabekir

     Karayılan bunu bir emir kabul etti ve savaş hazırlıklarına başladı. Ancak Antep henüz Karayılanın adını duymamıştı. Atmalı aşiretinden 82 gönüllü akrabasını çete olarak topladı. 1600 baş hayvanını satarak hiç kimseden yardım ve destek almadan çetelerini donattı. 

     Annesi Ayşe “Yavrum sen bu kadar malı mülkü satıp nereye gidiyorsun? Sen deli misin?” diyor. Karayılan; “Ana Ana sen doğuda Rusların- Ermenilerin yaptıklarını görseydin, şimdi sende durmaz giderdin” dedi. 

     Kardeşi Süro Mamo’yu Maraş’a gönderdi, üç katır yükü silah satın aldı. Kimseye bilgi vermeden kendi köyünden çeteleriyle birlikte geceden Karabıyıklı köyünde pusu kurdu. Maraş’a giden Fransız kuvvetlerini perişan etti. 50 kadar Fransız askerini esir aldı, esirlerini kendi köyüne götürerek her gün onları koyun eti ile besliyordu. Karayılan Antep e gidince esirleri Pazarcık Kaymakamına teslim etti. Adını Karabıyıklı cephesi ile Antep e ve Türkiye ye duyuran Karayılana Heyet-i Merkeziye tarafından görev verilmek üzere davetiye çıkarıldı. Dülük köyüne gelen Karayılan eşkıya Samlı Kel Ahmet i bu köyde ağaca astı. Kılıç Ali ile bu köyde tanıştı. 


     Dülük köyüne gelerek şehri kuşatan Fransız çemberini yarmış ve Antep’e giren Karayılan 82 çetesi ile birlikte  önce Bekirbey sonra Karagöz Camii ne yerleşti. Daha sonra çetesi 150 yi buldu. Bu arada Karayılan Antep cezaevinin kapılarını aştırmış hükümlerin ellerine silah vermiş çetesine yeni gönüller katmıştır. 

     Elmalı cephesinde 1. ve 2. Ağcakoyunlu cepheleri, İkizkuyu cephesi, Nizip yolu savaşları, Mağarabaşı savaşları ve Kurbanbaba savaşına katılan Karayılan; İkiz kuyu cephesinde Fransız katar kolunu perişan etmiş, Fransız kumandan Norman kolundan yaralanarak Halep’e kaçmıştır. Norman’ın hanımı ise Karayılanın cephesine esir düşmüştür. 

     Hanım iki ay çetelerle birlikte kalmış mütarekeden sonra başkarakolun orada hanımı Norman’a teslim edilmiştir. Antep’in teslim olmasından sonra, Fransızlar yardım dağıtırken çeteler yardım almaya gelmezler, Norman’ın hanımı bizzat ismen onları çağırtarak kocası Norman’a “Ne istiyorlarsa onlara fazlasıyla ver. Onlar bana dokunmadılar, iki ay boyunca bana bir hanımefendi gibi baktılar” deyince Norman çetelere ne istediklerini sorar. 

     Çetelerde silah ve mermi istiyoruz dediler. Bunun üzerine silah ve mermiyi ne yapacaksınız diye sorulunca size sıkacağız dediler. 

     Fransızlara karşı bir çok mücadeleden başarıyla çıkmış olan Karayılan, Elmalı Köyü köprüsünde şehit düşen Şahinbey’in haberini aldıktan sonra büyük bir sarsıntı geçirmiş olmasına karşın, Şahinbey’in cesedini şehrin merkezine kadar kucağında taşımıştır.

     Karayılan 24 Mayıs 1920 sabahı kalkar her zaman olduğu gibi beyaz kefenini giyer, sabah namazını kıldıktan sonra kamçı ve gümüş saplı kamasını Karagöz camii Mehmet Ömere teslim eder “Hocam ben cepheden dönersem emanetimi geri verirsin. Şehit olursam bunları köydeki kızım Selvi’ye verirsin” der. 

     24 Mayıs 1920 Sarımsak tepede zorlu bir savaştan sonra düşman kaçmaya başlayınca sevinerek mevzi değiştirmek ayağa kalkan Karayılan, Hayri Efendinin bağının çitinin üzerinden geçerken talihsiz bir kurşun göğsünü parçalamıştır. O gün kendisi ile birlikte 19 arkadaşı daha şehit olmuştur. Sarımsak tepe Karayılanın son cephesi olmuştur. Antep iki ay içerisinde kader arkadaşı olan iki kahramanı kaybetmiş olup Şahin Bey ve Karayılan’ın şehadetinden sonra Antep pek fazla açlığa dayanamadan teslim olmuştur. Antep’li bu savaşta 6347 şehit vermiştir.
  KIZININ AĞZINDAN KARAYILAN'IN GERÇEK HİKAYESİ

      Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan Gaziantep Savunması, bugün din, dil, etnik farklar yüzünden birbirini yiyen insanlara yaklaşık 90 yıl önceden çok güzel bir cevap veriyor. Bu cevabı verenler vatan ve özgürlük tutkusundan başka doğru bilmeyen, Türkler'in, Ermeniler'in ve Kürtler'in yaşadığı bir bölgenin çocuklarıydı. Bütün yokluklar ve imkânsızlıklar içinde hiçbir yerden yardım almadan Birinci Dünya Savaşı galibi Fransız ordusuna karşı eşi benzeri az görünen bir şehir savaşı verdiler. Fransız ordusuyla, şehirlerini geri almak için 11 ay bütün gücüyle savaşan, o günlerin deyimiyle Ayıntap (Antep) halkı sadece kendi şehirlerini değil, dilden dile yayılan kahramanlıklarıyla da tüm Güneydoğu Anadolu'yu bir istiladan kurtarmış oldu. Gaziantep Savunması'nda hayatını kaybeden 6347 sivilden ilk akla gelense daha çok "Karayılan" lakaplı Mehmet oldu.
      Mehmet'in 88 yaşındakı kızı Selvi Sevimli'nin ağzından Karayılan'ın gerçek hikayesi: (Kahramanmaraş'ın Pazarcık İlçesi Höcüklü Köyü Elifli mezrasında yaşıyor)

     "Babam Mehmet Birinci Dünya Harbi'nde Rus Cephesi'nde savaşmış, adı batası Sarıkamış'tan sağ gelmiş. Ayağından yaralanmış. O zaman Erzurum hastanesine taşımışlar, sonra da Malatya'ya hastaneye getirmişler. İyileşince de 'Savaş bitti, git evine' demişler. Geri dönünce babamı aşiretin başına geçirmişler. Karayılan için 'çoban idi', 'ırgat idi' derler ama babam Kabalar aşireti reisidir. Ayıntap'a düşman geldiğini duyunca bütün malını satıp silah almış."

     Selvi kadının anlattığına göre Karayılan hayvan sürüleri bulunan ve etrafına göre zengin sayılan bir ailenin çocuğuymuş. Bahar ve yaz aylarında Adıyaman ve Maraş yaylalarında kışın ise Antep'in 45 km kadar kuzeyinde konaklayan bir aşiretin reisiymiş. Ermeni eşkiyasının babasını öldürdüğünde 16 yaşında bir delikanlıymış. Yaylalarda sürülerini otlatırken, bir çok eşkiyayla karşılaşmış. Bu durum onun az zamanda usta bir silahşor olarak yetişmesine sağlamış. Savaştan geldikten sonra düşman kuvvetlerinin Antepe girdiğini gören Karayılan bütün varını bu yolda harcamaktan çekinmemiş.

     Selvi kadın şöyle devam ediyor: “O zaman hükümet zayıf idi. Bize hükümet bakamadı. Babam baktı. Koyunlarımızı satarmış, öküzleri satarmış, sana diyeyim ekinimizi çubuğumuzu satarmış, katır yükleriyle silah satıp Fransız'a karşı çeteleri silahla donatmış. Malını satmasına ailesinden karşı çıkanlar olmuş. "Sen aklını mı yitirdin? Bu kadar hayvanı, malı satıp sen nereye gidiyorsun" diyen anasına Karayılan, 'Ana Rus'un, Ermeni'nin yaptıklarını görseydin, şimdi sen de durmaz giderdin" dermiş."

     Bana yardım etmek için geldiler buralara. "Sana aylık bağlayacağız" dediler ama istemedim. Etme dedim bana yardım. Allah'a şükür benim yardıma ihtiyacım yok.
 Karayılan Hikayesi (Antep Destanı)

BİRİNCİ BAP
YIL 1918-1919

Ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 918 Teşrinlerinde,
İzmir 919 Mayısında
ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar;
Mayıs ortalarından
Haziran ortalarına kadar
yani tütün kırma mevsimi,
yani, arpalar biçilip
buğdaya başlanırken
yuvarlandılar.

Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş:
düşmüş dövüşüyordu...

Ateşi ve ihaneti gördük,
Ve kanlı bankerler pazarında
Memleketi Alman’a satanlar,
Yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.



Ateşi ve ihaneti gördük, 
Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tilbeşar ovası,
gördü uzun dişli İngiliz’i.
Ve Aksu’yla Köpsu,
Karagöl’le Söğüt gölü
ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
büyük, aşık ölü,
şapkası horoz tüylü İtalyan’ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya düzlük,
uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve Seyhan ve Ceyhan
ve kara gözlü Yürük kızı,
gördü mavi üniformalı Fransız’ı.
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf ve ayan ve mütehayyizanın çoğu
ve ağalar:
Bağdasar ağadan
Kellesi Büyük Mehmet Ağaya kadar,
düşmanla birlik oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp,
gelinlerin ırzına geçip,
çocukları öldürüp
ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,
dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
ve çığ gibi çoğaldı çeteler
ve köylülerden paşalar görüldü,
kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu
Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
Kısık gözleri,
seyrek sakalı,
hafif makineli tüfeğiyle
dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşam üstü
Ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
ne zaman sıkışsa bizimkiler,
peyda oluverdi, yerden biter gibi o
ve ateş etti
ve düşmanı dağıttı
ve kayboldu dağlarda yine.

Ateşi ve ihaneti gördük,
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir’de Aydın’da,
Adana’da dayandık,
dayandık Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te.

Antep’liler silahşor olur, 
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı art ayağından vururlar
ve Arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.

Antep’liler silahşor olur,
Antep’liler yiğit kişilerdir.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı,
Belki rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeye vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silahla olur,
Onun atı, silahı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
Ve böyle kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan olmazdan önce.
Düşman Antep’e girince
Antepliler onu
Korkusunu saklayan
Bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
Yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
İleri geri.

Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
Sıkışmışlardı
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan: Antep’in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan’ın
Karayılan olmazdan önceki siperi..
Bu fidan öyle küçük,
Korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namluya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun.

Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antep’liler silahşor olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
“Karayılan” olmazdan önce
umrunda değildi Karayılan’ın
kıyamete dek düşmana verseler Antep’i
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.

Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzü koyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.

Derisi ışıl ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.

Karayılan
Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encamını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini:
“İbret al deli gönlüm,
demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.”

Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
Bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atlayınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
seğirttiler peşince,
Düşmanı tepelerde yediler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
Bir tarla sıçanı kadar korkak olana:
KARAYILAN dediler.

“Karayılan der ki: Harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür...”
Ve biz bunu böylece duyduk
ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen
Karayılan’ı
ve Anteplileri
ve Antep’i
aynen duyup işittiğimiz gibi
destanımızın birinci babına koyduk.

 Nazım Hikmet Ran



(*) Bu olayı Hasan İzzettin Dinamo şu şekilde anlatmaktadır:
“Çevreye korku salan çetelerin en büyüğü, halkın “Bozo” dediği Bozan kardeşler çetesiydi. Yüz- Yüz elli kişi tutarındaydı. Bozan’la Abuzer, Mamo, Seydo adlı öbür üç kardeşi, Malatya’nın Balyan’lı aşiretindendi.
Bozan asker kaçağı olduğundan dağa çıkmak zorunda kalmış, kendisini kovalayan birkaç jandarma subayı ile birkaç jandarmanın da başını yediğinden çevreye ün salmış, birkaç ufak çete ile birleşerek daha da güçlenmişti. Bozan Ağa, birçok köyleri basıyor, soyup soğana çeviriyor, bu arada cana da kıyıyor, kan da döküyordu.
Bozan Ağa birgün Lordin çiftliğini bastı. Paşa Yakup’un çiftlikte bulunmadığı bir sırada yapılan baskında Bozan Ağa, çiftliğin bütün paralarını ve değerli mallarını yağma etti. Yakup’un yakın akrabası olan Caney, Hanım, Eley adlı kadınları dağa kaldırdı.
Kabalar aşireti reisi Mehmed, Yakup’a karşı yapılan bu kötülükten çok üzülmüştü. Mehmed, çiftlik dolaylarında öfkeli ve sinirli bir adam olup çıkıvermişti. Can sıkıntısından ve kızgınlığından ağzına bir lokma yemek koymuyordu. Sandıktaki paraları çıkarıp silah ve cephane almaya karar verdi. Karısının boynundaki altınları da aldı. Birkaç gün içinde ev mavzerlerle ve cephaneyle doldu. Mehmet, kardeşi Şiro Mamo, eniştesi Kara Silo’yu yedeğine alarak aşiretinden birçok kişiyi silahlandırdı.
Karayılan’ın Bozan Ağa belasını ortadan kaldırmak üzere dağa çıktığını öğrenen Malatya ikinci inzibat kumandanı Ahmet Adil Bey, ona gizlice mektup gönderdi. Mektup şöyle diyordu:
‘Bozan Ağa’nın hükümetçe takibindeyiz. Sizin de Bozan Ağa’yı kovaladığınızı öğrendim. Senin bir eşkıya değil, yurtsever olduğunu biliyorum. Seninle Malatya’da görüşmek istiyorum.’
Bozan Ağa hükümetçe çok izlense de köylüler ölüm korkusu yüzünden ona yardımdan çekinmişlerdi. Ahmet Adil Bey Karayılan çetesinin hükümetin jandarmasından daha iyi iş göreceğini anlamış ve bundan yararlanmak üzere davranmıştı.
Karayılan’la kardeşi Mamo, geri döndüklerinden hem kendileri, hem de önemli adamları için yanlarından şöyle belgeler de getirmişlerdi:
– Bu vesikada adı ve lakabı yazılı kişilere hangi askeri birlik olursa olsun elinden geleni yapacaktır. Cephane, silah, yiyecek, kuvvet ve buna benzer yardımı esirgemeyecektir. Birliklerin başında bulunanlarla işbirliği yapılacaktır.
Karayılan, Mamato, Şiro Mamo, Kara Silo’nun kardeşi Hortoğlu böyle birer belge taşıyordu.
Paşa Yakup’un çiftliğinin yakılıp yıkılması ve buradan birkaç güzel gelinin dağa kaldırılması yalnız Karayılan’ı değil bütün Kabalar aşiretini kımıldatmıştı. Karayılan ve arkadaşları, ellerindeki belgeleri göstererek bölüğüyle Altıntaş’ta bulunan Ali Haydar Bey’le anlaştılar.
Ali Haydar Bey’in atlılarıyla Karayılan’ın çetesi, Bozan Ağa’yı Horoz köyünde kıstırmakta gecikmedilerse de saatlerce süren çatışmada Bozan Ağa’nın hepsi atıcı olan çetecileri baskıncılara tehlikeli anlar yaşatıp birkaç da atlı asker öldürerek (Ali Haydar Bey’in adamlarından) sık ormanlara çekildiler.
Eşkiyalarla Nuri Bey’in yaptığı çatışmada birkaç asker daha ölmüş, iki asker de tutsak edilip götürülmüştü. Atılan kurşunlardan biri esir askerlerden birinin eline geldi. Bozan Ağa ve çetesi oradan kaçmıştı. Karayılan eli parçalanan askeri alıp köye götürdü.
Eşkiyalara hiç soluk aldırmayarak sayılarını azaltmayı amaç tutuyorlardı. Yorulan, yaralanan, korkup çeteden ayrılanlar yüzünden çete ister istemez azalacak, küçülecek ve yok edilmesi kolaylaşacaktı.
Bozan Ağa’yla adamları bir köye girmek isteyince köylülerin açtığı sert bir ateşle başka köye gitmek zorunda kalmıştı. Baylanlı köyünde de Bozan Ağa çetesi silahla karşılanmıştı.
Orada Rıfat Bey’le çete arasında yapılan çatışmada Bozan Ağa ayağından yaralanmışsa da Bedir Bey, İnce Beyoğlu Derviş vurulup ölmüşlerdi.
Bozan Ağa ve adamları Ölbek dağına çıktılar. Karayılan ve adamları da Ölbek dağına çıkarak onları kuşattılar. Çevrilen eşkiyaların bir yanı açık kalmıştı o da suyla çevriliydi (oradan geçemek çok zor diye düşünüyorlardı). Gece karanlığını bastırınca uykusuzluktan ve yorgunluktan sabahı eden Karayılan’la adamları eşkiyaların tek açık yer olan su yanından gecenin karanlığından yararlanarak kaçtıklarını anladılar.
Karayılan, Köseli aşiretinden olan adamı kılavuz olarak alarak müfrezeye kattı ve ilerlediler. Bir kayanın dibinde pansuman bezleriyle Antep fıstığı kabukları gördüler. Karayılan dürbünle bakınca birkaç atın otladığını gördü. Bunların Bozan Ağa’nın atları olduğu meydandaydı. Karayılan dağa tırmanmaya başladı. Bir kayanın üzerinde bir eşkiyanın gözcü olarak dikildiğini gördüler. Miço oğlu Halil ateş etmek üzereydi ki Karayılan onu durdurdu.
– Dur ki onları tuzağa düşürek dedi.
Zamo’nun oğlu:
– Karayılan Ağa, dedi. Eşkiyalar bize doğru gelirler.
Karayılan:
– Arkadaşlar, kır katırı iyi gözleyin. Yanılmazsam kır katırın üzerinde Bozan bulunuyor. Mutlaka Bozan’ı öldürmeliyiz. Başsız kalan eşkiyalar birlik kuramazlar. Yeter artık bu kadar asker öldürdüğü, yeter bu kadar nizamı bozduğu!
Karayılan böyle söyleyerek askerlerini pusuya yatırdı. Karayılan ilk mermiyi atarak işaret verdi. Atılan kurşunlardan biriyle Karayılan’ın kardeşi Şiro Mamo ağır yaralandı.
Karayılan kardeşinin vurulduğunu işitince çileden çıktı.
– Beni koruyun!
Pusudan fırladı, kardeşini kaptığı gibi pusuya getirdi.
Eşkiyalar çatışma yerinden kaçtı. Çatışma yerinde hiçbir ölüye rastlamadılar. Demek ki, Bozan’la kardeşi Seydo’nun ölülerini kaçırmışlardı. Sellok köyünde dağın başında iki derince siper kazan eşkiyalar, Bozan’la kardeşi Seydo’nun ölülerini sipere yatmış gibi buraya uzatıp ellerine de tüfek vererek kaçmışlardı. Karayılan ölülerin başını kestirerek Pazarcık’a gönderdi.
Karayılan’la kardeşi Mamo’ya ve onlardan başka sekiz akrabalarına madalya ile yirmişer altın lira verdiler.”
       (Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan: Milli Kurtuluş Savaşı’nın Gerçek Hikayesi, C. 5’ten aktaranhttp://www.dizifilm.com/forum/showpost.php?p=6338753&postcount=956. Sözkonusu çeteyle ilgili geniş bilgi için bkz. Ahmet Eyicil, “I. Dünya savaşı ve Kurtuluş Mücadelesi Sırasında Maraş’ta Ermeni Mezalimi”, Belleten, C. LXVII, Aralık 2003, S. 250, s. 911-947;www.ttk.org.tr/templates/resimler/File/.../bel250-911_947.pdf.)
       Aşiretlerin bir kısmını yanına alan ve Ermeniler’ce desteklenen Bozo Çetesi 17 Ocak 1918'de Pazarcık'ın Cimikan dağında, 21 Ocak 1918'de Harmancık'ta ve Gani Dağı istikametinde Duman Tepe’de ve 22 Ocak 1918'de Pazarcık'ın Ufacıklı Köyü civarında askerlerle çatışmaya girdi ve birçok kişinin ölmesi ve yaralanmasına neden oldu. 29 Ocak 1918'deki saldırılarının ardından Bozo Çetesi ile Cimikanlı, Mucakanlı, Gani Dağı, Kara Kale, Ufacıklı ve Yapalak gibi yerlerde yapılan müsademeye girildi. Pazarcık'ta iki numaralı müfreze kumandanı Mülazim Naci Efendi, Bozo Çetesi ile 7 Şubat tarihindeki yaptığı silahlı çatışmada Bozo'nun kardeşi Abuzer'i kolundan ve bacağından yaraladı. 11 Şubat’taki çatışmada eşkıyadan iki kişi öldürüldü ve birisi yaralı olarak ele geçirildi. 14 Şubat Perşembe günü akşama kadar yalçın kayalıklar arasında Bozo Çetesi ile müsademe edildi. Çatışma sonucunda iki çavuş ve bir er şehit oldu, 20 asker yaralandı. Ermeniler’in de desteklediği bu çete savaş yıllarında İtilaf Devletleri ile onlara yataklık eden Ermenilerin faaliyetlerini kolaylaştırdı. Osmanlı askeri elbisesi giyerek halkı aldatan, demir yolunda gündüz işçi olarak çalışan ve gece eşkıyalık yapan Ermeniler’le irtibat kuran, Maraş, Pazarcık, İslahiye, Nurdağı ve Bahçe güzergahında etkili olan Bozo Çetesi 1918 yılı içinde ortadan kaldırıldı.


8 yorum:

  1. Unutmuyoruz, unutturmayacağız. Minnetle Anıyoruz.. Emeğinize sağlık Mehmet Bey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neredeyse bir asır önceye gitmeye başlayan ulusal kurtuluş savaşımız ve kahramanları unutturulmaya başlandı. Bu büyük kavganın neferleri için fazla bir şey yapamamakla birlikte farkındalık yaratabilmek önemli.
      Sevgi ve saygılarımla.

      Sil
  2. Çok yerinde bilgiler..Eski Anadolu insanı kadar cefekar kahramanları günümüzde bulmak gerçekten çok zor..Bu tür bilgiler yetişen gençlik nesiller için bir umut olur kanımca..Elinize,emeğinize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok şükür, hainleri kadar kahramanları da bol bir milletiz. Onların kanı, teri ve emekleriyle şimdi mutlu ve bağımsız yaşadığımız topraklarımızda bu bilgi kırıntıları ile genç kuşaklara faydalı olabilirsem ne mutlu bana.
      Sevgi ve saygılarımla.

      Sil
  3. Merhabalar Efendim.

    Kara Yılan gibi memleket evlatlarını bu ülkeye yaptığı hizmetlerinden dolayı ne kadar az anıyoruz. Oysa onların yaptıkları fedakarlıklar karşısında bugün ne yapılsa karşılığı değildir. Zaten bu ülkenin kahramanları karşılık beklemeden kendilerini bu ülke için feda etmişlerdir. Bugün bu coğrafyada nefes alıp veriyorsak onların sayesinde olduğunu bilmekle birlikte, Rahmet-i Rahman'a kavuşmuş tüm kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun.

    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Recep bey Merhabalar,
      Dediğiniz gibi tüm rahmet, minnet ve şükran gelmiş geçmiş tüm şehitlerimizin üzerine olsun, mekanları cennet, ruhları şad olsun'
      Sevgi ve en derin saygılarımla.

      Sil
  4. Elinize sağlık. Onların sayesinde varız biz. Ruhları şad olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özgür soluğumuzun yaratıcıları kahramanlarımıza şükran!
      Sevgi ve saygılarımla.

      Sil