3 Aralık 2014 Çarşamba

KAŞINAN YARA : TUNCELİ HAREKATI-1 - (Osmanlı Dönemi Dersim İsyanları)‏

Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Tunceli; doğusunda Bingöl, batısında Malatya, kuzeyinde Erzincan, kuzey-doğusunda Erzurum, güneyinde Elazığ illeri arasında kalan küçük bir vilâyettir. 1938 yılına kadar bu vilâyete verilen Dersim veya Tunceli ismi bu sahaları kapsamaktadır. Bölgenin tarihî dönemler içerisindeki en eski yerleşim merkezleri, Hozat, Çemişgezek, Mazgirt, Pertek ve Sağman olup, tarihte bu bölgeler "Dersim" adıyla bilinmektedir. Esasında tarihî dönemler içerisinde Dersim iki mıntıkaya ayrılmıştır.

1. Batı Dersim: Hozat, Çemişgezek, Pertek, Ovacık, Kemah, Gürcanis ve Kuruçay kazalarını,
2. Doğu Dersim: Mazgirt, Kiğı, Çarsancak, Nazımiye ve Pülümür kazalarını kapsamaktadır.1
Anadolu'nun Türkleşmesine paralel olarak uzun bir dönem Orta Asya ve İran’dan gelen aşiretlerin önemli uğrak yerleri arasında olan Dersim bölgesi, bu önemini 1514 tarihinden itibaren kaybetmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin özellikle Şiî’lere karşı başlatmış olduğu takip politikası, bir kısım aşiretlerin yeniden İran ve Azerbaycan'a dönmesine yol açmış, bir kısmı da Doğu Anadolu'da bulunan dağlık arazilere çekilmişlerdir. İşte bu dönemlerde Dersim bölgesi de bazı aşiretlerin sığındığı bir bölge haline gelmiştir. Bu tarihlerden sonra uzun bir dönem Osmanlı Devleti bu bölge ile pek fazla ilgilenmemiştir.

Dersim isminin kökenini araştırdığımızda  Osmanlı İmparatorluğunda bir bölgenin adı olduğunu görmekteyiz.  Bazı kaynaklarda Zengin maden yatakları nedeniyle bölgeye Dersim adı verildiği,  Kelime anlamı olarak Farsça  "gümüş" (sim) ve "kapı" (der) sözcüklerinden oluşmuş olduğu yazılıdır. Der Simon isimli bir Ermeni önderin adı ile ilişkilidir.(1) Bazı kaynaklarda Desumlu aşiretlerinin yaşadığı bölgeye izafeten Desim isminin verildiği, 1847 yılından sonra Dersim olarak değiştirildiği yazılıdır.(2) Osmanlı Tapu tahrir kayıtlarında ve salnamalerde bölgenin adı Desim olarak yazılıdır. Ancak 1848 de Dersim Sancağının teşkili ile Desim ismi yerine Dersim ismi kullanılmaya başlanmıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı ile uygulamaya çalıştığı bir kısım yeni düzenlemeleri bütün ülkeye teşmil etmek için uğraşmaya başlamıştır. Bu cümleden olmak üzere 1848 tarihinde Diyârbekir Eyaleti yeniden teşkilâtlandırılmış ve Harput ayrı bir eyalet haline getirilerek, Dersim Sancağı teşkil edilmiştir.(3)
 Bölgede 1848 tarihinden Osmanlı Devleti'nin dağılmasına kadar geçen süre içerisinde, bir kısım yeni düzenlemeleri gerçekleştirmek mümkün olabilmiş ise de, tam manası ile aşiretleri ıslah etmek mümkün olmamıştır. Bunun başlıca sebebi ise bu bölgede görülen aşiret hayatının devam etmesidir. Özellikle aşiret reisleri ve "seyyid"lerin bölge halkı üzerindeki tesirleri büyük olup, bu kişiler halkı istedikleri gibi yönetmişlerdir. Yapılmak istenen yeniliklerin kendi durumlarını tehlikeye düşürdüğünü görünce de, yeni uygulamalara karşı çıkmışlardır. Uzun bir dönem devlet otoritesinden uzakta yaşayan bir kısım aşiret reisleri ve seyyidler, yeni uygulamalara devamlı olarak karşı çıkarken, devletin yanında görünen bir kısım aşiret reisleri de, bu niyetlerinde bir türlü samimi olmamışlardır. Dolayısıyla 1848 yılından itibaren bölgede yeni düzenlemeler yapmaya karar vermiş ise de Osmanlı Devleti'nin dağılmasına kadar geçen süre içerisinde bölgede ciddî manada, bir ıslahat yapılamamıştır. Bunun en büyük zararı ise bölgede yaşayan halka olmuş ve bölge halkı özellikle aşiret reisleri ve seyyidlerin engellemeleri yüzünden bir türlü cehalet zincirini kıramamışlardır.(4)

Seyyidler ve aşiret reislerinin derdi yüz yıllar boyu koyu bir taasubun ve cehaletin içinde yüzen halk değildir elbette. Çünkü onlar için halktan ziyade kendi isimleri ve çıkarları önce gelmektedir. Bunu yazımızın ileriki bölümlerinde daha iyi göreceğiz.
 1847 yılından 1916 yılına kadar Dersim Vilayetinde Osmanlı merkezi otoritesine karşı çeşitli ayaklanmalar çıkartılır. Bunların en önemli nedenleri yukarıda da belirttiğimiz gibi feodal ağaların yani aşiret reislerinin ve seyyidlerin ellerindeki imtiyazı bırakmak istemeyişleridir. Öyle ki; bu uğurda üzerlerine gönderilen Osmanlı güçleri ile savaşmaktan çekinmeyecekler, merkezi yönetime her fırsatta baş kaldıracaklardır. 1847 yılında patlayan isyan 1851-52 yılları içerisinde bastırılır. Dersim aşiret ağaları eski günlere dönmenin hesabını yapmaktadırlar. Beklenen fırsat 93 harbi olarak tarihimizde yer alan 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ile çıkar. Daha önce çeşitli vilayetlere sürgün edilen aşiret reislerinin geriye dönmeleri için devlete müracaat eden aşiretler istekleri yerine getirilmediği taktirde  Ruslarla işbirliği yapacaklarını söylemişlerdir. Aşiret liderlerinin geri dönmesine rağmen yine de aşiretler Ruslarla temasa geçmişlerdir.(5) Gazi Ahmet Muhtar Paşa kumandasındaki Kafkas ordusu Dersim’deki isyancılarla uğraşmak zorunda kalır. Ordu isyancılar ile epey uğraşır . İsyancı aşiretler nedeniyle  Kafkas Ordusu çok yıpranmış,  şark cephesinde Ruslara karşı eşit şartlarda   savaşamamış buna rağmen zor şartlar altında dahi verdiği bunca kayba rağmen görevini hakkıyla yerine getirmiştir.
 Vatan elden giderken bile düşmanla işbirliği yapmak acaba hangi mantığın, hangi vatanseverliğin tezahürüdür? Düşünülmesi gereken çok enterasan bir durum…
 Osmanlı devleti Dersim’de süre gelen asayişsizliğin önüne geçmek ve devlet otoritesini sağlamak için 1879 senesinde Hozat merkezli olmak üzere Dersim vilayetini kurar. Ancak çok geçmeden 1886 yılında mutasarrıflığa indirdiği Dersim bölgesini, 1892 senesinde tekrar sancak yaparak Mamuret-ul-Aziz Vilayetine bağlamıştır.(6)
 12 Ağustos 1892 tarihinde "Dersim hakkında ba'zı mütalâ'âtı havî Erzincan Mûdde'î-i 'Umûmî Mu'âvini" tarafından sunulan bir lâyihâ'da Dersim Sancağı'nın idarî, iktisadî ve sosyal durumu hakkında önemli bilgiler mevcuttur. Özellikle, Dersim'de yapılan ıslahatların başarısız olmasının sebebini, halkın Dersim ağalarının elinde kaldığı ve bunların ağa ve seyyidlerin sözünden çıkmadığı da ilâve edilmekte, yaz aylarında şekavette bulunanların kışın köylerine çekildikleri kaydedilmektedir. Dersim'deki ağaların Ermenilerle ilişkilerinin de gayet iyi olduğu, ağaların yumuşak gibi görünüp, hükümet ile halk arasında aracı olmalarına rağmen dessas (düzenci, entrikacı) kişiler olduğu yazılmaktadır. Ayrıca bu ağaların Dersim’de görevli memurları rahat bırakmadıkları, diğer aşiret liderleri ile savaşmalarına rağmen, hükümetten bir kuvvet sevk edildiği taktirde birleşerek merkezi otoriteye isyan ettikleri belirtilmektedir.(7) 
Can düşmanları Ermeni komitacılarla işbirliği yaparak merkezi otoriteye karşı gelmek, isyan etmek, çevre il ve ilçelerde yağma ve çapul yapmak aşiret liderlerinin tebaalarını ne kadar çok düşündüklerinin açık bir delilidir.
 1877-1878 Osmanlı Rus harbi arkasından bölgede askeri hareketlilik ve  Ermeni çetecilerin kışkırtmaları ile yeniden bir ayaklanma baş gösterir. Kısa sürede diğer aşiretlerin katılımı ile bu isyan 1895 yılına kadar sürer.
 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbinden hemen sonra, II. Abdülhamit Doğu Anadolu'da bulunan aşiretlerle iyi ilişkiler kurmuş ve onlardan devlet hizmetinde istifade yoluna gitmiştir. 1891 yılında II. Abdülhamit tarafından Doğu Anadolu'daki aşiretlerden teşkil edilen alaylara "Hamidiye Alayları" adı verilmiştir. Hamidiye Alayları Dördüncü Ordu Müşiri Mehmed Zeki Paşa'nın girişimleriyle 1891 ilkbaharında teşkil edilmeye başlanmış, 1896 yılından itibaren Dersim mıntıkasındaki aşiretler de uygulamaya dahil edilmiştir. (8)
 Osmanlı Padişahı Sultan II.Abdülhamit’in 1891 yılından itibaren uygulamaya koyduğu “Hamidiye Alayları” fikri bölgede bulunan aşiretlerin Osmanlı’ya bakış açısını değiştirmemiş, bilakis alay teşkili yapılmayan aşiretler devlete karşı içten içe kin beslemişlerdir.
 Ne zaman ki Osmanlı Devleti bir başka devletle harbe tutuşsa, o zaman Dersim aşiretlerinin ayaklandıklarını görmekteyiz. Osmanlının yıkılışına kadar geçen süreçte bu isyanların devam ettiğini, devlet otoritesinin savaşlar nedeniyle zayıflamasının hep fırsata çevrildiğini görürüz. Dersim isyanları öyle sanıldığı gibi mezhepsel isyanlar değildir. Eğer hakikaten olay mezhepsel bir başkaldırı olsaydı, isyanlar sadece Dersim ile sınırlı kalamazdı. Gerçekte bu isyanların temelinde yukarıda da açık bir biçimde yazdığımız gibi aşiret ağalarının ve kendilerine seyyid diyen kişilerin yüz yıllar boyu süren halk üzerindeki hegemonyalarının devamı kaygısıdır. Osmanlının son zamanlarında patlak veren Dersim isyanları 1907, 1911, 1914 ve 1916 yıllarında da çıkartılır. Genç Türkiye Cumhuriyeti devletine Osmanlı Devletinin bıraktığı kötü mirastan birisi de yazımızın ikinci bölümünde yazacağımız Tunceli İsyanları olacaktır.
 DİPNOTLAR:
-   Ermeni Bilimler Akademisi Yayını, Erivan, 1973
1-      Mehmet Yıldırım, "Desimlu Aşireti'nden Dersim Sancağı'na", Tunceli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt 1, Sayı 1, Güz 2012
2-      İbrahim Yılmazçelik, XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Dersim Sancağı, Elazığ 1999
3-      Suat Akgül, Amerikan ve İngiliz Raporları Işığında Dersim, İstanbul, 2000, s. 56-63.
4-      Ali Kemalî, Erzincan Tarihi, İstanbul, 1932
5-      Dah. Vek. Jan. Umum. Kom., Dersim, s. 131.
6-      Yıldız Tasnifi, Sad. Res.Mar. Ev. Dosya No: 60, Sıra: 27.
7-      Bayram Kodaman, "Hamidiye Hafif Süvari Alayları II. Abdülhamit ve Doğu Anadolu Aşiretleri ", Tarih Dergisi, Sayı: XXXII, Mart 1976


2 yorum:

  1. Bu konu hep aklımı karıştırmıştır. hatta dersim katliamı olarak geçen bu sıkıcı olayın emrinin Atatürk tarafından mı yoksa başkaları tarafındanmı verildiğini ya da neden olduğuyla ilgili olarak..Yarın ki yazınızda inanıyorum bir cevap bulucam. teşekkürler..çok güzel bir yazı konusu seçmişsiniz..iyi günler dileğimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçeği bilerek fikir sahibi olmak her zaman önemlidir. Bu nedenle tüm çarpıtmalardan sakınarak doğru bilgilere ulaşmak gerekiyor.
      Sevgilerimi sunuyorum.

      Sil