30 Eylül 2013 Pazartesi

AĞUSTOS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1

 

KİTABIN ADI
Seks ve Ceza – Arzuyu yargılamanın dört bin yıllık tarihi (Sex and Punisment – Four thousand years of judging desire)
KİTABIN YAZARI
Eric Berkowitz
KİTABIN ÇEVİRMENİ
Orhan Düz
KİTABIN YAYINEVİ
Kolektif Kitap
KİTABIN BASKI YILI
2013
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
384 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


İnsanın, yazıyla kanıtlanabilir tarihinin başlangıcından bu yana toplumların ve devletlerin hiçbir zaman dokunmadan ve belli yasaklamalar getirmeden edemediği konulardan birisi cinsel yaşam ve tercihler konusu. 

Daha Sümerlerden itibaren toplumda cinsel yasaklar başlıyor. Her dönemde de cari cinsellik anlayışı ve yasaklamalar kapsam değiştiriyor. Kitapta, İlk Seks yasalarından Eski Yunan’daki vakıalara, Eski Roma, Ortaçağ, Erken Modern dönem 1500-1600 yılları ,ile 18. Ve 19. Yüzyıl kitabın belli başlı konu başlıkları.

Eski Roma’da zina yapan erkeğe verilen ceza, Eski Yunan’daki homoseksüel ilişkiler ile günümüzün karşılaştırması, verilen cezalar, Evlilikte ilk gecenin krala ait olması ya da hayvanlarla ilişki gibi aslında tarihsel anlamda herkesin mutlaka bilmesi gereken konular kitapta mercek altına alınıyor. Mutlaka okunması ve kitaplığınızda bulunması gereken önemli bir araştırma.

Eric Berkowitz is a writer, lawyer and journalist. He is the author of Sex and Punishment: Four Thousand Years of Judging Desire. He has a degree in print journalism from University of Southern California and has published in The Los Angeles Times and The Los Angeles Weekly, and for the Associated Press. He was an editor of the West Coast's premier daily legal publication, The Los Angeles Daily Journal. He lives in San Francisco.


27 Eylül 2013 Cuma

MYUS (Μυοuς)

Yaz tatillerini geçirdiğim Didim’e yakın antik kentleri dolaşmayı bu senede sürdürdüm. Bu sene gittiği antik kentlerden birisi de Myus oldu. Aslında tam anlamıyla gezemedim, büyük bir ihtimalle seneye kalan kısmını da bulup gitmeyi düşünüyorum. Zira aşağıda da geniş bir şekilde anlatısına yer verdiğim bilgilere göre şehir iki farklı tepe de bulunuyor. Ben bu sene sadece eski bir Bizans kalesinin bulunduğu kısma erişebildim. Havanın aşırı sıcak olması ve zamanın ilerlemesi sebebiyle ikinci tepeyi gezmeyi erteledim. Umarım seneye gidebilirim.
Didim’den Söke’ye dönerken, sağda Sarıkemer beldesine saparak buradan Avşar köyüne ulaşılıyor. Avşar’ı geride bıraktıktan sonra solda bir toprak yola sapıp birkaç kilometre gittikten sonra bir tepenin ve bir evin yamacında aracınızı bırakmakta fayda var. Eğer bir arazi aracı ile geldiniz ise kalan yolda 1-2 kilometre kadar daha ilerleyebiliyorsunuz. Zaten aracınız bıkartığınız yerden tepedeki kalıntı kale göründüğü için yolu kaybetmeden ulaşabiliyorsunuz.
Myus, küçük ve kalıntılarıyla fazla önemli gözükmüyor. 1964 yılında Miletos’u kazan Alman kazı ekibi burada da bir süre çalışmış. Antik söylenceye göre Myus, Kodros’un oğlu Cyaretus ( bazı belgelerde Cydrelus olarak ta geçiyor) tarafından kurulmuş. Ancak konumunun yanlış seçilmesi ile sıtmanın pençesine düşmüş.Belki de bu hastalığın şehirde sürekli egemen olması nedeniyle İon tarihinde pek bir rolü olmamış. Yararlandığım ve aşağıda kaynağını verdiğim sitelerden derlediğim bilgiler aşağıdaki gibi;
" İ.Ö. 480 Salamis Savaşı’ nın Atinalı kahramanı Themistokles’in sonraları gözden düşüp yurdundan sürüldüğünde Pers kralının dostluğunu kazandığı ve yaşamını sürdürmesi için kralın ona üç kent verdiği anlatılır: Ekmek için Magnesia, şarap için Lampsakos ve opson için Myus. Opson Türkçedeki “katık” sözcüğünde karşılığını bulur ve et olsun, balık, peynir ya da zeytin olsun, “ekmeğin yanında yenecek herhangi bir yiyecek” anlamına gelir. Sözcük beslenme alışkanlıklarında ilginç bir farklılığı yansıtmaktadır. Bugün batı dünyasında et yada balığın yanında ekmek yenirken, eski Yunanlılar, bugün Türklerin yaptıkları gibi ekmeğin yanında et yada balık yiyorlardı. Ekmek yaşamın temel direği idi. Bir Türk köylüsünün yemekte yarım somundan az ekmek tükettiği ender görülür. Myus’un Themistokles’e sağladığı opson, hiç kuşkusuz öncelikle balıktan oluşmuştu. Tarihçi Diyodoros’un anlattığı gibi, Myus çevresinde balık çok boldu. Bugün de birkaç kilometre uzaktaki dalyan aynı duruma tanıklık etmektedir.
 Belki garip, ama yukarıda anlatılan öykü Myus’un tarihinde, bir kral tarafından armağan edildi tek olayı yansıtmaktadır. İ.Ö. 201 yılında Makedonia Kralı V. Philippos, ordularıyla Anadolu’dan geçer. Elindeki erzak tükendiğinde, Magnesialılara başvurur. Onlar da krala bir miktar incir verirler, çünkü tahılları yoktur. V. Philippos daha sonra Myus’u ele geçirince, incirlere karşılık kenti Magnesialılara armağan eder. İki kez başkalarına verilme onursuzluğunu yaşayan özgür kentlerin sayısı fazla değildir kuşkusuz.
Myus’un tarihçesi genelde Maiandros Nehri’nin getirdiği milin tarihçesidir. İ.Ö. 499 yılında buraya 200 savaş gemisinden oluşan bir filo demir atabilmişti. Ama beş yıl sonra Lade Savaşı’na Myus yalnızca üç gemiyle katıldı. Savaşa girmeyi göze alanlar içinde bir tek, bir yarı-kent sayılan Phokaia bu kadar az gemiye sahipti. Myus’un Delos Birliği’ne olağan katkısı bir talent, İonia kentlerinin ödediği en düşük tutardı. İ.Ö. 390 yılında Myus en azından özgür bir kenttir hâlâ. Bazı topraklar yüzünden Miletos ile anlaşmazlığa düşmesi , özgürlüğüne işaret etmektedir. İ.Ö. 201’de ise bir miktar incire karşılık , elden çıkarılabilecek kertede gözden düşmüştü. 2.yüzyıl başlarında Miletos’un , Myus baş tanrısı Apollon Terbintheos için kutsal sayılan bir arazi üzerinde hak iddia etmesi, Myus’un Miletos yönetimi altına girdiğini gösterir. Bu arada sıtma ve Maiandros’un mili durmaksızın etkilerini sürdürmekteydi. Strabon’un zamanında nüfus o denli azalmıştı ki Myus, bir kente özgü işlevleri gerçekleştirmemeye başlamıştı; politik bir birlik kimliği altında Miletos ile kaynaştırıldı. Aynı tarihlerde deniz yoluyla Myus’a ulaşma olanağı da kalmamıştı. Küçük tekneler ile 4.83 km. boyunca nehirden ilerlemek gerekiyordu. Pausanias, oluşumu canlı bir anlatımla betimlemiştir.
Myus’un yakınında küçük bir koy vardır” der Pausanias – sözünü ettiği koy olasılıkla günümüzdeki Azap Gölü’dür. Sonra da şöyle devam eder sözlerine: “Maiandros bu koyun ağzını çamurla kapayarak onu bir lagüne dönüştürdü. Deniz geri çekilip, lagün de bir tatlı su gölüne dönüşünce, buradan o kadar çok sivrisinek türedi ki, Myuslular kenti terk etmek zorunda kaldılar.içlerinde kült heykellerinin de bulunduğu taşınır eşyalarını yanlarına alarak Miletos’un yolunu tuttular. Myus’a uğradığımda, ak mermerden yapılmış Dionysos Tapınağı dışında hiçbir şey göremedim.”
Tapınağın temelleri şimdi de görülebilmektedir, fakat ayakta duran başka kalıntı yok gibidir. Ören yeri nehir kıyısındaki bir tepecik üzerinde yükselen Bizans kalesinin yardımıyla ayrımsanabilir. Tepenin yamacı, birbirinin ardında yükselen iki kaya terası oluşturacak biçimde işlenmiştir. Yukarı teras küçük bir mekan ya da niş içeren kayadan bir duvar ile sınırlanır. Nişin içerisinde bir takım oyuklara rastlanmaktadır. Terasın üzerinde, genişliği 17 m.yi bulan, Dor düzeninde görkemli bir tapınak yer alır. Tapınak olasılıkla Sakız Ağacı Tanrısı Apollon Terbintheos’a aittir. Yan duvarlardan birinin temelleri ile ona koşut uzanan ve olasılıkla peristasis sütunlarını ayakta tutmaya yarayan, daire biçimli bir dizi çukur kısmen günümüze gelmiştir. Büyük taşlardan örülmüş, Kyklop tarzında bir duvar yukarı terası desteklemekte, aşağı terası ise yandan sınırlamaktadır. Pausanias’ın değindiği Dionysos Tapınağı aşağı terastadır. Tapınaktan günümüze kalanlar temellerin bir bölümü ile bir istinat duvarı ve beyaz mermerden bir tek sütun kasnağıdır.
Ana yerleşme doğudaki ikinci tepededir. Burada kayalara oyulmuş birtakım evler, mezarlar ve sarnıçlar saptanmıştır. 

Myus’ta sürdürülen kazılara ve çevrenin modern yapılaşmadan yoksunluğuna rağmen, ören yerinde işlenmiş taşlara ender rastlanması, bu tür malzemenin yeniden kullanılmak üzere Miletos’a taşınması olasılığı ile açıklanmaktadır. Nedeni ne olursa olsun, kesin bir gerçek İonia’da kazı görmüş hiçbir ören yerinin bu denli az buluntu vermediğidir.
Diğer kentlerdeki gibi Myus’un da kamusal yapılara sahip olması gerekir. Ama bunlar sözünü ettiğimiz az sayıda parça dışında hiçbir iz bırakmamıştır. Myus’un yerleştirildiği sırtın doruğundaki Avşar Kale adı verilen küçük Bizans kalesi geç dönemden bir istisnadır."





http://www.didimli.com/galeri/myus.htm

http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,44832/myus-avsar-kalesi.html

26 Eylül 2013 Perşembe

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 9

 
KİTABIN ADI
Hayat Bir Macera – Çocukluk ve Gençlik Hatıraları
KİTABIN YAZARI
Samet Ağaoğlu
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Yapı Kredi Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2013
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
178 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
9/10 


Samet Ağaoğlu, Demokrat Parti dönemi milletvekillerinden ve bakanlarından. 27 Mayıs’tan sonra Yassıada’da yargılanmış ve mahkum edilmiş. Ancak 1964 yılında afla salıverilmiş. 

Samet Ağaoğlu’nun önemli yanlarından birisi de Milli Mücadele döneminin önemli kişilerinden Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu olması. Pek çok kitabı bulunan Samet Ağaoğlu’nun, cumhuriyetimizin kuruluş yıllarına ilişkin önemli gözlemlerinin ve anlatısının yer aldığı bu kitabı bu nedenle çok önemli ve ilgiye değer. 1963 yılında cezaevinde yattığı sırada kaleme aldığı kitabında, bazı subjektif değerlendirmelerini bir yana bırakırsak ilk elden anlatılan anılar olması nedeniyle Cumhuriyet tarihimiz açısından okunması gereken bir kitap…
Samet Ağaoğlu, (d. 1909, Bakü - ö. 6 Ağustos 1982, İstanbul), Türk yazar, siyasetçi. 

Samet Ağaoğlu Azerbaycan'dan Türkiye'ye göç eden Ağaoğlu ailesinin dördüncü çocuğudur ve kendisi gibi yazar ve fikir adamı olan Ahmet Ağaoğlu'nun oğludur. İlk ve orta öğretimini Bayazıt Fevziye Lisesi'nde yaptıktan sonra, 1929 yılında Ankara Lisesi'nden mezun olmuştur. 1931 yılında Ankara Hukuk Mektebi'ni bitirdikten sonra Strazburg'a giderek üniversitenin "yüksek etüdler" bölümünde 16 ay okumuş, ancak doktorasını tamamlayamamış, babasının işlerinin bozulması üzerine yurda dönmek zorunda kalmıştır. Yurda döndükten sonra Ekonomi ve Ticaret Bakanlıklarında bazı üst düzey görevlerde bulunmuş, 1946 yılında devlet hizmetinden ayrılmıştır.

Avukatlık yapmaya başladığı sırada Demokrat Parti saflarında politikaya atılmıştır. 1950,1954 ve 1957 seçimleri ile IX., X., XI. Dönem Manisa Milletvekilliği yapmıştır. Çalışma, Sanayi ve Devlet Bakanlıkları yapmıştır. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinde tutuklanıp hüküm giymiştir. Ömür boyu hapisle cazalandırıldı. İmralı ve Kayseri cezaevlerinde tutuklu kaldı. 1964 yılında Yassıada'da cezasını çekerken çıkan özel bir afla salıverildi. Bundan sonra siyasetle dolaylı olarak ilgilendi.

Kendini tümüyle yazılarına verdiği sırada 6 Ağustos 1982'de ölmüştür.



25 Eylül 2013 Çarşamba

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 8

 
KİTABIN ADI
Aşkın Cep Defteri
KİTABIN YAZARI
Murathan Mungan
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Metis Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2012
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
151 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
8/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
8/10 


Murathan Mungan’ın yakın zamanlarda yayınlanmış ilginç bir kitabı karşınızda. 

Bana göre kitabın ilginçliği iki kısımdan meydana gelmesi. Birinci bölümünde yazarın 16 denemesi yer alıyor. Konularına göre dört ayrı başlık altında toplanmış. Bazıları ilk kez yayınlanırken bazıları daha önce değişik kitaplarda ve dergilerde yayınlanmış. Bu denemelerden, yazarın kendi koleksiyonunda bulunan bazı fotoğraflar üzerine yazdığı denemeler çok güzel. İlgili resimlerinde yer aldığı bu denemeler için dahi kitap alınmaya değer.

Kitabın ikinci bölümünde ise Mungan’ın “aşk” üzerine notları yer alıyor. Ben hepsine aforizma diyemedim ama meraklısına gerçekten hitap edecek düzeyde.

24 Eylül 2013 Salı

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 7

 
KİTABIN ADI
Somon Balığıyla Yolculuk (Il secondo diario minimo)
KİTABIN YAZARI
Umberto Eco
KİTABIN ÇEVİRMENİ
İlknur Özdemir
KİTABIN YAYINEVİ
Can Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2011
KİTABIN BASKI SAYISI
4. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
210 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Avrupa’nın yaşayan edebiyat devlerinden Umberto Eco’nun yine çok hoş bir kitabı karşınızda. 

1962 yılına kadar “Il Verri” edebiyat dergisinde denemeler yazan Eco’ya gelen teklif üzerine, bu dergi’de “Küçük Günce” başlığıyla yazdığı denemelerden bir kısmını aynı adla 1963 yılında kitaplaştırmıştı. (Bu kitap “Yanlış Okumalar” adıyla Türkçe'de yayınlandı) Geçen yıllarda yine yazdığı deneme ve yazıları biriken değerli yazara yapılan teklif üzerine, 4o denemenin yer aldığı bu kitap doğdu. (Kitabın orijinal İtalyanca adından da anlaşılıyor)

Denemeleri okumaya başladığınızda usta yazarın gizli mizah gücüne ve hiciv yeteneğine şapka çıkarıyorsunuz. Ülkemizde “Gülün Adı” ile tanınan yazarın çok sayıda deha çizgisindeki kitabı Türkçeleştirildi. Tanınmış bir el yazması kitap koleksiyoncusu olan Eco’yu tanımak ve daha çok sevmek için bir neden daha karşınızda. Daha ne duruyorsunuz?

23 Eylül 2013 Pazartesi

BLOGDA DÖRDÜNCÜ YIL


Geçen hafta bahsettiğim gibi bloğum bugün itibariyle 4 yaşını doldurdu ve beşince senesine başlıyor. Keyifli yazılar, paylaşımlar ve yorumlarla seneler akıp gitti. Dönüp geriye bakınca geçen bu zaman sanki olduğundan daha uzun görünüyor. Demek ki bir alışkanlık ve günlük hayatın bir parçası haline geliyor.

Hafta sonları ve iş yoğunluğu sebebiyle zaman zaman blogdan uzak kalsam da izlediğim blogları ziyaret etme keyfini hep yaşıyorum. Birbirinden farklı ve özgün blogların aynı heyecanla bizlere ulaşması ne güzel. Umarım daha sürer gider. Blog kapatan ya da ilgisini yitirenler olsa da sonuçta yaşam da bir değişim ve başkalaşım değil mi?
Daha nice farklı heyecanlar yaşamak ve tüm dost bloglarımın nice seneler devam etmesi dileğiyle bu seneki armağan kitabımı kazananın Seda olduğunu belirteyim.Kendisini kutluyor ve kargo adresini bilgehanmerki@hotmail.com ‘a mesaj atarak adreslerini zi bekliyorum.

19 Eylül 2013 Perşembe

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 6


KİTABIN ADI
Maya’nın Günlüğü (El cuaderno de Maya)
KİTABIN YAZARI
İsabel Allende
KİTABIN ÇEVİRMENİ
İnci Kut
KİTABIN YAYINEVİ
Can Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2013
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
459 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


İsabel Allende’nin Türkçe’de yayınlanan 18. Kitabı. (Hepsine sahip olmak gururlandığım konulardan biridir) 

Güney Amerika edebiyatının yaşayan en değerli yazarlarından Allende, bitmeyen enerjisi ile yazmaya devam ediyor. Bu kitapta, bugüne kadar olan yayın düzeninin biraz dışına çıkmış. Önceki kitapları belli başlı iki grupta idi. (3 adet çocuk romanını dahil etmiyorum) İlk grup kendi çevresi, ailesi ve ölen kızı için yazdığı kısmen biyografik kitaplar. İkinci kategori ise, çıkışları genellikle Kuzey ve Güney Amerika’nın geçmiş dönemlerini anlatan, kısmen Şili cunta dönemi acıları, kısmen de eski tarihi dönemleri içeren romanlar idi.

Bu kez günümüzde geçen bir romanla karşımızda. Maya Vidal, babası Şili, annesi Danimarka kökenli, babaannesini yanında yaşayan 19 yaşında bir kız. Roman, Maya’nın ağzından anlatımla, Maya’nın geçmiş 2 yıllık fırtınalı yaşamını konu alıyor. Allende her romanında olduğu gibi  geri dönüşlerle anlattığı hikayesinde zaman zaman Şili cuntası acılarına dönerken ilaveten halen ABD’nin (yazar yıllardır ABD’de yaşamakta) en büyük kabuslarından olan uyuşturucu konusuna değiniyor. Muhteşem detaylarla dolu anlatımda, Şili’nin en uzak Chiloe adasına uzanan Maya’nın yolculuğunu okumaya başladığınızda bitirmeden kitabı elinizden bırakamayacaksınız. Allende’nin romanlarının tadını bilenler için yine büyük bir okuma keyfi…

18 Eylül 2013 Çarşamba

4. YAŞGÜNÜ ARMAĞANIM

Bloğum 23 Eylül’de 4. Yaşına giriyor. Zaman ne çabuk geçiyor. Bir yazı, bir yazı daha derken yıllar peş peşe sıralanıvermiş. Geçen dört yıllık sürede ne çok blog sahibiyle ve ziyaretçiyle tanışmışım. Yorumlardaki güzel sohbetler ve güzel dostluklarda cabası. Devam etmesi en büyük dileğim. Bilgi değişiminin ve iletişimin mükemmelliği de burada.
Elbette 4. Yaşımızın da bir hediyesi olacak. Armağan kitabım gördüğünüz gibi Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya”sı. Atay’ın en değerli ve kapsamlı kitabı, Türk Edebiyatı açısından zamanını aşan bir öneme sahip. Her zaman okunacak, saklanacak bir kitap. Bir anlamda cumhuriyetimizin kitabı. 

Hediyemi, yorum kutusuna isim bırakacak dostlar arasından kurayla belirleyeceğim. Bildiğiniz gibi, yorum bırakmak dışında başkaca hiçbir şartım yok. Çekilişimizi 4. Yaş günümüz olan 23 Eylül sabahı yapacağım. O ana dek yorum bırakmak mümkün.

4 yıllık beraberliğimizde desteğini esirgemeyen, yazan, yorum bırakan ve okuyan tüm dostları sevgi ve saygı ile selamlıyorum.


17 Eylül 2013 Salı

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 5


KİTABIN ADI
Türk Ordusu’na Balyoz
KİTABIN YAZARI
Em. Org. Ergin Saygun
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Kaynak Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2012
KİTABIN BASKI SAYISI
8. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
385 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Ülkemizin yakın tarihi açısından çok önemli bir kitap. 

Son yıllarda adaletin ve yargılamanın tartışılır hale getirildiği çok önemli davalardan “Balyoz” adıyla anılan davanın sanıklarından birisi kılınan Emekli Orgeneral Ergin Saygun, yakın Türk ordu tarihinin en parlak sicilli generallerinden biridir. Kendisini ve ailesini yakından tanıdığım değerli komutanımın ordudaki görevlerinden çok önemli bir bölümü yurt dışında geçmiş, ülkemizi ve ordumuzu başarıyla temsil etmiştir.

Komutamız, herkesin yakından bildiği gibi çok önemli sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Neredeyse tamamını hastanede yazdığı bu kitabında, yakın Türkiye tarihinin siyasi kesitleriyle, Türkiye üzerine oynanan oyunlar, dünya üzerinden büyük bir güç sayılan ordumuzun etkisiz kılınması için çevrilen oyunları sergilerken, haklarındaki davanın dayanaksızlığını, gerçek dışılığını ortaya çıkarıyor.

Dönem itibariyle çok önemli bulduğum, yakın tarihimizin belli başlı satır başlarının yer aldığı, kitabın mutlaka okunmasını öneririm.
Ergin Saygun, (d. 1946, İstanbul), 1966'da Kara Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1967'de de Topçu Okulu'nu tamamladı. 1967-1976 yılları arasında Türk Kara Kuvvetleri bünyesinde çeşitli birliklerde batarya subaylığı, uçuş öğretmeliği, ve Güney Kore'de irtibat subaylığı görevlerinde bulundu. 1978'de Kara Harp Akademisi'ni bitiren Saygun, kurmay subay olarak Genelkurmay Strateji ve Plan Dairesi'nde proje subaylığı, Kara Harp Akademisi'nde öğretim üyeliği Brüksel'de Türk askeri temsil heyeti başkanlığında Kara Plan Subaylığı, Genelkurmay Başkanı Özel Kalem Müdürlüğü, 6. Piyade Tümeninde Mekanize Piyade Tabur komutanlığı, 3. Kolordu ve 1. Ordu Harekat Eğitim Şube Müdürlüğü, Kara Kuvvetleri Genel Sekreterliği ve Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı yaptı.[1] 

1993'te terfi ettiği tuğgeneral rütbesi ile Belçika’nın Mons kentinde Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) Lojistik ve İntikaller Daire Başkanlığı ile 14. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, 1997'de terfi ettiği tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Strateji Daire Başkanlığı ile 4. Kolordu Komutan Yardımcısı ve 1. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı görevlerini yürüten Saygun, 2001 yılında korgeneral oldu. Bu rütbe ile 3. Kolordu Komutanlığı ve ve Brüksel’de Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı yaptı. 2005 yılında orgeneralliğe terfi ederek Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı oldu. 2006 yılında Genelkurmay 2. Başkanlığı’na, 30 Ağustos 2008 itibariyle de 1. Ordu Komutanlığı’na atandı. 2009 yılında emekli oldu.


16 Eylül 2013 Pazartesi

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 4

 
KİTABIN ADI
Çatıdaki Pencere (Claraboia)
KİTABIN YAZARI
Jose Saramago
KİTABIN ÇEVİRMENİ
Pınar Savaş
KİTABIN YAYINEVİ
Kırmızıkedi Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2012
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
306 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


2 yıl önce yitirdiğimiz büyük edebiyatçı Saramago’dan hoş bir sürpriz. 

Türkçe’ye çevrilmiş tüm kitaplarını almakla ve okumakla övündüğüm değerli yazarın henüz 31 yaşında iken ilk yazdığı ve yayınevine gönderdiği, ancak hiçbir açıklamasız yayınlanmayan kayıp romanı. Saramago’nun 1940-50 arasında yazdığı ve 1953’de yayınevine gönderdiği bu kitabı yayınlanmayınca yazar 30 yıl kadar hiç roman yazmadı, şiirle uğraştı. 1989’da yayınevinden gelen bir telefonla kitabının akibetinden haberdar olan yazar, yayınevinin yayınlama teklifi reddeder ve gidip müsveddeyi geri alır. Ölümüne kadar müsveddeyi tekrar okumayan değerli yazarın ölümünden sonra bu kitabı okurla buluşturan eşi Pilar’dır.

1940’lar Lizbon’unda geçen roman, bir mahallede ayakkabı tamircisi olan Silvestre’nin, maddi koşullar sebebiyle bir odasını kiraya vermesiyle başlar. Romanın kahramanları aynı sokağın değişik haneleridir. Roman nitelik itibariyle siyasi değildir. Salazar Diktatörlüğü’nünden bahsetmez. Ancak yaşına göre yazdığı bu romanın niteliği, bize dev romancının gelişini adeta haykırmakta. Ölümüne kadar siyasi kimliğinden ödün vermeden yaşayan bu dev romancıyı henüz tanımadıysanız edebiyat adına çok şey kaybediyorsunuz demektir.

13 Eylül 2013 Cuma

BATUM BOTANİK BAHÇESİ (Gürcüce: ბათუმის ბოტანიკური ბაღი / Batumis Botanikuri Baği),

Batum gezimizin önemli duraklarından birisi de oldukça meşhur olan botanik bahçesiydi.. Gürcistan’ın özerk cumhuriyetinden Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum’un Şehir merkezine 9 km uzaklıktaki Batum Botanik Bahçesi Karadeniz’in kıyısında Mtsvane Kontskhi (Yeşil Burun) bölgesinde yer alıyor. 109 ila 112 hektarlık yayıldığı söylenen Batum Botanik Bahçesi, Eski Sovyetler Birliği’nde en büyük botanik bahçesi imiş. Aynı zamanda dünyanın en 
büyük botanik parkları arasında geçiyor.
Batum Botanik Bahçesi’nin kuruluşuna 1880’lerde başlanmış. Bölgenin ikliminden çok etkilenen şef bahçıvan, ziraatçı M. Dalfons tarafından özellikle Güney Fransa’dan bitkiler getirilerek yeni bir Riviera yaratmak üzere bitki dikimi yapılırken Rus Botanikçi Andrey Nikolayeviç Krasnov (1862-1914) ile bahçede sistematik bir çalışma yürütülmüş. Krasnov uluslararası tanınmış bilim adamları, ziraatçılarla ilişki kurarak tohum, çelik, bilimsel araştırmalar desteği almış. Parkta özellikle eski SSCB’nde ekonomik değeri olan yarı tropikal bitkilerin yetiştirilmesi ve tanıtılmasına yönelik çalışmalar yapılmış. 3 Kasım 1912’de parkın resmi açılışı yapılmış.
İçerisinde 5000’den fazla bitki türü barındıran Batum Botanik Bahçesi, Kafkasya’ya özgü yarı tropik bitkilerin yanı sıra (104 türü Kafkasya’ya özgüdür.) Uzak Asya, Yeni Zelanda, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Himalayalar, Meksika, Avustralya ve Akdeniz bitkilerinin sergilendiği bölümlerde getirilen 2037 bitki türü bulunmaktadır de bulunuyor. 1,200 gül türünün yer aldığı parkta 2,000 üzerinde ağaç ve odunsu bitkiler bulunuyor.
Ayrıca parkta içerisinde, bitki tanıtımı, çiçekçilik, yarı tropikal bitkiler, bitki fizyolojisi ve botanik alanlarında bilimsel araştırmalar da yapılıyor. Önceleri Gürcistan Bilim Akademisi tarafından yönetilen  Batum Botanik Bahçesi 2006′dan beri bağımsız bir enstitü tarafından yönetilmekte.















Bizim turumuz gezi otobüsüyle olmakla birlikte edindiğimiz bilgilere göre, şehir merkezinden 15 dakikalık uzaklıktaki parka, taksi (10 Lari/12TL) veya 1 numaralı minibüse ile ulaşmak mümkün. Minibüs (0,60 Lari) parkın alt giriş kapısına kadar gidiyor. Park giriş ücreti ise (6 Lari). Ana yürüyüş yollarını takip ederek Batum Botanik Parkı’nı baştan başa gezmek gezmek 2-4 saat tutuyor. Bizim zaman kısıtlamamız nedeniyle ana yollar itibariyle 1,5 saatlik bir gezimiz oldu. Park girişinde ve çıkışında tuvaletler bulunuyor.