17 Kasım 2011 Perşembe

TOLEDO

Toledo, Madrid öncesi İspanya’nın eski krallık başkenti. Madrid’e 70 klm mesafede.
 En kolay ulaşım Atocha tren istasyonundan kalkan hızlı tren. 35 dakikada gidiyor. Ücreti gidiş dönüş 19.10 Euro. Tren sefer saatlerini internetten indirerek gidiş saatinizi ayarlayabiliyorsunuz.
  Ancak, gece kalmayı düşünmüyorsanız akşam dönüş biletini giderken almakta yarar var. Sürekli dolu gidip geldiği için yer bulamayabilirsiniz.
 Toledo istasyonundan şehre giden 1,5 ve 2.00 Euro’luk otobüsler var. Yürüyerek 25-30 dakikada gidilebiliyor. Taksi 4,5 Euro olmasına rağmen 5 Euro’nun üstünü vermiyorlar.
 Trenden kalkan Turistic Bus’ın 6-12 ve 20 Euro’luk rehberli güzergahı var. Sadece 6 Euro öderseniz, otobüs, eski şehrin etrafını dolaştırarak size şehre götürüyor. Yüksek bir tepede şehri resimleyecek bir noktada 5 dakika molası var. 12 Euro’luk alırsanız ilaveten rehberli şehir turu yapıyorsunuz yaklaşık 1 saat sürüyor.
  20 Euro’luk turda ise şehir turundan sonra Toledo katedrali rehber eşliğinde geziliyor. Katedral şehrin simgesi ve halen İspanya’nın dini merkezi. Sevilla’dakinden sonra da İspanya’nın en büyük 2. Katedrali. Tursuzda gitseniz içi görmeye değer.
 Toledo’da halen İspanya’da ayakta olan 3 sinagogdan 2’si var. Bu nedenle Yahudilerinde önemli ziyaret mekanlarından birisi.





 “Mazapan” İspanyollara Müslüman Araplardan kalan acıbadem ezmesi. Hemen her dükkanda en önemli hediyelik eşyaların arasında.

 Ayrıca birde cami var. Toledo’ya bir gün ayırıp bu eski şehrin sokaklarında kaybolmaya değer.




 (Toledo katedrali, ayrı bir yazı konumuz olacak)





16 Kasım 2011 Çarşamba

REDDETMEDİK BİR VİCDANIMIZ KALMIŞTI!

Emperyalizmin ideologları, girdikleri ülkelerin içinde, dirençleri kırmak için her yola başvururlar
Türk Silahlı Kuvvetlerine bir başka cepheden saldıracaklar ya, bu kez vicdandan girdiler.
Vicdanı olmayanlar, vicdanı da kullanmayı başardılar.
TSK'ye  "son altın vuruşu" gerçekleştirmek için harekete geçtiler.
Ben askere gitmiyorum. Vicdani Ret yapıyorum dediğinizde, artık askerliğin dışında kalmış olacaksınız.
Birileri sizin güvenliğiniz ve birliğiniz için ölecek, onun size sağladığı vatan içinde sizde vicdanınız rahat olarak yaşayacaksınız.

Birliği, değerleri, güvenliği, varlığı ret'tir, vicdani ret.

Birlik olmak, birlikte olmanın verdiği kuvvet-e dayanmak, insanları güven içinde tutar.
Vicdani ret; tüm bu bunlara karşı olan istektir. Ben toplum önünde, kanun önünde eşit değilim, birliğin verdiği güvenden yana değilim demenin ifadesidir.
Birliğin ve birlikte olmanın sağladığı güvenlikten ve onun askeri örgütünden yana değilim demektir.
AKP emperyalizmin talimatlarının birini daha meclise getirecek.
Batının yozlaşmış toplumunda ne varsa onu Türkiye'ye taşımak, sözde muhafazakâr ve dindar olan bir partinin görevi oluyor.
Allah kimseyi işbirlikçi yapmasın.
Eğer Amerika veya Batı, AKP'ye dininden vazgeç dese, iktidar için hemen onu da yapacak tıynette görünüyor.
Vicdani ret, vicdansızlıktır. Çok kimse askerden kaçmak ve görevi başkalarının üzerine atmak gibi, ahlaki olmayan bir yol tutacak.

Bir ülkeyi yönetenler kendi ordusu ile böyle savaşır mı?
Şimdi ki görünümü ile vicdani ret yasası; TSK'ni imha yasasıdır. Askerliği paralı yapmanın başka adıdır. Parası olanların askerlik yapmadığı, vatanı savunmanın garibanların sırtına kaldığı bir sistem.
Vicdansız bir sistem.Eşitlikçi olmayan bir sistem, demokrasi adına gelmiş olacaktır.
Etrafı ateşle çevrili bir ülkenin, böyle bir yola girmesi, sadece Amerika'dan alınan talimatlar ile olabilir. Yoksa zaten çökmüş ve kendine dermanı olmayan AB yasalarına uyum masalı, sadece masaldır.
Amerika'nın yeterince kullanamadığı TSK'ni imha etmek için AKP'ye verdiği bir talimatıdır.
Vatan savunması yerine emperyalizmin çıkarlarını savunacak bir tertibin daha başlangıcındayız.
TSK'nin başındakilerin, böyle bir şeyi kabul etmemesi vatan savunması
sorumluluğudur.

BÜLENT ESİNOĞLU
15.11.2011, bulentesinoglu@gmail.com

Kaynak: Vatan ve Emek Cephesi

15 Kasım 2011 Salı

MADRİD

  İspanya’ya yaptığım 2. Gezi 07.11-13.11.2011 arasında Madrid-Toledo-Valencia güzergahında oldu. Bu kez tamamen tur programı dışında, kendi seçtiğimiz oteller, uçak ve hızlı trenlerle yaptığımız gezi önemli bir deneyim oldu.
 (Madrid'in simgesi, ağaca uzanan ayı. aynı zamanda o km. simgesi)
 İspanya’ya daha önce gitmeme rağmen sadece Barcelona ile kısıtlı kaldığı için İspanya’yı tam tanıyabilmek için Madrid’i, başkenti görmek gerektiğinin farkındaydım. Seyahat planını yaparken, üyesi olduğum “Ankaralı Gezginler”deki izlenimlerden yola çıktım. İstanbul ayaklı çıkışlarda sorun yaşadığım için bu kez Ankara kalkışlı bir uçak planı yaptık. 7 günlük gezimize en uygun fiyatı veren Ankara-Münich-Madrid hattı ile Lufthansa oldu. Ancak dönüşü Valencia’dan yapmak çok aktarmalı ve pahalı olunca bu kez dönüşü de aynı rotadan gerçekleştirdik. Madrid-Valencia gidiş dönüşlerini de www.renfe.es sitesinden hızlı tren ile sağladık. Yaklaşık bir ay önceden alınan biletimiz kişi başı 31.95 Euro iken, tura sonradan katılan arkadaşımız 47.00 Euro’dan aldı. Bu nedenle İspanya’da hızlı treni kullanmak için bileti önceden almakta fayda var.
  Madrid ve Valencia otellerini www.booking.com sitesinden fiyat, konum karşılaştırması ile belirledik. Madrid’deki otelimiz “Calle de Montera 47” adresinde bulunan “Hostal Jerez”di. 3 yıldız statüsünde olan ancak daha hostel görünüşlü otelimizin konumu Madrid açısından harika bir noktada idi. Sol meydanına 150 metre mesafede ve Gran Via üzerindeki otelimiz hem fiyatı ve hem de konumu açısından eşsiz bir noktada. Süper otel hizmeti aramayan gezginler için ideal bir otel.

 Madrid Barajas havaalanı 4 terminalden oluşan oldukça büyük bir havaalanı. Ancak şehre ulaşımı kolay. Metro’yu tercih ederek otelimize geçtik. Havaalanına gelen ve giden metronun ücreti yüksek. Kişi başı 2.50 Euro. 10lu bilet aldığınızda 17.30 Euro ödüyorsunuz. Aynı biletle metrodan çıktığınız için farklı bilet alırsanız çıkışta ya ceza ödüyorsunuz ya da ayrıca çıkış biletini tekrar alıyorsunuz. Ancak şehre gidişi metro ile yapacakları bazı metro duraklarında ya da geçişlerinde yürüyen merdiven olmadığını, merdivenleri veya var ise asansörleri kullanmaları gerektiğini hatırlatayım.
  Aynı biletle hat değiştirerek gezmeniz mümkün. Havaalanından şehre taksimetre 22 Euro civarında yazmasına rağmen taksiler 30 Euro alıyor bilmekte fayda var.
  Madrid’i tanımanın en kolay yollarından birisi “Turistic Bus” ile şehir gezisi yapmak. Günlük sınırsız bilet 20, iki günlük bilet 24 Euro, 65+ yaşa ve öğrenciye indirim var. Dilediğiniz durakta inip gezdikten sonra başka gelene binip geziye devam edebiliyorsunuz. Madrid’de 2 rota var. Her biri hiç inmeden yaklaşık 1,5 saat kadar sürüyor. Broşürde her durağa otobüsün hangi saatte geleceği yazıyor ve geliyor. Metro ağı geniş ve yeterli olduğundan trafik ciddi bir sorun yaratmıyor.  Her iki rota ile şehrin tüm önemli noktalarına gidilebiliyor. Madrid’deki otelimiz Rota 1’e çok yakın olduğundan bize büyük kolaylık sağladı. Madrid’e gitmeden, “Madrid” gezi kitabını alıp göz gezdirmenizde büyük fayda var. Özellikle yürüyerek gezecekler için zengin yürüyüş seçenekleri veriyor.
Madrid’in en önemli ziyaret noktası Prado Müzesi. Giriş 12.00 Euro 65+ yaş %50 indirimli. Öğrencilere ücretsiz. Madrid’de neredeyse tüm ziyaret mekanları 10.00-19.00 arası açık. (Pazartesi günleri çoğu kapalı. Araştırma yapmakta fayda var.)
 Madrid’de neredeyse adım başı kafe ve bar var. Yiyecekler damak tadımıza çok uygun değil ve genellikle TL’ye çok pahalı geliyor. Sabahları en çok yenen Empanada (etli,peynirli bir tür bohça) ve Bocadillo (arası etli peynirli baton ekmek) tüketiliyor. Bira ve şarap ucuz ve neredeyse her yerde rahatlıkla tüketilebilir. Pizza ve Paella’da (pilavlı deniz ürünleri) öğle ve akşam için seçenek olabilir. Tekstil ürünleri Türkiye’ye göre oldukça pahalı. Ancak uygun fiyata özellikle bayanlar güzel ayakkabılar bulabilir.
(PAELLA)
 Flamenko dansını, gittiğinizde, izlemekte fayda var. Çok usta sanatçıların bulunduğu ”Cafe de Chinitas” barında akşam 20.00 ve 22.00’de iki kez yapılan gösteri oldukça teatral. Sayısız ünlü tarafından ziyaret edilmiş. Yemekli ya da sadece aperatif ile izleme şansınız var. Gösterinin kişi başı 25.00 Euro ücreti ayrı alınıyor. Rezervasyonsuzda görme şansınız var. Ancak ters bir günde kapıda kalabilirsiniz.
   Turistic Bus’un rotası üzerinde olan Real Madrid’e ait olan “Barnabeu” stadında maç günleri dışında stad gezisi yapılıyor. Tur girişi 16.00 Euro. Hızlı bir şekilde 1 saatte gezilebiliyor. Ancak tribünde ya da saha kenarında daha uzun süre kalmak size kalmış.


Barcelona güzel, bakımlı bir Avrupa şehriydi. Ama gerçek İspanya galiba Madrid’de.

14 Kasım 2011 Pazartesi

BİR BAŞKA GEZİNİN ARDINDAN

Daha Rusya gezimin detaylarını bitiremeden, kurban bayramının arkasına gelen iki iş gününü tatile ekleyerek bu kez Madrid-Toledo-Valencia gezimizi gerçekleştirdik.
Bu gezinin farklı özelliği ise, herhangi bir tur programına girmeden yaptığımız ilk gezi olmasıydı. Kalınan oteller, uçak ve hızlı tren tamamen internet üzerinden gerçekleştirilen program ile sağlandı. Hemen hemen hiçbir aksilik olmadan gezimizi tamamlamamız gezimize bir güzellik verdi. Buradaki notlarımı tüm gezginlere faydalı olacak şekilde notlar halinde hazırlayacağım.
Bir kaçgüne kadar detaylarda görüşmek üzere bir kaç Madrid fotoğrafı ekliyorum.

4 Kasım 2011 Cuma

Depremde nerede durmalı

Adım Doug Copp.
Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslar arası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.
875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket 'azaltma' uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım. 1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.

İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket 'çömel ve korun' metodunu uygularken, 10 maket 'hayat üçgeni' metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik.
Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film 'çömelip korunan/saklanan' kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu.
Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da RealTV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu 'ayıptı, gereksizdi' ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.

  Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim 'hayat üçgeni' dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir.
Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler.
Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.

  DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ
1) 'Binalar çökerken basitçe 'çömelen ve korunan' kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.


5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü.
Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını /ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.


3 Kasım 2011 Perşembe

DEPREMİ ÖNCEDEN HABER VEREN GÖSTERGELER!

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

DEPREMİ ÖNCEDEN HABER VEREN GÖSTERGELER!

1- BÖCEK VE HAYVANLARDA DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİKLERİ: (1 SAAT İLE 3 GÜN ÖNCESİ)
At, eşek ve inekler: Tasmalarını koparırlar, ahırlardan dışarı çıkmak isterler, tepelere doğru koşarlar,
Tavşan ve fareler: Tapıların üst katlarına kaçışırlar. Direklere tırmanırlar, yere inmek istemezler.
Domuzlar: Hızla tepeler doğru koşarlar ve toprağı delicesine eşelerler.
Kediler: Kutu ya da çöp bidonunun içine sığınırlar, top gibi kıvrılıp, titrerler,
Köpekler: Korku dolu havlama yapar, ulumaya başlarlar.
Balıklar: Yüzeye yakın yüzmeye başlarlar, göçmen yılan balıkları hemen göç eder, bazı balıklar nedensiz olarak ölür
Ördek, Kaz, Kuğu: Göle girmek istemezler, göldekilerde dışarı kaçar ve bazıları da nedensiz ölür.
Yengeçler: Kum içinden dışarı çıkar ve plajları yengeçler istila eder.
İpek böcekleri: Arka arkaya dizilirler,
Martılar: Denizden kaçar ve çember şeklinde uçuşurlar,
Büyük baş hayvanlar: Elektrostatik ve elektromanyetik etkilenme ile huzursuz olurlar, anksiyete artar, hormonal denge değişir,

2- DENİZ VE GÖLLERDE DEĞİŞİMLER: (1 SAAT – 2 HAFTA ÖNCESİ)

Su basması: 1- 2 hafta önceden kıyılara taşmalar ve su baskınlarının olması,
Su çekilmesi: 1 ile 5 saat öncesinde deniz kıyılarında çekilmelerin olması,
Dalgalar: 1 ile 5 saat öncesi kıyılarda gemi geçmiş gibi dalgalar oluşur,
Düz deniz oluşması: Deniz çarşaf gibi düz olur,
Hava kabarcıklarının oluşması: Deniz ya da göllerde zeminden gelen bolca hava kabarcıkları oluşur.
Isınma: Göl ve denizde tabanındaki ısınmadan dolayı, sularında da sıcaklık artışı olur,

3- GÖKYÜZÜNDEKİ DEĞİŞİMLER: (1 SAAT – 1 HAFTA ÖNCESİ)

Deprem ışıklarının görünmesi: Güneşin doğuşunu anımsatan ışık hüzmeleri görülür,
Alev toplarının görülmesi: Yanan bir kibrit alevini andıran alev topları görülür,
Deprem bulutları: Açık havada kırılacak bölge üzerinde bulutların birikmesi,
Yıldırımlar: Olağan dışı mor, yeşil, kırmızı, mavi, pembe renkli oluşumlar halinde olur,
Gök kuşağı: Açık havada kısa gök kuşağı oluşur. Yeşil, siyah ve mavi renk hakimdir,
Hava sıcaklıkları: Havada aşırı şekilde boğucu olan ve sıkıntı yaratan sıcaklık meydana gelir,
Ay, yıldızlar: Parlak bir gökyüzü içinde, yıldızların elle tutulacak kadar yakın gözükmesi,
Uğultu: Yerden gelen ve bir anlam verilemeyen uğultu ve gürültünün duyulması,


4- YERALTI SULARINDA DEĞİŞMELER: (1 SAAT – 3 AY ÖNCESİ)

Su verimi: 1 ile 4 litrelik verim artışının oluşması,
Basınç artışı: Su basıncında 1 ile 1,5 barlık basınç artışının görülmesi,
Su sıcaklığı: Olağan su sıcaklığının 1-2 derece üzerinde artması,
Yeni kaynakların oluşması: 1 ile 2 hafta öncesinde yeni kaynaklar oluşur veya bazı kaynaklar da kurumalar meydana gelir,
Su gazları: Suyun içindeki CO2, metan ve radon gazında artmaların gözlenmesi,
Suda koku değişimi: Çürük yumurta ve kükürt kokusunun duyulması,
Su kimyasında değişiklik: Suyun iletkenliğinde artma, civa, helyum gibi eser element miktarında çoğalma,
Dere suları: Kesilir, kurur ya da artar,
5- BİTKİ VE AĞAÇLARDA DEĞİŞİMLER: (1 – 3 AY ÖNCESİ)
Meyve ağaçları: Erken ve çok çiçek açar ve erken meyve verirler,
Ot ve ağaç dalları: Yüzeyleri kızarır ve yanar,
Küstüm otu(Mimoza): Gündüzleyin ve deprem öncesi pörsür,
6- PETROL VE DOĞALGAZ ALANLARI: (HAFTA VE AYLAR ÖNCESİ)
Petrol ve doğalgaz üretimi: Kuyularda basınç ve verim artışının olması,
Doğalgaz çıkışı: Çeşitli çatlak ve kırıklardan doğalgaz çıkmaya başlaması,
7- YERYÜZÜNDE DEĞİŞİMLER: (1 HAFTA – 10 YIL ÖNCESİ)
Kabarmalar: Basınç altında çatlayan ve kabaran yerde, kabuk 10 ile 40 cm yarıçaplı bir yarım yumurta gibi şişer,
Çatlamalar: Sıkıştırıcı ve kırıcı basınç nedeniyle kabuğun en çok ilk 300 m lik kısmı çatırdar ve depremcikler oluşur,
Gaz çıkışı: Çatlayan yerlerden CO2 gazı ile metan ve radon gazları çıkar
Isı çıkışı: Çatlaklardan ısı enerjisi çıkar, sıcaklık artışı olur,
Yamulma: Kabukta basınç altında biçim değişiklikleri gözlenir,
Doygunluk: Çatlayan yerlere sular doluşur ve bu yüzden bu bölgelerdeki elektrik akımı ölçümlerde iletkenlik artışı ve ses dalgalarında ise yavaşlama görülür,
Elektrik enerjisi: Kırık yüzeylerdeki çakmak taşlarının sürtünmesi sonucunda alevlenmeler oluşur,
Işık: Çatlaklardan fışkıran elektrik yüklü taneciklerin havadaki helyum ve su moleküllerine çarpmasıyla deprem ışıkları görülür,
Elektromanyetik: Kırılma bölgesinde oluşan elektrik alan, 250 ile 400 km uzaklıktan ölçülebilen elektromanyetik dalgalar oluşturur,
Işınım: Radyoaktif minarellerin bozuşması ve ışın salgıları ile çatlaklardan radyoaktivite salınımı ve ölçümü yapılabilir,
Ağırlık değişimi: Çatlayan yerlerde, gözeniklik ve geçirgenlik artması ile birim ağırlıklar düşer, mikrogravimetrlerle ölçüm yapılabilir,
Mıknatıslanma: Kayaçların içindeki, mıknatıslanır minerallerin değişmesi ve bozuşması yüzünden manyetik alan değişir,
İletkenlik: Çatlamayla artan kayaç gözenekliğinde, her %1 lik değişim, elektrik iletkenlikte de %35 lik değişim yaratır. Bu değişim özdirençlerle ölçülebilir,
Ses hızı: Bol miktardaki çatlama, gözeneklik ve doygunluk ses hızlarını düşürür. Bu değişim de yapay sismik yöntemlerle ölçülebilir,
Doğal elektrik akımı: Yeryüzünün düşük frekanslı, doğal elektrik akımları, deprem öncesinde yoğunluk kazanır.

2 Kasım 2011 Çarşamba

AĞUSTOS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2

KİTABIN ADI : New York Üçlemesi

                  Cam Kent, Hayaletler, Kilitli Oda
KİTABIN YAZARI : Paul Auster
KİTABIN ÇEVİRMENİ : İlknur Özdemir
KİTABIN YAYINEVİ:  Can Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2010
KİTABIN BASKI SAYISI : 10. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI:  382 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ:  10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 9/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ:  8/10
YORUM:
Paul Auster’il ilk defa okuyorum. Bildiğim kadarı ile ilk yayınlanmış üç uzun hikayesinin yer aldığı New York üçlemesi, büyükşehir ve dedektifliğin içiçe girdiği yeni Amerikan tarzı hikayelerden oluşuyor.
Hikayelerin konuları birbirine oldukça benzer. İkinci ve üçüncü hikayelerde, hepsi arasında belli belirsiz bağlar kuruluyor gibi. Yazarın hikayede kendi adını da bir takma ad olarak kullanması ilk defa karşılaştığım bir unsur.
Konular belki çok iyi yakalanmış. Ama hikaye derinleştikçe sanki bir yere gitmeyecek gibi bir kısır döngüye giriyor ve anlamsız şekillerde bitiyorlar.
Belki hayranlarını üzecek ama Paul Auster’i bu kitabında sevemedim. Belki ilerde…


Paul Auster (3 Şubat 1947, Newark, New Jersey) ABD'li roman yazarı, şair ve senarist.

Paul Auster, 1947 yılında ABD'nin New Jersey kentinde doğdu. Columbia Üniversitesi'nde İngiliz, Fransız ve İtalyan edebiyatı üzerine eğitim alan, 1971-1974 yılları arasında Fransa'da yaşayan ve geleneksel kitap konularının dışına yüksek bir başarıyla çıkıp,yaratıcılığın sınırlarını genişletebilmiş olan Auster'in başlıca yapıtları arasında New York Üçlemesi, Yalnızlığın Keşfi, Yanılsamalar Kitabı, Kırmızı Defter, Leviathan, Kehanet Gecesi, Duman,Görünmeyen, Yükseklik Korkusu, Yazı Odasında Yolculuklar, Karanlıktaki Adam bulunuyor. Auster'in yazarlığa ilk başladığı yıllardaki sıkıntılı günlerinde Paul Benjamin imzasıyla yayınladığı bir de polisiye romanı vardır. Bu roman yazarın otobiyografik romanı 'Cebi Delik' in eki olarak yayınlanmıştır. Can Yayınları tarafından Seçkin Selvi' nin çevirisiyle 'Köşeye Kıstırmak' adı ile 2000 yılında Türkçeye kazandırılmıştır.
2006 yılında İspanya'nın saygın ödüllerinden olan Asturias Ödülü'nü edebiyat dalında Paul Auster kazandı. 26'ncısı düzenlenen “Asturias Prensi” ödüllerinde, aralarında Orhan Pamuk 'un da yer aldığı 18 ülkeden 26 yazar edebiyat dalında aday gösterilmişti.
Yazarın Duman (Smoke) ve Surat Mosmor (Blue in the Face) isimli senaryoları ünlü yönetmen Wayne Wang tarafından filme çekilmiştir. Daha sonra Lulu On The Bridge ( Lulu Köprüde) İsimli kitabını da kendisi filme çekmiş, hem senarist hem de yönetmen olarak yapıtın tüm aşamalarında bulunmuştur. Film hakkında yaptığı bir söyleşide kendi yazma biçimi üzerine konuşurken Peter Brook'un bir röportajından alıntı yaparak işlerinde mitlerin uzaklığıyla gündelik yaşamın sadeliğini kaynaştırmaya çalıştığını söylemiştir.

Kaynak. Vikipedi

27 Ekim 2011 Perşembe

ATİLLA KART'IN SORUSU

Benim, salı günü "Bir soru"yu yazdığım sıralarda, Sayın Atilla Kart'ta aşağıdaki soruları Başbakan'a sormuş. Benzer konuları yakalamışız;
"25.10.2011

TBMM Başkanlığına


Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sn. R.Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.
Atilla Kart
CHP Konya Milletvekili


Van-Erciş depreminin ardından yine benzeri acıların yaşandığını görüyoruz. Yerel Yönetimlerin yapı denetimini bihakkın yapmadığı bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Bu hususun ayrıca değerlendirilmesi bir yana, 1999 Marmara depreminden sonra çıkarılan yasalarla tahsil edilen doğrudan ve dolaylı vergilerin akıbeti hakkında da bugüne kadar ciddi bir bilgi aktarımı yapılmamıştır.
26.11.1999 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4481 sayılı Kanun ile ; cep telefonundan, bankacılık işlemleri ve vergi beyannamelerine, Spor Toto kuponlarından Milli piyango biletlerine, uçak biletlerinden gümrük ve pasaport işlemlerine kadar bir çok alanda özel işlem ve özel iletişim adıyla ve kamuoyunda Deprem Vergisi olarak bilinen vergiler toplanmaya başlanmıştır. Yapılan düzenlemede vergilerin geçici olduğu ifade edilmesine rağmen , bu vergilerin bir bölümünün kalıcı ve sürekli hale getirildiği bilinmektedir.
Buna göre ;
(1) 1999 yılından bu yana yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeler kapsamında tahsil edilen vergilerin yıllar itibariyle ve toplam tutarı nedir?
(2) Bu vergiler nereye harcanmıştır? Bu vergilerin ne kadarı deprem zararlarını ortadan kaldırmaya ve depremin yol açması kaçınılmaz olan zararları azaltmaya yönelik olarak harcanmıştır?
(3) Bu amaçlarla harcanmayan miktar nedir ve nerelere harcanmıştır? Deprem vergisi olarak toplanan paraların başka harcama kalemlerinin finansmanında kullanılması vergilendirme kuralları açısından yerinde midir?
Bu durum deprem çalışmaları konusunda duyarsızlık anlamına gelmez mi? Keza bu durum , aynı zamanda can kayıplarının artmasına yol açmak anlamına gelmez mi?
(4) 1999 yılından bu yana deprem yardımları için Ziraat Bankası ya da başka bankalarda açılan hesaplarda biriken para miktarı yıllar itibariyle ve toplamı nedir?
Bu hesaplarda biriken paralar hangi tarihlerde ve hangi amaçlarla harcanmıştır?"

NOT 1: Bu soruların cevabı verilirse ve öğrenebilirsem ben de sizlerle paylaşacağım. Ciddiyetle cevaplandırılacağına inanıyorum.
NOT 2: Aynen "Bir soru" da değindiğim gibi, yine dün gece birçok TV kanalı elbirliği ile 62.000.000 TL (atmış iki milon lira= yaklaşık 34.500.000 ABD doları) toplamışlar. Şimdi gene sorularımı soruyorum;
             - Bu yardım kampanyası devletten izinlimidir? Yani herkes dilediğince yardım kampanyası açarak para toplayabilir mi?
             - Devletin böyle bir paraya ihtiyacı varmıdır? Ya da böyle bir paranın toplanması için TV kanallarının kullanılması doğrumudur? Bu sorunun gerekçesini de yazayım. Libya'daki isyancılara, bond çanta içinde paralar verirken bu para devletimizin tenezzül edeceği bir paramıdır?
             - Neden bu TV'ler kendi başlarına para topluyorlar da, paranın doğrudan Kızılay'a verilmesini önermiyorlar?
             - Bu paranın hesabını bu TV'ler ya da paranın verileceği makam (devlet, hükümet,kurum vs) bu paranın nereye harcandığının hesabını verecek mi?
Bekleyip göreceğiz.

26 Ekim 2011 Çarşamba

AĞUSTOS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1

KİTABIN ADI : Çin’de Bir Çinli’nin Başına Gelenler (Les
                  Tribulations d’un Chinien en Chine)

KİTABIN YAZARI : Jules Verne
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Ender Bedisel
KİTABIN YAYINEVİ : İthaki Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI:  2010
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 320 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ : 10/10
YORUM:
Jules Verne, 150 yıl öncesinden ışık saçmaya devam ediyor. Gününün koşullarında yazdığı romanların günümüzde bile bu denli popüler olabilmesi-kalabilmesi dehasının gücünden geliyor.
Yıllardır ülkemizde çocuk romanları yazarı olarak tanıtılan Verne, ülkesinin dışına adım atmadan yazdığı bunca çeşitli romanla nasıl evrenselleşebildiğinin satır aralarında romanlarından anlaşılıyor.
Kahramanlarını tüm dünya halklarından seçen Verne’in bu romanında da kahramanı, Çin’in zengin ailelerinden birisinin varisi Kin-Fo. Ancak boş yaşamdan bıkan Fo, üstelik bir de servetini kaybettiğini öğrenince büyük aşkı Le-U lehine büyük bir yaşam sigortası yaptıktan sonra, dostu ve arkadaşı Filozof Wang’dan kendisini öldürmesini ister. Ancak bir süre sonra servetini kaybetmediğini öğrenince, ortadan kaybolan Wang’ın bulup isteğinden vazgeçtiğini anlatabilmek için yollara düşer.
Romanın sonunda Filozof Wang’ın verdiği büyük yaşam dersini öğreniyoruz.
Bu büyük dahiyi henüz okumadınızsa çok şey kaybediyorsunuz derim.

25 Ekim 2011 Salı

BİR SORU

Depremin acıları henüz çok taze. Tüm ülkemizde ve vicdanlarda acı, şefkat ve duygusallık çok önlerde. Belki çok kişiyi kızdırabilecek bir soruyu şimdi sormanın sırası mı? Bilemiyorum. Bunun münasebetsizlik olduğunu düşünecek ve yüksek sesle söyleyebilecek kişiler çıkacaktır. Onlara da hak veriyorum. Ancak uygar bir toplum, sorulacak tüm sorulara cevap vermek ve cevabı eleştirmek-denetlemek zorundadır.
Sorum şu: Neden böyle, deprem gibi, sel baskını vs gibi doğal olaylardan sonra ya da ne bileyim toplumun son derece duyarlılık gösterdiği bazı olaylar sebebiyle, örneğin Somali’de açık çekenlere yardım ya da Bosna Hersek’te soykırıma uğrayan topluma yardım gibi durumlarda bir anda yardım toplayan kurumlar bir anda furya yaparlar. Buna bazı devlet kurumları da dahil…. Neden? Bunu hiç kendimize sorduk mu?


Evet, “yardım” insani bir histir. İnsan olma vasfının bir belirtisidir. Diğer tüm dinler gibi İslamiyette, çağdaş uygarlıkta, “yardım”ı benimsemiş ve teşvik etmiştir.

Burada duralım ve tekrar soralım:
- Devletimiz 75 milyonluk bir devlet mi? Evet!
- Devletimiz dünyanın bilmem kaç en büyük ekonomisinden birisi mi? Evet!
- Devletimiz baba mı? Evet!
- Devletimiz kimsesizlerin kimsesi mi? Evet!
- Devletimizin, Van-Erciş gibi büyük boyutlu da olsa bir depremin acılarını silmeye gücü yeter mi? Fazlasıyla Evet!
- Devletimizin zaten Kızılay, SHÇEK, Mehmetçik Vakfı gibi sürekli bağış kabul eden kurumları var mı? Evet var!
O halde binlerce kurumun başlattığı bu yardım kampanyalarının anlamı var mı- ya da anlamı nedir?
Bir kurum ya da şahıs yardım yapmak isterse nakdi ya da ayni verebileceği makam bellidir: Devlet

O halde halktan para ve ayni yardım toplamanın mantığı nedir? Devlet buna neden çeki düzen vermez?
Siz hiç yardım kampanyası yapıp tamamladıktan sonra bunun hesabını basın yoluyla halka veren bir kurum biliyormusunuz?
- Somali için uçaklarda toplanan paraların hesabı verildi mi?,
- TV’lerde program eşliğinde toplanan paraların hesabını veren TV’ler oldu mu?
- Bu yardım kampanyaları neden devlet tarafından denetlenmez?
- Neden bu kampanyalarla sürekli halkın vicdani duyguları paraya tahvil edilir?
Bir soru sormak için başlayan yazım onlarca soruyla doldu.
Kanımca başta devlet kurumları olmak üzere, (yukarıda ismen belirttiğim sosyal yardım kuruluşları bunun dışındadır) dernekler, TV’ler, gazeteler, cemaatler vs tüm “yardım” adı altında bağış toplayan kuruluşların topladıkları paraların hesabını vermeleri gerekir.
Ya da devletin bu yardım bezirganlarına dur demesi gerekir!
Biz, ulusal kurtuluş savaşında ordusunu giydirebilmek için halkından “tekalifi milliye” kararları gereğince mal varlıklarının %40’ını talep edip karşılığında belge veren ve savaştan sonra bu belgeli borçlarını son kuruşuna kadar ödeyen yüce Atatürk’ün çocuklarıyız. Daha o zaman aldığı borcun hesabını veren Ata’mızı bu kadar mı çabuk unuttuk!

24 Ekim 2011 Pazartesi

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 9

KİTABIN ADI:  Kanla Abdest Alanlar

                         Said-i Nusi’den Fetullah Gülen, Demirel ve Ecevit’e nurculuğun tüm bilinmeyenleri
KİTABIN YAZARI:  Ergün Poyraz
KİTABIN ÇEVİRMENİ:  -
KİTABIN YAYINEVİ Togan Yayıncılık
KİTABIN BASKI YILI : ? (!. Baskının 2002 öncesi olması gerekiyor)
KİTABIN BASKI SAYISI : 3. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI 539 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ:  9/10 (Az da olsa dizgi hataları var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ : 10/10
YORUM:
3,5 yıldır Silivri’de esaret altında bulunan Ergün Poyraz’ın ilk inceleme kitaplarından birisi.
Nuırculuğun ve Fetullah Gülen’in gerçek yüzü ve kimliği kitapta detayıyla sergileniyor. Devletin tepesinde yönetim makamlarını işgal edenlerin bu ince siyaset karşısındaki aymazlıkları, devletin içte içe çöketilme planları kitapta içinizi acıtacak denli kapsamlı olarak yer alıyor.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak , olayların gerçek yüzünü, seneler geçmiş olsa da bilmekten geçiyor. Kitabı okudukça, Poyraz’ın Silivri’den çıkma şansının ne kadar az olduğu anlayacaksınız.
Lütfen okuyun ve okutun!

21 Ekim 2011 Cuma

BİTMEMİŞ SENFONİ

Büyük şirketlerden birisinin genel müdürü, gerçek bir klasik müzik aşığıymış. Günlerden bir gün, şehre ünlü bir orkestra gelmiş. vereceği konserin en önemli parçası da Schubert'in ünlü 'bitmeyen senfoni' siymiş'.
Genel müdür bu eseri dinlemek için çok hevesli olmasına rağmen, işi nedeni ile, konsere gidemeyeceğinden, gelen davetiyeyi şirketin insan kaynakları müdürüne vermiş ve 'lütfen bu konsere git ve bana izlenimlerini aktar' demiş.
Genel müdür'den aldığı talimatla konsere giden müdürden, ertesi gün bir değerlendirme raporu gelmiş.

“Sayın genel müdürüm ,

1- Dört obuacı konserin önemli bir süresinde boş oturdular. Bunların sayısı azaltılırsa konsere daha çok katkıda bulunurlar.
2- Orkestrada on iki kemancı var. bunların hepsi aynı anda hareket ediyorlar, ve aynı notaları seslendiriyorlar. bence ciddi bir yanlışlık. kesinlikle personel tasarrufu yapılmalıdır.
3- Onaltılık notalara ağırlık verilmiş. doğrusu büyük ziyan. Seyirciler sekizlik ve onaltılık notalar arasındaki farkı anlamaz. Bu nedenle; onaltılık notalarla eser çalarak yüksek ücret alan elemanlar yerine, sekizlik notaları çaldırıp, düşük ücretle çalışan stajyerler kullanılmalıdır.
4- Yaylı sazlarla işlenen pasajlar, nefesli sazlarla aynen tekrarlanıyor. bu durum gereksiz tekrardan başka bir şey değildir.
Dolayısıyla; tekrarlar önlendiğinde, iki saatlik konser yarı yarıya inecektir.
Özet olarak sayın genel müdürüm; eğer Schubert bu önlemleri alsaydı 'bitmemiş senfoni' kesinlikle biterdi.
arz ederim efendim. “
(Paylaşım için Sayın M. Akif Gülersoy'a teşekkürler)