19 Ekim 2011 Çarşamba

YAROSLAVL (Ярославль)

Volga nehir gezisinde Moskova’dan sonraki 2. durak Yaroslavl kenti. Gezinin rotasında bir sapma yaparak Rubinskoye Su Rezervinde Rubinsk şehrinin ve su asansörünü geçerek güney doğuya sapılarak nehirden gidilebiliyor.

Şehir Volga’nın sağ kıyısında yaklaşık 600.000 kişilik bir nüfusa sahip. Bu nüfusun 50.000 ‘i üniversite öğrencilerinden oluşuyormuş.

Gezimizin bitiminden yaklaşık 10 gün kadar sonra, feci bir uçak kazasıyla Türkiye’ninde gündemine gelmişti. Maç yapmak için Kiev’e kalkan uçakta bulunan bir buz hokeyi takımının tüm oyuncuları hayatını kaybetti.
Şehir, Rus prenslerinden Yaroslav tarafından 1010 yılında kurulmuş. Şehir bu sene kuruluşunun 1001. yılını kutluyordu. Yaroslav’ın şehir kurulmadan önce bölgede büyük bir ayıyı yenerek öldürdüğü efsanesi sebebiyle “omuzunda balta taşıyan bir ayı” şehrin simgesi yapılmış.
 Mütevazi ve tipik bir Rus kenti olan Yaroslav, Volga’nın iki kolunun birleştiği bir kıstakta yer alıyor.

 (Sovyet döneminde kiliseleri yıkılan çanlar biraraya toplanmış.)




Şehrin, Çarlık dönemindeki valisinin ikametgahı müzeye dönüştürülmüş. Müze hoş bir mizansenle turistlere gezdiriliyor. 19. yüzyıl kıyafetleri giyen bir genç kız, Valinin kızı kimliği ile gelenlere hoş geldiniz dedikten sonra, “babasının Çar’la görüşmek için Moskova’ya gittiğini ve bu nedenle köşkü kendisinin gezdireceğini söyleyerek müzeyi tercüman eşliğinde gezdiriyor. Valinin çalışma odası ve diğer odalar gezildikten sonra balo salonunda, verilen kokteyl eşliğinde dönem müzikleri eşliğinde küçük dans gösterileri yapılıyor.



Sevimli şehir seni hep hatırlayacağım.

12 Ekim 2011 Çarşamba

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 8

KİTABIN ADI : Spinoza Üzerine Onbir Ders
KİTABIN YAZARI : Gilles Deleuze
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Ulus Baker
KİTABIN YAYINEVİ : Kabalcı Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI : 2008
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 259 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ:  10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ : 10/10
YORUM:
Geçen yüzyılın en önemli filozoflarından Deleuze, bu kitabında, neredeyse tüm zamanların en önemli filozofu sayılan Spinoza’yı ve felsefesini anlatıyor.
Aslında kitap, yazar tarafından tasarlanmış ve yazılmış bir kitap değil. Yazarın 1978 ile 1981 yılları arasında Vincennes’de verdiği derslerden yapılmış bir seçki. Kitapta yer alan ders notları birbirini tarih itibariyle izlememekte, konu sırasına göre dizilmişler.
Spinoza’yı “Filozofların Prensi”, “Filozofların en filozofu” ve “Felsefenin İsa’sı” gibi terimlerle yücelten ders notları, felsefeyi sevenler için oldukça keyif verici.
Spinoza’yı keşfetmeye ne dersiniz?


Gilles Deleuze, 18 Ocak 1925- 4 Kasım 1995) yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir filozoftur. Kendi özgün düşüncesini oluştururken Spinoza, Leibniz, Hume, Kant, Nietzsche, Bergson ve Foucault üzerine monograflar yayımlamış, bu filozofların geleneksel felsefe tarihi izleğindeki konumlarına ve bu izlek dahilinde yorumlanma biçimlerine radikal eleştiriler getirmiştir. Çalışmalarında güzel sanatlar, edebiyat, matematik ve doğa bilimleri arasında çapraz geçişlerle bu farklı alanları birbirine indirgemeksizin yeni bir düşünme tarzının önünü açmıştır. Gerek kişisel çalışmalarında gerek 1969’da tanışıp uzun süre beraber çalıştığı psikanalist Félix Guattari ile birlikte rizom, çokluk, fark, olay, oluş, savaş-makinası, organsız beden, içkinlik, virtüel/aktüel, minör edebiyat, duygulam, göçebebilim gibi kavramlarla yirminci yüzyıl kıta felsefesi içerisinde yaygın düşünce hatlarının dışında özgün bir siyaset felsefesi ve etik ortaya koymuştur. Üstünde durduğu fark metafiziğinin felsefe tarihinin süregelen varsayımlarıyla olan ilişkisini tartıştığı Fark ve Yineleme (1968) ile anlamın ortaya çıkışını, biçimlerini ve yapısını incelediği Anlamın Mantığı (1969) yayımlandıkları dönemde ciddi bir yankı uyandırmış ve Michel Foucault, Anlamın Mantığı kitabını değerlendirdiği bir yazısında yirminci yüzyılın birgün Deleuzecü bir yüzyıl olarak anılacağını ifade etmiştir (Deleuze bir röportajında bu yakıştırmayı Foucault’nun kimilerini gülümsetmek kimilerini de kızdırmak amacıyla yaptığı ince bir espri olarak değerlendirecektir). Félix Guattari ile birlikte kaleme aldıkları çalışmalardan Anti-Oidipus (1972) ve Bin Yayla (1980) başlıklarıyla iki cilt halinde yayımladıkları Kapitalizm ve Şizofreni, psikanaliz, ekonomi, linguistik, antropoloji, ontoloji, etoloji, siyaset felsefesi, metalürji gibi çok geniş bir yelpazeye yayılan argümanları ve referanslarıyla yirminci yüzyılın en önemli çalışmaları arasında sayılabilir.
Kitaplar (Türkiye'de yayımlanma sırasına göre)

Diyaloglar. (1990) Çev. Ali Akay (İstanbul: Bağlam); (1977) Dialogues (Claire Parnet ile birlikte) (Paris: Flammarion)
Kant’ın Eleştirel Felsefesi. (1995) Çev. Taylan Altuğ. (İstanbul: Payel); (1963) La philosophie critique de Kant (Paris: PUF)
Proust ve Göstergeler. (2004) Çev. Ayşe Meral (İstanbul: Kabalcı); (1964) Proust et les signes (Paris: PUF)
Spinoza: Pratik Felsefe. (2005) Çev. Ulus Baker (İstanbul: Norgunk); (1970) Spinoza: Philosophie pratique (Paris: PUF)
Perikles ve Verdi: François Chatelet’in Felsefesi. (2005) Çev. Ali Akay. (İstanbul: Bağlam); (1988) Périclès et Verdi: La philosophie de François Châtelet (Paris: Minuit)
Bergsonculuk. (2006) Çev. Hakan Yücefer (İstanbul: Otonom); (1966) Le Bergsonisme (Paris: PUF)
Kıvrım: Leibniz ve Barok. (2006) Çev. Hakan Yücefer. (İstanbul: Bağlam) ; (1988) Le Pli: Leibniz et le Baroque (Paris: Minuit)
Müzakereler. (2006) Çev. İnci Uysal (İstanbul: Norgunk); (1990) Pourparlers (Paris: Minuit)
Nietzsche. (2006) Çev. İlke Karadağ. (İstanbul: Otonom); (1965) Nietzsche (Paris: PUF)
Kritik ve Klinik. (2007) Çev. İnci Uysal (İstanbul: Norgunk); (1993) Critique et clinique (Paris: Minuit)
Sacher-Masoch'un Takdimi. (2008) Çev. İnci Uysal. (İstanbul: Norgunk); (1967) Présentation de Sacher-Masoch (Paris: Minuit)
Ampirizm ve Öznellik. (2008) Çev. Ece Erbay. (İstanbul: Norgunk); (1953) Empirisme et subjectivité (Paris: PUF)
Francis Bacon : Duyumsamanın Mantığı. (2009) Çev. Ece Erbay, Can Batukan (İstanbul: Norgunk); (1981) Francis Bacon: Logique de la sensation (Paris: Editions de la différence)
Issız Ada ve Diğer Metinler 1953-1974. (2009) Çev. Ferhat Taylan, Hakan Yücefer (İstanbul: Bağlam); (2002) L'Île déserte et autres textes: textes et entretiens 1953-1974. Ed. David Lapoujade (Paris: Minuit, 2002)
İki Delilik Rejimi : Metinler ve Söyleşiler 1975-1995. (2009) Çev. Mahir Ender Keskin. (İstanbul: Bağlam); (2003) Deux régimes de fous: textes et entretiens 1975-1995'. Ed. David Lapoujade (Paris: Minuit)
Bitik. (2010) Çev. Ayşe Orhun Gültekin ve Quad. Samuel Beckett. Çev. Can Gündüz. (İstanbul: Norgunk); (1992) L'Épuisé (Paris: Minuit)
Nietzsche ve Felsefe. (2010) Çev. Ferhat Taylan. (İstanbul: Norgunk); (1962) Nietzsche et la philosophie (Paris: PUF)
Guattari'le birlikte çalıştığı kitaplar
Felsefe Nedir? (1993) Çev. Turhan Ilgaz. (İstanbul: YKY); (1991) Qu'est-ce que la philosophie? (Paris: Minuit)
Kafka : Minör Bir Edebiyat İçin. (2000) Çev. Işık Ergüden, Özgür Uçkan (İstanbul: YKY); (1975) Kafka: pour une littérature mineure (Paris: Minuit)
Türkçedeki derlemeler
Kapitalizm ve Şizofreni 1. (1990) Çev. Ali Akay. (İstanbul: Bağlam) (Bin Yayla’daki “1227: Göçebebilim İncelemesi: Savaş Makinası” başlıklı bölümün çevirisidir.)
Kapitalizm ve Şizofreni 2. (1993) Çev. Ali Akay. (İstanbul: Bağlam) (Bin Yayla’daki “1874: Üç Öykü veya ‘Ne oldu?’” ile “İ.Ö: 7000: Kapma Aygıtı” başlıklı bölümlerin çevirisidir.)
İki Konferans: Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman. (2003) Çev. Ulus Baker. (İstanbul: Norgunk); (1987 ve 1996) Qu'est-ce que l'acte de création ? Le Temps musical; (Biri sinema diğeri müzik üzerine iki konferans metni) (Fanny Deleuze'ün özel izniyle)
Kapitalizm ve Şizofreni. (2005) Çev. Özcan Doğan. (İstanbul:Araf) (Vincennes’deki Anti-Ödip ve Bin Yayla seminerlerinden bir seçki)
Leibniz Üzerine Beş Ders. (2007) Çev. Ulus Baker. (İstanbul: Kabalcı) (Vincennes’deki Leibniz seminerleri)
Kant Üzerine Dört Ders. (2007) Çev. Ulus Baker. (İstanbul: Kabalcı) (Vincennes’deki Kant seminerleri)
Spinoza Üzerine Onbir Ders. (2008) Çev. Ulus Baker. (İstanbul: Kabalcı) (Vincennes’deki Spinoza seminerleri)
Kaynak: Vikipedi

10 Ekim 2011 Pazartesi

NAZIM BABA'DAN RAKI ÜZERİNE

Haftanın daha ilk günü bu rakı muhabbeti ne demeyin. Hafta başında bir hoşluk yaratmak ve haftanın kolay geçmesini sağlamak için biraz şiir, ama rakılı şiir ekleyeyim dedim
Blogda bildiğiniz gibi rakı içmenin 101 kuralını vermiştim. Ama Nazım baba, rakı üzerine o kadar güzel şiirler yazmış ki o kadar güzel eklemeler yapmış ki yazmadan edemedim. Buyrun Nazım'dan rakı...
 SOFRA

Şu Varna deli etti beni,
divâne etti.
Sofrada domates, yeşil biber, kalkan tavası,
radyoda "Ha uşaklar!" Karadeniz havası,
rakı kadehte aslan sütü, anason,
uy anason kokusu!
Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim...
A be islâh be, islâh be hâlim...
Şu varna deli etti beni
divâne etti...


ANLAYAMADILAR...

Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim,
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda...
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye!..
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik...

RAKI !!!
Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir,
neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir,
ikisi beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir,
susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir.
Ama işte,bir tek salakla içilmez...

Nazım Hikmet RAN

7 Ekim 2011 Cuma

UGLİÇ

Volga nehir gezisinde, Moskova’dan ayrıldıktan sonra ilk durak Ugliç şehri. Aslında karadan Moskova’ya uzaklığı sadece 120 km olan bu şehir Volga üzerinde (gerçekte Moskova kanalı) yaklaşık 14-15 saat sürüyor. Sebebi de Moskova kanalı üzerinde bulunan su asansörleri. Tam 7 su asansörü var bu bölgede.
Ugliç şehrinin kuruluşu 937 yılına dayanıyor. Zamanın Rus prensleri tarafından bir süre başkent olarak da kullanılmış. İlk saraylar yine ahşaptan yapılmış daha sonra taş ve tuğlaya geçilmiş.
 Tarihte Korkunç İvan’ın oğlu ve tek varisi 8 yaşındaki Dimitri sarayda öldürülür. Cinayetin Boris Godunov’un iki adamı tarafından işlendiği sanılmakta.
Cinayetin akabinde iki kişi cinayet şüphesi ile linç edilmişse de, yapılacak soruşturmada Boris Godunov, cinayetin sonuçlarının kendisine de ulaşılabileceği endişesi ile yargıya müdahale eder. Sonuçta yargılama sonucunda küçük prensin kendi bıçağının üzerine düştüğü yargısı ile soruşturma kapatılır. Daha sonra prensin öldüğü yere ilk kan kilisesi yapılır.


 İlk kan kilisesinin içinde küçük prensin nasıl öldürüldüğü ikona ve resimlerle anlatılmakta. Kilisenin üstü mavi altı kırmızı renkte. (Mavi masumiyeti kırmızı da kanı ifade ediyor) Yanında ahşap sarayın küçük bir kalıntısı kalmış.
 İlk kan kilisesinin tam karşısında daha küçük bir yapı olarak “Meryem’in göğe yükselişi Kilisesi” var.
Arkadaki kiliselerle öndeki belediye meclis binasının arasındaki parkta Sovyetler Birliği döneminde imal edilen ilk traktör sergileniyor.
 Her iki kilisenin yanında kısmen daha modern bir binada çarlık dönemi eski Rus müziklerini çalgısız, sadece gırtlak tonlamaları ile seslendiren 6 kişilik küçük bir grubun tadına doyulmaz bir konserini dinlemek büyük keyif verdi.
 Ugliç şehri suyunun, sütünün ve süt ürünlerinin çok meşhur olduğu ifade edildi.
Mineli ve minesiz “Çayka” saatlerinin çok meşhur olduğu ifade edilmesine rağmen açık iki dükkanda gözalıcı bir saate rastlayamadık.


Şehirden limana geçerken kurulmuş küçük bir hediyelik eşya pazarında kısa süren bir alışverişten sonra yolumuza devam etmek üzere kentten ayrıldık.

4 Ekim 2011 Salı

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 7

KİTABIN ADI : Rudin – İlk aşk – İlkbahar Selleri

KİTABIN YAZARI : İvan Sergeyeviç Turgenyev
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Ergin Altay
KİTABIN YAYINEVİ : Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2009
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 441 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ : 10/10

YORUM:
Rus Edebiyatı dünyanın sayılı edebiyatları arasında saygın bir yere sahiptir. Özellikle 19. yüzyılda büyük atılım yapan Rus Edebiyatında hemen saymanız istenirse ilk sayılacak 5-6 isim arasına Turgenyev rahatlıkla girer.
Döneminde, batıya en yakın yazar olarak tanımlanan Turgenyev yaşamın hemen her kesiminden canlandırdığı karakterlerle dönemini oldukça iyi yansıtır. Artık klasikler içinde sayılan ve edebiyatın ABC’si isimler arasında yer almakta.
Bu kitabında dönemindeki Rusya’da naif aşkları anlatıyor. 3 uzun hikayede de baş kahramanlar, söyledikleri, söyleyemedikleri ve başlarından geçen fırtınalı ilişkilerle karşınıza geliyorlar.
Hala okumadınızsa hemen alın ve okuyun derim. Rus klasiklerinin tadına varmanız dileğiyle


İvan Sergeyeviç Turgenev (Rusça: Иван Сергеевич Тургенев) (28 Ekim 1818, Orel - 3 Eylül 1883, Bougival) Rus yazar, oyun yazarı, kısa öykü yazarı
28 Ekim 1818'de Orel kentinde doğar. Babası soylu bir ailedendi, fakat yoksul düşmüşlerdi. Süvari albayı baba Turgenev, Spasskoye malikanesinin sahibi, yaşlı bir kadın olan, Varvara Petrovna Lutovina ile evlenir. Bu evlilikten İvan doğar. Okumuş, eğitime, kültüre düşkün fakat bir o kadar da sert olan annesi, suç işleyen toprak kölelerini acımasızca cezalandırır, kırbaçlatır. Turgenyev'in fikirleri bu durumlar yüzünden küçük yaşta şekillenmeye başlar. Aile 1827'de Moskova'ya göç ettiğinde Turgenev özel okullarda eğitim görüp, özel öğretmenlerden dersler alır. Henüz bir çocukken; Almanca, İngilizce ve Fransızca'yı anadili gibi konuşmaya başlar. Daha sonra Moskova ve Petersburg üniversitelerinde okur. Felsefe fakültesini iyi derecede bitirir.

Daha sonra Almanya'ya gider. Berlin Üniversitesi'ne girer ve Almanya'da 4 yıl süreyle kalır. Tarih, klasik filoloji dallarında çalışmalar yapar, Yunanca ve Latince öğrenir. Yurduna döner ve Petersburg Üniversitesi profesörlük sınavını kazanır. O dönemde Alman felsefesi ülkede benimsenmediği ve kuşku ile bakıldığı için ders verme olanağına kavuşamaz. 1842 yılı Turgenev için dönüm noktasıdır. O sırada Rus eleştirmen Belinski ile tanışır. Belinski'nin dialogta olduğu insanlar toprak köleliğine karşı duran aydın kesimidir. İlk yazınsal denemeleri dışında ilk ciddi çalışmaları 1842'ye rastlar. Seçtiği yol; Puşkin'in ortaya attığı ve Gogol'ün geliştirdiği gerçekçiliktir. Onu üne kavuşturan ilk yapıtı "Bir avcının notları" adını taşıyan dizidir, 1880 baskısında bu kitap 25 öykü içerir. Öykülerin konuları; toprak ağası ve köylünün yaşayışı, içinde bulunduğu koşullardır.
1852 yılında Gogol'ün ölümü üzerine Turgenev bir yazısını kaleme alır, sansürün yasakladığı bu yazı Moskova dergilerinde çıkınca, tutuklanır ve bir ay hapiste yatar. Bundan sonraki bir yıl boyunca da polis gözetiminde yaşar. 1855 yılından sonra büyük romanlarını yayımlamaya başlar. Bu romanlarda tıpkı annesi gibi; kültürlü çiftlik sahiplerini canlandırır ve tümünde evrimci-liberal bir dünya görüşünü vardır. 1862 yılından sonra yayımladığı her romanında ise eleştirmenlerin saldırılarına maruz kalır. Turgenev iki yıl kadar süren bir hastalıktan sonra, 3 Eylül 1883'te Fransa'da Paris yakınlarındaki Bougival kasabasında ölür. Cenaze töreni aynı yılın 9 Ekim'inde Petersburg'ta yapılır.
İvan Sergeyeviç TurgenyevEdebiyat dünyasına damgasını vuran ve Nihilizm'in temel taşı varsayılan romanı Babalar ve Oğullar'ın konusu 1859'da geçer. Epilogu ise toprak köleliğinin kaldırılmasından (1861) sonraki dönemi anlatır. Bu dönemde Rus yaşayışının en önemli sorunu olan; serflik ilişkilerinin insana aykırılığını, feodal-aristokrat Rusya'nın yıkılışını, yeni burjuva-demokratik güçlerin yükselişini gerçekçi biçimde yansıtır. Babalar ve Oğullar'da reformist akımla, radikal akımın çatışmasından oluşan nihilizmi vurgular. Bu roman için Dostoyevski gibi bir aydın edebiyatçının bile; romanın kahramanı nihilist Bazarov için "uydurma bir kişi" demesi bile romanlarının farklılığını kanıtlar.
Eserleri
Bir Avcının Notları (1852-Öykü)

Rudin (1855-Roman)
Asilzade Yuvası (1855-Roman)
Arefe (1858-Roman)
Babalar ve Oğullar (1862-Roman)
Tuğbay (1867-Öykü)
Ham Toprak (1876-Roman)
Duman (1870-Roman)
Bozkırda Bir Kral Lear (1870-Öykü)
İlk Aşk (roman)Kaynak: Vikipedi

3 Ekim 2011 Pazartesi

EYERLİBAŞKÖY- EMEKLİDEDE TEPESİ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

Fuat hocamın, uzun ve yorucu geçen günlerinden sonra kendisine verdiği tatil sebebiyle Ankara dışına çıktığı bu hafta sonu, uzun süredir doğa yürüyüşlerine ara verdiğimi hatırlayıp, havanın da güzel olacağını tahmin ederek Pazar günü için yürüyüş kaydımı yaptırdım.
 Bu kez, ara duraktan bineceğim Armada AVM önüne geldiğimde, Pazar günü doğada yürüyüşle değerlendirmek isteyen çok sayıda yürüyüşçü ile karşılaştım. Neredeyse Ankara yürüyüş gruplarının tamamı katılımcı açısından kalabalıktı.
 Havanın açık ve azami 22 derece olacak olması, yazın bittiği şu günlerde yürüyüş için ideal bir hava idi. Toplam 21 katılımcı ve 2 rehberimizle başlayan yürüyüşümüzde Kızılcahamam’da mola verdiğimizde tüm yürüyüş gruplarının çevrede olması şaşırtıcıydı. Ancak bunun sebebini yürüyüşümüzün zirvesine ulaştığımızda anladık.
Grubumuzda yine bazı yeni katılımcıların malzeme yönünden çok hazırlıklı olmadıkları ortaya çıktı. Doğa yürüyüşü genellikle malzemeye, hatta iyi ve kaliteli malzemeye ihtiyaç duyan bir spor dalı.
Eğer uygun bir yürüyüş botunuz yoksa en azından yürüyüş en hafif deyimiyle size ızdırap verir. Dahası termal içlik ya da yürüyüş batonu dahi yürüyüşünüzün daha konforlu olması için gerekli unsurlardır. Sırf malzeme yokluğundan yürüyüşü azaba dönüşen katılımcıların daha ilk yürüyüşten sonra bırakmaları onlar için talihsizlik sayılabilir.
 Yürüyüşümüz, saat 10.40 civarında, Kızılcahamam Çerkeş yolundan içeriye 10-12 kilometre kadar girdiğimiz Eyerlibaşköy’ün içinden başladı. Köyün çıkışında bir süre yol aldıktan sonra halen kuru olan bir dere yatağından hafif eğimle yükselmeye başladık
Bir saatin sonunda tepeye ulaştıktan sonra yayla yolundan köye ait yayla evlerini solumuza alarak ormanlık bölgeye girdik. Bir süre orman içinden yol aldıktan sonra sürekli kuzey-kuzeydoğu yönündeki rotamızda orman içi bir açıklıkta saat 13.15 dolaylarında öğle yemeği molası verdik.
 Bölgedeki hemen tüm çeşmelerde suyun olması grup için rahatlatıcı oldu. Uzun süredir bölge yağmur almamasına rağmen ilkbahardaki yoğun yağış çevrede hala etkisini gösteriyor.
 Saat 14.00’e doğru zirveye doğru tırmanışımız başladı. Yemek üzeri bir süre ağır devam eden tırmanışımız daha sonra orman içindeki çıkışımızla saat 15.15 dolaylarında 2000 metre dolaylarındaki tepeye ulaştık. Ancak Emeklidede tepesi bunun hemen yanında 2.080 metre yüksekliğinde bir başka tepe olduğundan gruptan yorgun olmayanlar çantalarımızı bırakarak bu zirveye yöneldik.
 15 dakika kadar sonra zirveye ulaştığımızda bizden hemen önce tepeye çıkan “Gezenbilir” yürüyüş grubunun katılımcılarıyla karşılaştık. Burada zirveye “Emre Yatar” zirvesi plaketinin konulduğunu gördük. Emre Yatar, tam bir yıl önce bir trafik kazasında yaşamını yitiren bir doğa yürüyüş rehberiydi. Ölüm yıldönümünde neredeyse tüm Ankara grupları benzeyen rotalarla çevrede ve bu tepeye tırmanışlar gerçekleştirdi. Böylece sabahki yoğunluğunun sebebini öğrenmiş olduk
 İki grup birlikte zirve resimlerimizi çektikten sonra aşağıda bizi bekleyen grubumuza döndük. Toplu resimlerin ardından saat 16.00 civarında yaylaya doğru inişimize başladık.
 Sık  ormanlık içinde hızlı bir iniş gerçekleştirdik. Yarım saat kadar sonra öğle yemeği molası verdiğimiz çeşme başında kısa bir soluklandıktan sonra yaylaya ulaştığımızda saat 17.00’ye geliyordu.



 Ancak aracımız bizi yaylada değil tepedeki köy yolunda beklediğinden sonra bir hamle ile aracımıza ulaştık. Eğerlibaşköy’e indiğimizde diğer gruplar tarafından köy için Emre Yatar için dağıtılan helvadan topluca tattık.
 Dönüş yolunda çay ve çorba molamızı “Akasya Termal Otel”de verdikten sonra yoğun, hareketli, fakat kafaca dinlenmiş olarak saat 20 dolaylarında, yoğun bir haftayı göğüslemek için Ankara’ya döndük.

Şehir içinde anlamsız didişmelerle, stresle ömür tüketenlere, doğanın çok yakınlarında olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.