13 Mayıs 2015 Çarşamba

TANRI VAR MI?

Bilim, özellikle Rönesans sonrası adeta basamakları koşarak çıkılan bir merdiven gibi. Ama 21. Yüzyılı yaşarken dahi bilim henüz bazı önemli sorulara cevap veremedi. Bu yazı dizisinde Harriet SWAİN’in  “Big Questions in Science” kitabından geniş olarak anlattığı ve cevap bulmaya çalıştığı sorularımızı ve bilim adamlarının bunlara ilişkin yanıtlarını özetleyerek sunacağım. Belki de bu sorular sizin de zaman zaman aklınıza geldi. Umuyorum bu fikir fırtınası bilinemeyen bazı yanıtları açıklığa kavuşturur.

En büyük sürprizler, henüz soracak kadar zeki olmadığımız soruların cevaplarıdır. Bilimsel girişim bitmemiş bir projedir ve sonsuza kadar böyle kalmaya devam edecektir. Dünyayı kavrayışımız Kopernik’ten beri büyük ölçüde genişlemiş olmasına karşın, henüz, belki, yeni başlamıştır. (John Maddox)

BİLİMİN BÜYÜK SORULARI : 1
TANRI VAR MI?
Eğer evrime dair bilimsel bilgi ile yaratıcı Tanrı fikri arasında uzlaştırılamaz bir çelişki varsa, benim bundan haberim yok,” diyor ABD insan genomu programının arkasındaki adam olan Francis Collins. “Ben bir genetikçiyim; fakat Tanrı’ya inanıyorum.”
Hakkında bilgi sahibi olduğumuz neredeyse bütün toplumlar, bir kutsal güce inanır görünmektedir. Sanki insanlar, toplumlarında bir yanıt bulamadıkları sorular için hep kutsal olana bakmıştır.
On yedinci yüzyılın bilimsel devrimi, mikroskobun da dahil olduğu araçları geliştirmiş olmasıyla-bilim adamlarının doğanın ve dolayısıyla Tanrının harikalarına hayran kalmasını mümkün kıldı.
On sekizinci yüzyılda bilim adamları dine karşı çıkmaya başladı, on dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde doğal dünyanın, Tanrının temel bir aynası olduğu fikri artık saldırı altındaydı. Bazılarına göre yaratıcı bir Tanrı’ya nihai meydan okuma 1859 yılında Türlerin Kökeni’ni yayınlayan Charles Darwin’den geldi. Darwin, dizayn teorisi ve insanların biricik statüsü dahil olmak üzere, imana hizmet eden birçok geleneksel argümanı sarstı.
Yirminci yüzyılın başında çok sayıda bilim adamı artık Tanrı’ya inanmıyordu. ABD’li bilim adamlarına dair 1916 tarihli bir alan çalışması, bilim adamlarının yüzde 60’ının Tanrı’ya inanmadığını veya O’nun varlığından kuşku duyduğunu gösteriyor.
Harward’lı palaentolog Stephan Jay Gould gibi diğer bilim adamları, Tanrı olasılığını bir kenara atmasa da, bilim ve dini birbirlerinden mantıksal olarak farklı, amaçlarda ve araştırma üsluplarında tümüyle birbirinden ayrı iki disiplin olarak görmektedir. Bilimin “nasıl” soruları sorarken, dinin “niçin” sorularını sorduğunu ileri sürüyor. Gould bir bireyin zengin bir hayat kurması için her ikisine de ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Ona göre, “bilim ve din, her biri insan hayatı için farklı biçimlerde yaşamsal öneme sahip alanlarının kendi efendisi olarak, eşit, karşılıklı olarak saygılı ortaklar olmalıdırlar.”
Dünyada kanserin var olmasının sebebi Tanrının yetersizliği veya ilgisizliği değil, kendi kendini üretmesine izin verilen yaratımın kaçınılmaz bir bedeli olması dolayısıyladır. Bunun acı çekmenin var olmasının yarattığı güçlüklere kesin bir cevap olduğunu asla düşünmüyorum, fakat en azından söz konusu hastalığın mevcudiyetinin gereksiz olmadığını gösteriyor. 
(Julia Hinde)


2 yorum:

  1. Yaratıcı'ya inananlardanım. Allah'a inanan bir kişi bilimi inkar edemez. Çünkü bilim O'nun yarattıklarından bir parçadır.
    Din bile çeşitli yollara ayrılıp sapmışken; bilim de aynı durumdadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın yolcu,
      İnanmak ya da inanmamak sadece kişiyi ilgilendirir. Önemli olan karşındaki kişinin inançlarına saygı göstermektir. Bilim kendine göre bilinmeyenleri çözmeye yüzyıllardır uğraşmaktadır.
      Bilim insanı sadece şüphe duyar. şüphe araştırmanın kökenidir.
      Sevgi ve saygılarımla.

      Sil