8 Eylül 2016 Perşembe

ONLARI UNUTMAYIN - 11 (GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE GENİŞLETİLMİŞ İKİNCİ YAYIN)

ÇAKMAKÇI SAİT

(Daha önce blogda 27 Ocak 2010 tarihinde yayınladığım yazımda, Kurtuluş Savaşı şehitlerinden Çakmakçı Sait için derlediklerime, zaman içinde edindiğim bilgiler kapsamında ilaveler yapınca, yazının biraz daha kapsamlı olduğunu ve önceki yazıyı okuyanlara da ilginç geleceği inancı ile tekrar yayınlıyorum. Bilgilerimizin yine de çok az olduğu bu olayların hiç olmazsa unutulmaması ve gelecek kuşaklara kalması arzusuyla dikkatlerinize sunuyorum)

(Olayı anlatan temsili resim)
Mondros Mütarekesi taksim projesine göre; Antep, Maraş ve Çukurova bölgesi Fransız işgal bölgesi olarak taksim edilmişti. 2 Şubat 1919'da çoğunluğu Hintli askerlerden oluşan İngiliz askerleri Maraş'ı işgal etmişler ve şimdiki Ticaret Lisesinin yanındaki kışlaya yerleşmişlerdir. 29 Ekim 1919 tarihine kadar bu bölgede kalan İngiliz askerleri, Ermenilerin sürekli başvuruları ve bu yöndeki girişimleri sonucu Fransız askerleri ile yer değiştirmişlerdir. Maraş halkının, bu yer değiştirmeye mani olmak için yaptığı başvurular ise, o sırada Osmanlı hükümetinin zayıf oluşu ve yöneticilerin ilgisizliği nedeni ile başarılı olamamıştır. 29 Ekim 1919 akşam vakti Yüzbaşı Jülie komutasındaki öncü birlikler, Ermenilerin taşkınlıkları ve tezahüratları arasında Şeyh Adil mevkisinden şehre girmişlerdir. 

     Öncü kuvvetlerden bir gün sonra, 2000 kişilik gönüllü Fransız lejyoneri Ermeniler, Fransız ve Cezayirli askerlerden oluşan birlikler yine Ermeni tezahüratları, Ermeni kadınların muhabbetli alkışları arasında şehre girdiler. Şimdiki Ticaret Lisesi civarına yerleştiler. 
29 Ekim 1919 günü Maraş'ın işgalini İngilizlerden devralmak için Antep'ten Maraş'a sevkedilen Fransız Kuvveti, Yüzbaşı Fouquet'in komutasında 412. Piyade Alayının 5. Bölüğü (100 kişi, yarım bölük) ile Ermeni Lejyonunun 1. Ermeni Taburu (400 Kişilik 2 Bölük) ve Cezayir Süvari Müfrezesi' (50 süvari)nden oluşmaktaydı.

     31 Ekim 1919 cuma günü akşamına kadar, Fransızlarla beraber gruplar halinde şehri dolaşan Ermeniler Türk halkına ağır hakaretler ve küfürlerle mütecaviz davranışlarda bulundular.

     Gelişmelerden coşkuya kapılan, "rakıcı" adı ile bilinen bir Ermeni meyhanecisi Ermeni askerlerini davet ederek kendi imal ettiği içkileri ikrama başlamıştır.Bu meyhanede epeyce demlenen Ermeni askerlerinden birkaçı sarhoş bir vaziyette kışlalarına dönerken, Uzunoluk hamamından yeni çıkan üç çarşaflı kadından birine saldırarak peçesini yırtıp eline almış ve;
" Artık burası Türklerin değildir. Fransız memleketinde peçe ile gezilmez" diyerek tecavüzünü sürdürmüştür. Peçesi yırtılan orta yaşlı kadın bayılmıştır.
Diğer kadınlar ise bağırıp, feryat ederek olay yerinin hemen yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinden yardım isterler

     Olay yerine ilk müdahale eden Çakmakçı Sait;

Gâvur oğulları! Dokunmayın bacılarıma!” diyerek Fransız Ermeni Lejyonerlerinin üzerine yürür.  (Bir kaynakta, yanında Gaffar Kabuloğlu Osman, olduğu söyleniyor..)  Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunlarla  ağır yaralanırlar. Çakmakçı Sait şehit düşer.

     Bu sırada adı İmam olan ve geçimini temin etmek için süt sattığı için Sütçü İmam olarak tanınan İmam,

     "Durun bre densizler, bre melunlar. Yaptıklarınız yetti artık. Bugün namus günüdür" deyip babasından kalma yanında bulunan silahını (Bu ilk kurşunu atan, sedef kakmalı tabanca, uzun bir süre kendi ailesi tarafından muhafaza edildikten sonra, Kahramanmaraş Müzesine bağışlanmış ve halen Kahramanmaraş Müzesinde sergilenmektedir) ateşleyerek  bir Fransız-Ermeni Lejyoner askerini öldürür, bir diğerini de yaralar.

     Bu olayda Çakmakçı Said şehit düşmüş yaralanan Ermeni ise ölmüştü   1 Kasım 1919 tarihinde ölen Ermeni için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Şehri terk etmeyen İngiliz ve Fransız askerleri olay yerine yetişti. Sütçü İmam ise Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti. (
Ahırdağı'nı aşarken Süleymanlı'dan Maraş'a gelmekte olan bir Fransız müfrezesine "incebel" mevkiinde tesadüf eder. Hadiseden haberi olmayan Fransızlar, Sütçü İmam'ın silahını müsadere ettikten sonra kendini serbest bırakır.) Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı. (12 Şubat 1920 günü Maraş 22 gün ve 22 gece devam eden muhteşem bir savaştan sonra işgalden kurtuluncaya kadar 102 gün burada kalmıştır.) Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyekli oğlu Kadir'in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayarak burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.
Peşi peşine gelen bu hadiseler şehrin ileri gelenleri ve memurlarından 11 kişinin imzasını taşıyan bir protesto telgrafı ile Antep'teki Fransız Komutanlığına bildirildi (2 Kasım 1919). Bu protestoya karşılık İngiliz ve Fransız kumandanlarının müşterek imzası ile bundan sonra güvenlik ve asayişin sağlanacağına dair söz veriliyordu. Bundan bir kaç gün sonra Osmaniye Bölgesi Governörü (Sivil Valisi) Andre, asayişi temin için Maraş'a tayin oldu. Bu durum Maraş ileri gelenlerine birer telgrafla Adana'daki Fransız Valisi Albay Bremond tararından bildirildi. Governör, Maraş'a gelişinde piyadelerini hükümete, süvari ve jandarma birliklerini Kaleye yerleştirdi. Akşam yemeğini Abdülkadir Paşa'nın konağında yedikten sonra, geceyi Maraş'ın eski mebuslarından Agop Hırlakyan'ın evinde geçirdi.

     27 Kasım 1919 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan’ın evinde işgal komutanının şerefine bir balo tertiplenir. Baloda komutanın dansa davet ettiği genç Ermeni kızı;
 "Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum Kalede Türk Bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem!” diyerek teklifini reddeder.
    Bunun üzerine askerlerine derhal emir veren komutan, Kaledeki Türk Bayrağını indirtir.
     28 Kasım 1919 Cuma günü Maraş’ın kara sabahıdır…
     Yatağından kalkan Maraş’lılar, asırlardan beri kale burcunda dalgalanan şanlı bayraklarını göremezler.
   Bir Milletin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen bayrağının indirilmesi karşısında Maraşlılar sessiz kalmazlar tabii.

    Cuma namazı vakti, halk Ulu Cami’ye toplanır. Ezan okunduktan sonra, camide toplanan halk hep bir ağızdan “Bayraksız namaz kılınmaz” diye bağırır.
    OesnadacamiimamıRıdvan Hoca:AzizCemaat,Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir Millethürriyet’inikaybetmişsayılır. Hürriyet olmayan bir yerde cuma namazıkılmakcaizdeğildir.”

    İşte bu söz,MaraşhalkınıFransızlar’a karşı harekete geçirdi. Kaleye saldıran Maraş halkı, içerideki Fransız askerlerini etkisiz hâle getirip yenidenTürkbayrağınıdiktiler. ve cuma namazını orada eda ederler.

   Türk Bayrağı’nın Kahramanmaraş Kalesi’ne çekilmesinden sonra gerginlik iyice arttı. şehir adım adım savaşa sürüklenir.

   Savaşın patlak vermesi an meselesidir. Fransızlar, hazırlık yaparken, Aslan Bey başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede teşkilatlanarak faaliyete geçer. 21 Ocak 1920 günü şehir harbi başlar. Maraşlılar 7 den 70’e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyarlar.

   Fransızlar’da Kahramanmaraşlılar’ın bu büyük dirençleri ve karşı koymaları karşısında iyice ümitsizliğe düşerler. Çaresizlikiçerisindeşehriterketmeyi düşününürler.AynıgünDoktor Mustafa,yanındaemireriolduğu halde,AmerikanKoleji’negelerek GeneralKueratteilegörüşür.Görüşmedensonrageridönüşünde emir eri ile birlikte Ermeniler tarafından Alman Hastanesi yakınında pusuyadüşürülerekşehitedilir. Doktor Mustafa’nın da Ermeniler tarafından katledilmesi, bardağı taşıran son damla olur. 11 Şubat 1920 gecesiFransızlarveErmeniler, Kahramanmaraşlılar’ın savaşmak için kararlı tutumlarını bildikleri için ateş keserek kaçma hazırlığına başlarlar. Aynı gece kim tarafından ateşe verildiği henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte, Fransız askeri kışlası yanmaya başlar. İçindeki cephaneler de ateş alarak yanmaya ve patlamaya başlayınca Fransızlar gece yarısı apar topar kaçmaya başlarlar.  Bunun üzerine bıçağını, baltasını, tabancasını,kazmaveküreğini kapan Kahramanmaraşlılar bunların peşlerinibırakmaz.12Şubat 1920günüsabahakarşı,şehir Fransızlar’dan ve Ermeniler’den tamamen temizlenir.

      Geceli gündüzlü 22 gün süren bir mücadelenin sonunda,  kendilerini yok etmek isteyen düşmanı ve yerli işbirlikçileri mağlup ederek büyük bir zaferi tarihe altın harflerle yazdırmış olurlar.

   Çakmakçı Sait, Sütçü İmam, Abdal Halil Ağa, Rıdvan Hoca, Aslan Bey, Ali Sezai Efendi, Mıllış Nuri ve daha nice yiğitlerin Maraş’ın “Kahramanmaraş” olmasına büyük emekleri vardır.

     Türk’ün bağımsızlığına ne kadar düşkün olduğunu dosta düşmana gösteren ve canlarını hiçe sayarak şanlı Maraş Savunması’nı dünyaya duyuran yiğit kahramanları rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz…

   Ruhları şad olsun…

NOT:1

     Sütçü İmam 1878 yılında doğmuştur.(1871 ve 1872 diyen kaynaklar da bulunmaktadır) (
Maraş'ın Fevzipaşa (Bektutiye) Mahallesi Hane 112, Cilt 9/1 Sahile 177 de kayıtlıdır, Babası Kireçcioğullarından Ömer Efendi, Annesi Tiyeklioğullarından Emine Hanımdır.) Kendi halinde Uzunoluk Camii'nin imamlığını "Allah rızası" için yapan imam, geçimini de caminin biraz altındaki küçük dükkanında süt satarak temin ettiği için İmam olan asıl adı "Sütçü İmam olarak bilinirdi. Üç kız bir erkek çocuğu vardır. 31 Ekim 1919 da, düşmana ilk kurşunu atan Sütçü İmam, düşmanın Maraş'tan kovulmasından sonra, harpteki fedakarlıklarına mükafat olarak Belediyeye odacı alınmış, bu vazifesi yanında kaledeki topun idaresi kendisine verilmişti. Abdülmecit halife ilan edildiğinde  Bir top atımı sırasında barutun ısınan namludan erken ateş alması neticesi yandı. Alman Eytamhanesinde tedavi altına alındıysa da iki gün sonra 25 Kasım 1922 tarihinde vefat etti. Çınarlı Cami mezarlığına defnedildi.
Bugün çoğu kaynakta adı İmam olan ve Maraş Savunması’nın sembol ismi olarak bilinen Sütçü İmam hakkında birçok bilgi "hakkı olarak” mevcutken ve hemen hemen herkes bu yiğidin ismini biliyorken,  üstünde tırnak çakısı bile yokken düşman üstüne "öleceğini bile bile” saldıran ve şehid olan Çakmakçı Sait hakkında neredeyse hiç bilgi bulunmaması ve birçokları tarafından isminin bilinmemesi de zannediyorum bizim ayıbımızdır.

İlk kurşunun atıldığı Uzunoluk meydanında 1936 yılında Belediye başkanlığı yapan Hasan Sukuti Tükel tarafından bir anıt ve çeşme,1977 yılında da Kıbrıs meydanına Kurtuluş anıtı yaptırılmıştır.

(Uzunoluk Camii)
NOT 2:

SÜTÇÜ İMAMIN OĞLUNUN DİLİNDEN

-Cenazesinde bulundunuz mu ?
Babam hastanede vefat ettikten sonra cenaze, şu andaki evimize getirildi yıkadılar. Sonra da büyük bir İhtimalle yakın olan Selvili Cami'ye götürülerek cenaze namazı orada kılındı, Selvili Camii yeri ise Uzunoluk Caddesinde bulunan Ziraat Bankası Lojmanının bulunduğu yer. Bu cami Çınarlı camiinden çok büyüktü. Biz çocuk olduğumuz için Cenazeye gidemedik, Babamın cenazesi daha sonra Çınarlı Camii'nin mezarlık olan şimdiki anıt Mezar'ın bulunduğu alana defnedildi. Cenezesi çok kalabalıktı. Evimizin çevresi ve sokaklar insan doluydu. Büyük üzüntü var idi.

-Bildiğiniz kadarı ile Sütçii İmam'nın hayatı nasıl geçmiş ?
Çok evvelini bilmiyorum, Bildikleri de zaten sonradan büyüklerimizden öğrendiğimiz kadar Uzunoluk’taki Mescid'in altında küçük küçük dükkânlar vardı. O dükkânların birinde oturur ve süt satardı. Daha önceleri de bir süre Köşkerlik yaptığını sanıyorum, Çünkü evde köşker aletleri vardı. Ancak hayatının önemli bu bölümünü bir yandan süt satmakla ve bir taraftan Uzunoluk Mescidinde hem imamlık hem de Müezzinlik yaparak geçirdiğini biliyoruz. Tabii ki Mescid'deki görevi hasbi idi. Yani ücretli değildi. Allah rızası için yapardı. Kendi kendine namazını kıldırır ve dükkanında sütünü satardı. Ve geçimini de böyle sağlardı.

-Sütçü imam başka cephelere katıldı mı ?
Babam, Uzunoluk hadisesinden sonra Bertiz’e gidiyor. Oradan da Tekrar şehre gelip, 22 gün süren Maraş harbine katılıyor, Maraş kurtulduktan sonra Antep'e giden kuvvetler arasında Gül Ali diye ismen bildiğim bir arkadaşı vardı. Onlar bize hep Antep'teki mücadelelerini anlatırlardı. "Maraş'tan sonra Antep'te de çalıştık" diye. Harpten sonra babam Belediye ye alındı. Ve kalede top atarken, şehit oldu.

Faydalanılan kaynaklar:



7 Eylül 2016 Çarşamba

AĞUSTOS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2


KİTABIN ADI
Ege’nin Kızı
KİTABIN YAZARI

Etem Oruç

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Berfin Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2015
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
280 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
 8/10


Rum Toma’nın kızı İphigenia, Sultanhisar’da doğmuştur. Babası gibi Türkleri çok sever, Anadolu’nun işgalinde diğer Rumlar tarafından Toma öldürülünce, ailesi Yunaistan’a göç eder. İphigenia gitmez ve Leyla adını alarak Müslüman olur. Yörük Ali Efe tarafından evlat edinilir ve evlendirilir.

Leyla ninenin ağzından dönemin olayları anlatılmakta. Kitabın sonlarına doğru öykü bitiyor. (nerede bittiğini tam anlamıyorsunuz) ve yazarın konuya yakın denemeleri ile kitap tamamlanmakta.

Dönem hikayelerini bilmek isteyenlere hitap eden ve kolay okunan bir kitap.



6 Eylül 2016 Salı

AZİZ NİKOLAOS KİLİSESİ, GELEBEÇ KÖYÜ – GÜLLÜBAHÇE

      Söke Bodrum yolu yeniden yapılınca eskiden Güllübahçe üzerinden Didim’e giden yol tenhalaştı. Artık, ya bu yoldan bağlantılı yerlerde oturanlar ya da bu yol üzerinde “Priene” ve “Miletos” gibi çok önemli iki antik şehrin varlığını bilenler tarafından kullanılan yolda, yukarıda bahsettiğim gibi Güllübahçe adında bir yerleşim bulunmakta.
 Söke’den çıktığınızda Priene’den hemen önce bulunan bu yerleşimin eski adı “Gelebeç Köyü”. Vaktiyle bir Rum köyü imiş. Nüfusunun, mübadele öncesi 5.000 civarında olduğu söyleniyor. Dağın yamacında yer alan köyde halen hiç Rum yok. Evlerin tamamı iskan edilmiş vaziyette ve Gürsu Mahallesi olarak anılmakta.
      Yoldan yamaca doğru açılan bir yolda Aziz Nikolaos Kilisesi’nin ve Gelebeç  Kafe’nin işaretlerini görürsünüz. Dar ve bozuk yollardan aracınızla ilerlemeyi göze aldığınızda, yükseldikçe, sizi muhteşem bir Söke Ovası manzarasının beklediğini fark ediyorsunuz. Yolların bitiminde Gelebeç Kafe ile kiliseyi yan yana görüyorsunuz.

      Aziz Nikolaos, bizim bildiğimiz adıyla “Noel Baba”. Ülkemizde adına pek çok kilise dikilen Aziz Nikolaos’on burada yer alan kilisesi 1821’de yapılmış. Yerinde bir zamanlar eski bir kilisenin yer aldığı söyleniyor. Mübadeleden sonra kaderine terk edilen kilise halen can çekişir vaziyette. Çökme tehlikesine karşı kapıya konan uyarıya rağmen içeri girdiğinizde oldukça büyük bir kilise ile karşılaşıyorsunuz. Ne yazık ki duvar süslemelerinin bir kısmı dışında, her yere ismini yazma meraklısı narsistlerin barbarca yaptığı  istilanın katliam izlerini her yerde görüyorsunuz.


 Korunmaya değer varlık olarak tescil edilen kilisenin ne yazık ki definecilerden ve adını yazma meraklısı narsist barbarlardan korunmasını sağlayacak hiçbir önlem bulunmamakta. Hemen yakınındaki Gelebeç Kafe’nin sahibi Coşkun bey, kilise için çok mücadele verdiğini, Kültür Bakanlığı’na defalarca başvurmasına rağmen hiçbir koruma önlemi alınmadığını, Topuklu Efe’yi (Özlem Çerçioğlu – Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı) gezdirerek ve bilgilendirerek yardım talep ettiyse de hiçbir gelişme olmadığını, kilisenin göz göre göre bir gün yıkılacağını ifade etti.




      İslamiyette, Hz. İsa ve Hz. Musa, Allahın elçisi peygamberler ve kitapları İncil ve Tevrat kutsal kitap sayılırlar. Bu bağlamda kiliseler de dinimizde tanrı evi gibidir. (Hıristiyanlık, İslamiyeti tanrı dini saymadığından pek çok hristiyan toplumlarda camilere karşı durulmaktadır.) Ancak İslamiyet bu dinleri ve peygamberlerini tanımasına rağmen bizlerin Hıristiyanlar gibi davranarak kiliseleri bakımsız bırakmamız en azından müze olarak korumamamız dinimizle tezat teşkil etmiyor mu?





(Aşağıdaki linklerde benzer yazı ve fotoğraflara ulaşabilirsiniz)



5 Eylül 2016 Pazartesi

AĞUSTOS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1


KİTABIN ADI
Haçlı Seferlerinde Kuşatma
KİTABIN YAZARI

Aydın Usta

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Yeditepe Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2015
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
280 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
 10/10


Birinci Haçlı Seferi’nden, ellerindeki son kaleleri olan Akka’yı 1291’de yitirmelerine kadar yaklaşık 200 yıl boyunca Anadolu ve Doğu Akdeniz kıyıları, yoğun bir haçlı olgusu yaşadı.

Sayısı belirsiz sürüler halinde Kudüs’e akan haçlılar pek çok kaleyi kuşattılar ve tersine kuşatılan pek çok kaleyi de savundular. İşte bu kitapta yukarıda adı geçen süre boyunca haçlıların kale kuşatmaları ve savunmaları (Müslümanların kuşatmaları) olgusu yönünden kuşatma ve savaşlar irdeleniyor.

Haçlıların kuşatma teknikleri, rum ateşi (Grejuva) ile tanışmaları, oldukça başarılı bir dille anlatılıyor.

Özellikle ilgi duyduğum haçlı seferleri konusunda, bir Türk tarihçisinin hazırladığı bu eseri oldukça başarılı ve yetkin buldum. Geniş kaynakçası, resimleriyle oldukça doyurucu bir kitap. Tarih sevenler için keyifli ve mutlaka okunması gereken, tarihe yabancı okurların dahi ilgisini çekebilecek başarılı bir eser.


2 Eylül 2016 Cuma

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 6


KİTABIN ADI
Çocuk Nazi (Kindernazi)
KİTABIN YAZARI

Andreas Okopenko

KİTABIN ÇEVİRMENİ
Birol Özyalçın
KİTABIN YAYINEVİ
Edebi Şeyler Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2015
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
134 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
 7/10


Naziler iktidar dönemlerinde ari ırk kapsamında etnik temizlik yapmanın yanı sıra, geleceğin Nazi formatlı insanını yaratmak için toplumun en küçük kesiminden başlayarak eğitim programları uygulamaya sokmuştur. Bu bağlamda, geleceğin askerleri olan erkek çocuklar ile geleceğin anneleri olan kız çocuklar, Nazi çocuk eğitim kamplarında şekillendirilmeye çalışılır.

Yazar, kısa kitabında kah Anatol Vitrov, kah Tilki ve kah Tolko olarak isimlendirdiği çocuk kahramanının gözünden, bu eğitimden kesitler verir. Tolko, Avusturyalı bir ailenin çocuğudur ve sıkı kamp eğitimi almaktadır. Günlük biçiminde anlatımların yer aldığı kitap ilginç bir biçimde 1.04.1945’den Nisan 1939’a doğru geriye giderek kaleme alınmış.

İlginç bulabilirsiniz. Benim edindiğim bilgiler yukarıda anlattıklarım kadar…

                                              
Andreas Okopenko (15 March 1930, Košice – 27 June 2010, Vienna) was an Austrian writer.
Andreas Okopenko's father was a Ukrainian physician and his mother was Austrian. From 1939, the family lived in Vienna. After studying chemistry at the University of Vienna Okopenko was active in the industry. Starting from 1950 he dedicated himself increasingly to the literature. From 1951 to 1953, he created a literature magazine, in which he published works by numerous members of the Austrian avant-garde of that time. From 1968 until his death he lived as a freelance writer in Vienna.
Okopenko was, from 1973 to 1985, a member of the Grazer author meeting and from 1999 until his death he was a member of the Austrian art senate.

Honors

·         1965 Anton Wildgans price
·         1977 Austrian appreciation price for literature
·         1983 Literary award of the city Vienna
·         1993 Literary award of the Hertha Kräftner society (Grosshöflein/Burgenland)
·         1995 Golden honour medal of the city Vienna
·         1998 Grand Austrian State Prize
·         2002 George Trakl price

Notable works

·         Child Nazi , 1984
·         Affenzucker/Neue Lockergedichte , 1999


1 Eylül 2016 Perşembe

BİRAZ GÜLELİM

Sezona gülerek başlamak için, çok bilinen ama her zaman çok gülünen bir fıkrayı buraya alıyorum;

EŞŞEK DEĞİLSİN…

Trafik polisi arabayı durdurmuş ve eğilip sormuş;
Ehliyet ruhsat lütfen.
Tabii buyurun demiş şoför ve uzatmış. Polis bakmış, kayıtlarda bir problem yok.
Emniyet kemerini taktınız mı? Hız limit ve kurallarına uyuyormusunuz?
Kemerim takılı, hiç hız limitini aşmam ve tüm kurallara uyarım ve hiç trafik cezam yok.
Pekii egzos emisyon pulu?
Buyrun demiş adam.
İlkyardım çantası?
Bagajı açmış adam. Polis bakmış eksik yok.
Zincir?
Derhal çıkarayım demiş adam.
Polis sorularını sıralamaya devam etmiş;
Arabanın silecekleri? Diğer tüm donanımlar düzgün çalışıyor mu?
Evet demiş ve tek tek hepsini çalıştırmış, motoru bile göstermiş adam. Polis son kez umudunu yitirmiş bir ifadeyle sormuş;
Arabanızın teybi çalışıyor mu?
Çalışıyor demiş şoför.
Peki demiş polis, mezdeke kaseti var mı?
Şoför çok şaşırmış;
Evet o da var buyurun demiş.Polis;
Tamam siz onu takın teybe ve sesini biraz açın demiş ve başlamış oynamaya. Şoför, şaşkın, dayanamayıp sormuş;
Hayrola memur bey?
Polis cevap vermiş;
Eeee, Eşşek değilsin ya, artık takarsın bir 20 lira…

31 Ağustos 2016 Çarşamba

TATİL DÖNÜŞÜ

Her ne kadar 10 gün sonra yine bir uzun bayram tatili var ise de en azından büyük tatili bitirerek günlük yaşantımıza dönüyoruz. Tatil insanı dinlendiriyor mu yoksa ortam dışına çıkıldığında kafayı dağıtmaya mı yarıyor tam çözemiyorum. Şu var ki, biraz da ne şekilde ve nasıl tatil yaptığınıza bağlı sanki. Galiba, çalışma ortamının tamamen dışına çıkılmadığı sürece her tatil biraz yarım oluyor. Hele tatilin sonları yaklaştığında bekleyen işlerin çokluğu insanı tedirgin etmeye başlıyor.
Bu sene de parmak hesabı yaparsak gün olarak hayli uzun tatil yaptık/yapacağız. Farklı ortamlar ve lezzetler var mıydı? Elbette… Bir kısmını zaman içerisinde blogdan aktarmaya çalışacağım. Kitap okumaları da bir yandan sürdü, yorum ve yayın bekleyen kitaplar da var. Artık işin başından az az başlayacağız galiba.

Tatil öncesi blog gezginlerinin azaldığı yolundaki tespitim şimdilik devam etmekle birlikte en azından bir süre daha bloğa devam etme niyetim var. Aylardır yeni izleyicinin gelmemesi karşısında bakalım ne kadar sürecek?

Bazı şeyleri zaman gösterecek…


(Tatil öncesi iyi dileklerini belirten tüm dostlara sevgi ve şükranlarımı sunuyorum)