14 Eylül 2015 Pazartesi

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 5

 

KİTABIN ADI
Mitolojilerle Derin Denizli
KİTABIN YAZARI

Nuray Yakaryılmaz – Ümit Şıracı

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Kömen Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2013
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   
KİTABIN SAYFA SAYISI
166 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
9/10 


Bu kitabı blog dostlarımdan Sezer Hanım önerdi. Ülkemizde sayısı ne yazık ki henüz az olan alan çalışması içeren eser özellikle Denizli ili çapında araştırması ile her zaman başvurulabilecek önemli bir kaynak eser. Bunun ötesinde bir süre önce tanıtımını yaptığım John Steinbeck’in “Bilinmeyen Bir Tanrıya” kitabının okunmasıyla üst üste gelmesi nedeniyle yakaladığım ortak noktaları paylaşmak istiyorum.
Bu kitaptan;
“Ulu ağaçlar, Türklerin mitolojileri ve mitolojilere bağlı olarak uygulanan ritüeller için de önemli bir yer tutar. Söz konusu olan bizatihi ağaca tapınma değildir, ağaçlar kutsalın bir tezahürüdür.”
“Ölüyü bir ağacın içine yerleştirmek, ona ilahi bir güç ve ebedi bir yaşam sağlayacağı düşüncesi ile yapılır.”
“Türklerde ağaç, ruhların gelip gittiği bir yoldur.”
“Kayın ağacından türeme çok görülen bir motiftir. Uygurlarda ağaç, hakan ve hakan soyunun simgesidir… Kayın-Ata, Kayın-Ana ifadeleri buradan gelir.”
“Anadolu’da her köyde kovuklu ve yaşlı kutlu bir ağaç vardır ve bu ağaçlar asla kesilmez.”
“Mağaralar doğum yerleridir. Yani toprak ananın rahmidir…Mağaralardaki mezarlıklar, bir takım erginlenme ve kurban ritüellerinin buralarda gerçekleşmesi, anneye mistik bir dönüş olarak açıklanabilir.”
Yukarıdaki adet ve ritüellerin Türk kökenli olduğuna kuşku yoktur. Kaynağı Orta-Asya’dan ve yüzyıllar öncesinden Gök Tanrı inancının tezahürüdür. John Steinbeck kitabında, çiftlikteki ulu ağaçtan bahsederken, romanın kahramanı, ölen babasının ruhunun ağaca yerleştiğini varsayıyor. Yine aynı romanda, yörenin yerlilerinin (Kızılderililer kastediliyor) kutsal saydığı bir mağara bulunmakta ve Joseph Wayne, doğanın tekrar canlanması için bu mağaranın girişinden akan suyun kurumaması için çabalar. Buradaki tipik anlatıların yukarıdaki alıntılarla çakışması ne kadar hayret verici. John Steinbeck’in Türk ritüellerinden kuşkusuz habersiz, ama yerli inançlarını araştırarak romanında kullanmış.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Güneş Dil Teorisi” kapsamında Amerikan yerlilerinin adet ve inançlarının araştırılarak rapor hazırlamasını istemesine ne dersiniz?
Bir köken birliği var mıdır acaba?
Bu kitap, kuşkusuz kitaplığınız için iyi bir kazanç olacaktır.


http://umitilekesif.blogspot.com.tr/

bloğunu meraklılarına tavsiye ederim.

11 Eylül 2015 Cuma

ANAVATOS

Anavatos, Sakız Adasının ortalarında dağlık bir alanda terk edilmiş bir köy. İlçe merkezine yaklaşık 16. Kilometre mesafede ve deniz seviyesinden 450. Metre yüksekte. Anavatos adı Yunanca “tırmanma” anlamına gelen “anaveno”dan türemiş kabul ediliyor. Tam köyün bulunduğu tepenin eteğinden itibaren yol kıvrıla kıvrıla yükseliyor. Tepeye sadece kuzeyden yaklaşabilen bu yol tepeye ulaşmak için tek yol. Köyün genel yapısı dağın yükseltisiyle uyumlu. Zamanında köyün eteklerine duvar örerek köyü kale biçimine sokmuşlar.
Osmanlı Devleti’ne karşı Yunan isyanı başladıktan sonra adaya isyanı tenkil için gönderilen birliğe teslim olmamak için köy halkının dağdan atlayarak intihar ettiği rivayet ediliyor. 1822’den sonra terk edilen köy bugün anıt niteliğinde korunuyor.

Evler birbirine yapışık vaziyette ve taştan imal edilmişler. Halen bazı evler, Triorofo binası, değirmen, okul, Taksiarhis (Başmelek) Kilisesi ve Meryem Ana Kilisesi koruma altındadır.
Köyün hemen girişinde bir kafeterya bulunuyor. Sessizliği ile gezerken dahi büyüleyici bir yer. Sakız’a yolunuz düştüğü takdirde görme fırsatı yaratmanız dileğiyle…










10 Eylül 2015 Perşembe

SAKIZ AĞACI VE SAKIZ

Sakız adasına ismini veren sakız ağacı gerçekten de adanın en önemli simgesi durumunda. İlçenin dışına çıktığınızda özellikle adanın güneyinde bol miktarda sakız ağacı var. 2012 Ağustos ayında Sakız adasında çıkan yanında özellikle Pirgi köyü çevresinde 25 kilometrekarelik bir alanda yaklaşık 50.000 dönüm civarında ormanlık ve içinde sakız ağaçlarının da bulunduğu bitki örtüsü büyük bir yangı geçirmişti. Halen yollarda bu yangının izleri görünüyor. Halen birçok yanan bölgeye dokunulmamış vaziyette. Güneyde Komi plajı yakınlarında bir alanda yanan ağaçların temizlenerek yeni fidanlar dikildiği gördük.
Halen adanın ekonomisi turizme olduğu kadar sakıza da dayandığını söylemek yanlış olmaz. Sakız ağacı (Pistacia lentiscus), sakız ağacıgiller familyasından bir ağaç. Akdeniz bölgesinin genel bitki örtüsünden sayılır. Ülkemizde de kısıtlı miktarda Batı ve güney Anadolu’da bulunuyor. Sakız ağacı nisan ve Mayıs aylarında yeşil olarak çiçekleniyor, kışın yaprağını dökmeyen bir bir bitki. Yüksekliği 1-3 m arasında değişiyor.
Bitkinin dal ve gövdesinin yaralı yerlerinden akan reçinenin pıhtılaşmasıyla "mastik" adı verilen sakız elde ediliyor. Ağaçların altına serilen beyaz bir tozun üzerine düşen bu usare 2-4 hafta arasında katılaşıyor. Ancak kolay kırılan parça ve damlalar halindedir. İçinde uçucu yağ, Mastik Asit ve Mastisin bulunur. Kabaca, balgam söktürücü olarak veya diş etlerini kuvvetlendirmek ve ağız kokusunu gidermek için kullanılabilir.
Ancak Sakız Adası’ndan neredeyse her alanda kullanıldığına tanık olduk. Sanayide yapıştırıcı, cila, parfümeri sanayinde kullanılıyor. Tatlılara, özellikle muhallebi, sütlaç gibi sütlü tatlılara katılır. Sakız, yiyeceklere güzel bir tat ve koku verir. Reçeli olduğu gibi gazozu ve madensuyuna da rastladık.
Adadan alacağınız hediyeliklerin arasında tüm bu çeşitleriyle sakız geliyor.

8 Eylül 2015 Salı

SAKIZ ADASI NOTLARI (CHİOS-Χίος)

Uzun süredir gerçekleştirmeyi düşündüğüm projelerimden birisi yakın Yunan adlarını gezmekti. Sonunda bu sene Çeşme’nin hemen karşısında bulunan Sakız adasına giderek gezimi başlattım. Gidenler bilir –bilir diyorum çünkü son yıllarda o denli Türk turist adaya gitti ki artık ada tümüyle Türk turist ekonomisine bağlanmış durumda- ama ben yine de gitmeyenler ve gitmeyi düşünenler için oldukça kapsamlı bir rehber oluşturmaya çalıştım.
İnternet ve google amca sayesinde tıklayarak çok sayıda Sakız adası bilgisine ya da seyahat notlarına ulaşma şansınız bulunmakta. Ben de gezi öncesi pek çok nota bakmama karşın edindiğim bilgileri ancak fiziken görerek yerine oturtabildim. Bu nedenle notlarımı hemen herkes için faydalı olacak biçimde biraz daha ayrıntılı kaleme almaya karar verdim. Okuyanları belki sıkacak ama en azından gitmeyi düşünenler için faydalı bir rehber olsun istiyorum.
Ada notlarını genel hatları ile aktarırken özellikle bağımsız sayfa açmayı düşündüğüm yerleri belirtiyorum ve genel notların arkasından bu özel sayfalar gelecek. 
VİZE VE ULAŞIM

Yunanistan Shengen grubuna dahil olduğundan mavi pasaportlara vize istiyor. Eğer geçerli bir Shengen vizeniz var ise ve gittiğiniz tarihte elinizdeki pasaportun en ay 6 aylık daha geçerlilik süresi var ise hiçbir sorun olmadan adaya giriş yapabilirsiniz. Eğer gitmeyi düşündüğünüzde vizeniz yok ise gitmenizden birkaç gün önce feribot acenteleri ile temas kurmanız halinde size kapı vizesi temin ediyorlar. Eğer bu şekilde geçmeyi düşünüyor iseniz mutlaka acentelerle irtibat kurun.

Adaya en kolay geçiş Çeşme limanından feribotlar ile yapılıyor. Diğer adalardan da geçiş mümkün ancak bu geçişleri ancak gittiğiniz adalardaki acentelerden öğreneceksiniz. Adada havaalanı var ancak, Türk hava alanlarından doğrudan uçuş yok. Atina bağlantılı uçmanız mümkün –eğer maliyetine katlanırsanız-.
Çeşme limanından halen “Ertürk” ve “Ege Birlik” firmaları ile bir Yunan şirketi adaya yolcu taşıyor. Hepsinin kalkış saatleri Çeşme’den 09.30, dönüş ise 18.00’de. Ege Birlik firmasının gidiş dönüş bilet ücreti 25,00 Euro ancak internetten alırsanız 22,50 Euro. Ertürk firmasının ücreti biraz daha fazla. Ege Birlik yaklaşık 45 dakikada adaya ulaşıyor, Ertürk ise 30 dakikada geçiyor. Ya 15 dakikayı önemsemeyeceksiniz ya da zamanı satın alacaksınız, takdir sizin.

GEZME SEÇENEKLERİNİZ

Ada’da öncelikle iki seçeneğiniz var. Birincisi eğer niyetiniz sadece ilçe merkezini gezip mağazalarda alışveriş yapıp, herhangi bir restoranda balık yedikten sonra akşam dönmek ise herhangi bir araca ihtiyacınız bulunmuyor. Liman şehir içinde ve gezeceğiniz yerler toplam 500-600 m2 lik bir alan içerisinde. (Biraz yürümeyi göze alarak şehir içindeki plajlardan istifade etmenizde mümkün) 
 (LİMANDA BEKLEŞEN MÜLTECİLER)

İkinci seçenek, adayı gezecek ve merkez dışında konaklayacak iseniz bir araç kiralamaya ihtiyacınız olacak. Grubunuz 4 kişi ve daha az ise bir küçük araç, daha kalabalık iseniz bir orta boy araç kiralamanız gerekiyor. Sakız gezisini önceden programlıyor iseniz internetten daha önce kiralamanızda sonsuz yarar var. Zira hem birkaç ay önceden kiralayacağınız araç bedeli daha ucuz olacak ve hem de 3 feribotun aynı anda getirdiği kalabalığın içinde kapı kapı dolaşmaktan kurtulursunuz. (Ben ikinci yolu seçtiğim için epeyce vakit kaybettim) Limandan şehre kadar olan şerit üzerinde 20 kadar araç kiralama şirketi var. Şehir içinde de daha küçük acentalar var. Temmuz-Ağustos aylarında kiralama ücretleri 10-15 Euro kadar yükseliyor. 95 oktan benzin litresi 1,64 Euro. Arabayı teslim ederken, aldığınız gibi dolu teslim ediyorsunuz. Ada yolları oldukça dar. İlçe içinde ise zaman zaman sıkışık bir trafik var. Sokaklar oldukça dar, araçları dikkatli kullanmakta yarar var. İlçe içinde park yeri bulma güçlüğü var. Gündüzleri sadece hemen 50 metre içerideki büyük parkın çevresinde parkmetreye ödeme yaparak bırakabiliyorsunuz. Gece liman ve kordonda yemek yiyecek iseniz ara sokaklarda park yeri bulabilirsiniz.
KONAKLAMA

Adaya konaklamalı gittiyseniz Temmuz-Ağustos ayları için önceden internetten rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Biz tercihimizi merkeze 3-4 km mesafede deniz kıyısında bulunan Seafront Studios and Apartments  otelden yana kullandık. Henüz 2-3 yıllık bir otel. Temiz ve oldukça bakımlı. Odalar süit şeklinde. Tüm mutfak gereçleri var. Otel sahibi bir aile. Yorgo (Giorgios), ablası, annesi Kati ve babası Yannis  tarafından işletiliyor. Hepsi de çok nazik ve yardımseverler. Her türlü ihtiyacını hemen karşılıyorlar. İstediğiniz takdirde adada görmeniz gereken tüm yerleri işaretleyerek çok sayıda broşür ile yardımcı oluyorlar. Yaptıkları işaretlemeler sayesinde pek çok güzelliği keşfettik.  Doğrudan info@chios-seafront-studios.gr adresinden Yorgo ile yazışmanız mümkün. (Booking.com’dan aldığımız fiyat üzerinden ayrıca %7,5 indirim yaparak güzel bir de jest yaptı

Herkesin günübirlikte ya da bir gün gecelemeli gittiği Sakız’a 4 gece 5 günlük bir gezi planıyla gittiğimizde doğrusu çok boş zamanımız kalacağınız düşünerek oldukça karamsarlığa kapılmıştık. Ama Özellikle Yorgo ve ailesinin önerdiği programlar sebebiyle adanın giden çok kimse tarafından bilinemeyen o denli çok yerini gezdik ki, zamanımız kalmadığından ilçe merkezindeki bir çok noktayı göremedik.

GEZİLECEK YERLER

Gidiş ve dönüş günlerimizi çıkardığımız takdirde adadaki 3 günümüzü adanın 3 farklı noktasına gidecek şekilde rotalar yaptık, tamamı da dolu dolu geçti. Sakız’a geçtiğinizde bunların hepsini yapabileceğiniz gibi kendinize farklı  rotalar da seçebilirsiniz. İlçe merkezinde çok sayıda alışveriş ve yeme mekanı var. Ama 14.00-18.00 arası siesta sebebiyle bir çok işyeri kapanıyor. Pek çok seyahatseverin ismini yakından bildiği “LİDL” mağazasının adada bir şubesi var. Havaalanı yolu üzerindeki bu süpermarket, Türklerin başlıca hedeflerinden birisi. Fiyatları adadaki tüm marketlerin altındaki bu mağazada günün her saati alışveriş omuz omuza yapılıyor. Adada sakızlı ürünler (neredeyse aklınıza gelecek her ürünün sakızlısı var) –Sakız ağacı ve ürünleri ayrı bir yazı konumuz olacak- Ev reçelleri, Mastello peyniri, Uzo, adanın şarapları başlıca alışveriş temaları. Bu arada yıllık deterjan alışverişi için adaya gelenleri duyduk.
İlçe merkezi dışındaki gezilecek yerler, Armolia, Pirgi ve Mesta köyleri ile bazı çok özel plajlardan oluşuyor. Armolia, seramik el ürünlerinin imal edilip satıldığı bir köy. Pirgi köyüne giderken içinden geçiyorsunuz. Bu dükkanlar dışında fazla bir özelliği yok.

Pirgi ve Mesta köyleri ayrı ayrı yazı konusu olacağından burada detaya girmiyorum.
Pirgi ve Mesta köyleri arasında bulunan Olimpi köyü yakınlarındaki “Olimpi Mağarası” zamansızlık nedeniyle atladığımız yerler arasında. Yine adanın ortasında kalan Nea Moni Manastırı da atlamak zorunda kaldığımız mekanlar arasında.
Anavatos köyü, bizim Kayaköy gibi terk edilmiş bir köy. Ayrı bir yazı konusunu hak ediyor.

Gittiğimiz plajları ayrı bir yazı konusu yapacağım. Birbirinden lezzetli deniz ürünleri yediğimiz restoranları da topluca bir yazı konusu yapmaya çalışacağım. Detaylarda görüşmek üzere…

7 Eylül 2015 Pazartesi

BUGÜN YAZAMAYACAĞIM...

Utanıyorum Şehidim, Utanıyorum. Yemekten, İçmekten,
Senin Annen Ağlarken Gülmekten Utanıyorum!
Sanma ki Unutuyor, Unutturuyoruz.
Unutanları barındırmaktan utanıyorum.
Sen vatan için bizim için şehit olurken,
Seni Görmezden Gelenlerden Utanıyorum..(*)
(*)http://karamelek.page.tl/%26%23350%3Behit-S.oe.zleri.htm

4 Eylül 2015 Cuma

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 4

 

KİTABIN ADI
Henri Brulard’ın Yaşamı (Vie  de Henry Brulard)
KİTABIN YAZARI

Stendhal

KİTABIN ÇEVİRMENİ
İsmail Yerguz
KİTABIN YAYINEVİ
Islık Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2014
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı   (Orijinal 1. Baskı 1890)
KİTABIN SAYFA SAYISI
326 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Gerçek adıyla Marie-Henri Beyle (Stendhal) ülkemizde “Kırmızı ve Siyah” ve “Parma Manastırı” adlı iki romanıyla tanınır.
Orduda görevli bir akrabasının yardımıyla rütbe ile orduda görev almış olmakla birlikte genellikle yazma dışında bir uğraşı olmamıştır. 1835-36 yıllarında yazdığı el yazmaları ile kendi hayat hikayesini özetlemiştir bu kitapta. Elyazmaları değişik defterlerde ve karışık vaziyette iken derlenerek ancak 1890’da basılabilmiş. Kitabın ilerleyen sayfalarında bazen atlayan konulardan ve bazen okunamayan kelimeler sebebiyle bırakılan boşluklar görüyorsunuz.
Annesini çok küçük yaşta kaybeden Stendhal, babasıyla hiçbir zaman kaynaşmayan ve samimileşmeyen bir yaşam sürmüş, teyzesi ile onun ölümüne kadar sürekli çatışmış, sadece onu çok seven dedesini gerçek anlamda sevebilmiş.
Yaşadığı kenti sevmeyen Stendhal dedesinin bir akrabasını aramasıyla çok sevdiği ve yaşamak istediği Paris’e gider…
Bir yazarın kimi buruk kimi ilginç yaşam notlarından kesitler göreceğiniz kitap büyük bir samimiyet ve içtenlikle yazılmış. Meraklısının okuyacağı bir eser.
“Hemen her romancının adıyla özdeşleşen bir başyapıtı vardır. Bu nedenle Stendhal dendiği an akla Kırmızı ve Siyah gelir. Kırmızı ve Siyah'ın Julien Sorel'inin Napolyon tutkusu, aşkları, okul hayatı okuyucuyu derinliklere çeker. Trajik son gerçekleştiğinde okur, gerçek bir yakınını kaybetmiş gibi hisseder kendini; ister istemez, romanın örgüsünü yeniden düşünür, trajediyi üreten koşulları yeniden sorgulama ihtiyacı duyar. Stendhal'in ne kadar büyük bir romancı olduğunun göstergesidir bize armağan ettiği, ya da bizi tanıştırdığı diyelim, bu kahraman. Daima merak konusudur yazarın hayatının esere sızıp sızmadığı. Böylesi bir merak okurun farklı mecralara yönelmesini de sağlar. Stendhal kimdir, romanlarını nasıl yazmıştır, onun kaleminin itici gücü nedir? Sorular elbette çoğaltılablir.

Elinizdeki kitapta Stendhal (gerçek adı Marie-Henri Beyle) çocukluğundan başlayarak kendi hayatını anlatmıştır. Kitabın kadrosunu ağırlıklı olarak kendi ailesi oluşturur. Bir yazarın, aşklarını, özlemlerini, okul yaşamını anlattığı özyaşam öyküsel bir başyapıt üretirken roman sanatının iç dinamiklerinden ödün vermemesi oldukça zor olsa gerek. Ancak Stendhal baştan sonra belleğine güvenerek okuruyla dürüst bir ilişki kurmaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Yazarlığına ve üretkenliğine yönelik kaygılarını da başarıyla dahil etmiştir yer yer eksiltili anlatımına. Tüm bunlardan yola çıkılarak Henri Brullard'ın Yaşamı'nın onun diğer eserlerinin yeniden anlamlandırılmasına yardımcı olacağı açıktır. Stendhal'in 1835-1836'da yazdığı bu başyapıt ne yazık ki ancak 1890'da yayımlanabilmiştir.”
(Tanıtım Bülteninden)



3 Eylül 2015 Perşembe

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3


KİTABIN ADI
Onbinlerce Kağnı
KİTABIN YAZARI

Fakir Baykurt

KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Literatür Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2015
KİTABIN BASKI SAYISI
5. Baskı   (Orijinal 1. Baskı 1971)
KİTABIN SAYFA SAYISI
214 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
9,5/10 (Birkaç dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Fakir Baykurt, Türk Edebiyatında romanın yanı sıra, kaleme aldığı hikayeleriyle de haklı bir ün kazanmıştır. Öykülerinde insan unsuru en baştadır. Anadolu insanın onun ağzından ve kaleminden hayat bulur, yüzyılların suskunluğunu onun aracılığı ile dile getirir.
Bu öykü kitabında yazar bu kez sıra dışı bir tema ile yola çıkmış. Derleme öykülerinin yanı sıra sözlerden hikayeler üretmiş ve bazı sözlü anlatımları öykü haline getirmiş. Kitabın kısalığına bakmayın içinde tam 55 öykü yer alıyor.
Bazısı bir sayfayı bile bulmayan bu öykülerde zaman zaman kendisinizi de bulacağınızdan eminim.
Türk edebiyatının yüz akı Baykurt’a saygı ve şükran!
Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran "sıradan insanı", yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1971'de yapılan On Binlerce Kağnı'yı yeniden okurla buluşturuyoruz:

"Dedikodu almış yürümüştü. Köyün içi çalkalanıyor. Kara Hafız'ı, Yüklü'deki kendirlerin arasında Çil Fadime'yle görmüşler. Kara Hafız acar adamdı zaten. Kendi karısını eskitmiş, onun bunun karısından geçinmeye başlamıştı. Çil Fadime de tavlı avrat. Kara Hafız çağırdı mı, koşuyor. 

Ateş olmayan yerden duman tüter mi? Rüzgâr esmese çalı çıtırdar mı? Hafız'la Fadime'yi Harımlar'daki kendirlerin arasında da görmüşler. Şimdi Urkuş'un kuzulukta buluşuyorlar. Üstelik kara Hafız, Fadime'nin kocasına büyü yapmış. Nefsi uyanmıyormuş artık. Fadime de yanıp tutuşuyormuş. Yangınını söndürmek için Urkuş'un kuzuluğa Hafız'dan önce varıyormuş.Söylentileri herkes duydu köyün içinde. Ama kocasının kılı kıpırdamıyor. Belki bir o duymadı? Köyün kocakarıları, genç gelinleri, adamı görünce öksürüyor, sezdirmeye çalışıyor, ama öksürükten pıksırıktan herkes anlamaz ki!..."

(Tanıtım Bülteninden)



2 Eylül 2015 Çarşamba

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2

 



KİTABIN ADI
Yanlış Okumalar (Diario Minima)
KİTABIN YAZARI

Umberto Eco

KİTABIN ÇEVİRMENİ
Mehmet H. Doğan
KİTABIN YAYINEVİ
Can Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2015
KİTABIN BASKI SAYISI
5. Baskı   (Orijinal 1. Baskı 1992)
KİTABIN SAYFA SAYISI
184 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Umberto Eco’yu artık size şahsen tanıtmayacağım. Bloğumdaki kitap yorumlarımı okuyanlar kendisine olan hayranlığımı yakından bilirler. Çağımızın en değerli yazar, bilim adamı ve entelektüelleri arasında ve en başta gelenlerindendir.
Göstergebilim uzmanı olan Eco yıllardan beri yazdığı denemeleri zaman zaman kitaplaştırıyor ve böylece İtalyanca dilinden izleyemediğimiz yazarın kanımca çok değerli yazılara böylece erişme şansını yakalıyoruz.
1960 lı yıllarda Eco,” İl Verri” dergisi için kaleme aldığı çok sayıda deneme arasından 15 tanesini bu kitapta bir araya  getirmiş. Her bir yazı yüklendiği sayısız bilgi ile kültür hazinesi niteliğindeler. Özellikle “Kitabınızı üzülerek iade ediyoruz” denemesini okumak için dahi bu kitabı almaya değer.
Popüler kültüre yergi ve eleştirilerin hakim olduğu bu küçük kitapçık, donanımlı kitap kurtlarının vazgeçemeyeceği türden bir eser. Benden söylemesi.
“Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi yoğun içerikli romanların yazarından zekice yazılmış bir keyifli parodiler toplamı "Yanlış Okumalar", Striptiz üzerine yazılan bir denemeden Nabokov'un Lolita'sına, insanın ayda ilk yürüyüşünden bir yayınevine gelen ve sözde editörce geri çevrilen Homeros'un, Marcel Proust'un ya da Dante'nin ünlü yapıtlarına kadar çeşitli konuları işlediği hicivlerden, benzeklerden derlenen ve önceki yıllarda İtalya'nın Il Verri dergisi için kaleme alınmış olan bu yazılar için Eco, "Benzeği benimsememin, derinde yatan bir nedeni vardı," diyor. "Neo-avangard yapıt günlük yaşamın ve yazın'ın dilini tersyüz etme özelliğini içinde taşıyorsa da komik ve groteskin de bu programın bir parçası olması gerekirdi."...” (İdefix kitap tanıtımından)



1 Eylül 2015 Salı

TEMMUZ AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1

 


KİTABIN ADI
Bilinmeyen Bir Tanrıya (To a God Unknown)
KİTABIN YAZARI

John Steinbeck

KİTABIN ÇEVİRMENİ
Ayşe Başçı
KİTABIN YAYINEVİ
Remzi Kitabevi
KİTABIN BASKI YILI
2013
KİTABIN BASKI SAYISI
3. Baskı   (Orijinal 1. Baskı 1933)
KİTABIN SAYFA SAYISI
215 syf
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Steinbeck’in yazarlık yaşamının hemen başlarında kaleme aldığı bu romanında, gelecekte şekillenecek sınıfsal çelişkiler üzerine yazmaları öncesi, insanın ruhsal dünyasına yapılan göndermeler ve inanç üzerine düşünmeye zorluyor bizleri.
Joseph Wayne, çok kardeşli ailesinin yanından babasının izniyle Kaliforniya’da bedava dağıtılan topraklarda bir çiftlik kurmak üzere ayrılır. Yerli işçilerin yardımıyla kurduğu çiftliğinde bulunan dev ve görkemli bir ağaca, sonradan ölümünü öğrendiği babasının ruhunun yerleştiğini kabul ederek özel bir ilgiyle bağlanır. Arazisi içerisinde yerlilerin kutsal kabul ettiği bir mağara da vardır. Babasının ölümünden sonra tüm kardeşleri gelip çiftliğe yerleşir. Evlenir çocuk sahibi olur. En küçük kardeşinin ölümüyle işler ters gitmeye başlar. Eşi bir kaza sonucu ölür. Çevrede büyük bir kuraklık başlar. Diğer kardeşleri ayrılırlar. Kardeş Burton giderken, Joseph’in inançla bağlı olduğu ağacı dinden sapış olarak görüp gizlice keser. Kuruyan ağaç ile birlikte yok edici doğa koşulları tekrar düzelecek midir?
Steinbeck romanında, hemen tüm tek tanrılı dinlerin temelinde yatan bazı pagan inançları sorguluyor. Mistik bazı göndermeler ve anlam yüklemeler kitabı benim açımdan çok ilginç hale getirdi. Aslında bu ilginçlik, bu kitaptan sonra okuduğum başka iki kitaptaki bulduğum benzerlikler ve değişik anlatımlarla çok daha farklı noktalara geldi. Bu kitapları henüz tanıtmadığım için yakaladığım ortak noktaları paylaşabilmek için o tanıtımlarımda tekrar bu kitaba atıf yaparak ilginçliklerin benzeşmesini ortaya koymayı amaçlıyorum.
Hem bir Steinbeck romanı olması ve hem de inançlar yönünde düşünmelere yol açması bu kitabı okumak için yeterli nedenler sanırım.



31 Ağustos 2015 Pazartesi

YENİDEN MERHABA

Uzun bir tatilden sonra yeni bir geri dönüş. Yeni bir yıl, bekleyen sorunlar, çözülmesi gereken problemler, yetişmesi gereken evraklar ile birlikte galiba haftaya oldukça hızlı başlayacağız.
Tatilden yine bir çok anı ve gezi notuyla dönüyorum. Bu haftaki acil çözüm bekleyen iş yükü nedeniyle sanıyorum haftayı birikmiş kitap tanıtımlarıyla geçireceğim. Gezi notlarım büyük olasılıkla gelecek haftaya kalacak. Ülkemiz yangın yeri gibi. Güncel olaylar, siyasi çıkmazlar hem halkımızın hem de ülkemizin enerjisini boşa akıtıyor.
Tatil bitimine yakın aldığımız torun müjdesi yeni heyecanlar getirecek…

Blogları izlemeyi özledim. En kısa zamanda dostların yazılarını okumak istiyorum. Tatil öncesi not bırakan tüm dostlarıma inceliklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Gelecek günlerin hepimize sağlık ve mutluluk getirmesi dileğiyle yeniden merhaba…