13 Mayıs 2010 Perşembe

REFERANDUM HANGİ DERDİMİZİ ÇÖZECEK?

Büyük uğraşlar, geceli gündüzlü çalışmalar sonunda hükümetin anayasa paketi iki maddesi dışında kabul edildi. (Reddedilen iki maddenin de tamamen akp’nin bilgisi ve kontrolünde, ileride kendilerine sıkıntı ve ayakbağı olmaması için paketten çıkarıldığı görüşlerine katılıyorum.)
Beklendiği gibi, kabul edilen metin, Çankaya’daki 11. tarafından yasal incelemesi süresinin dahi sonu beklemeden imzalandı.
Şimdi bizi 2 ya da Sabih Kanadoğlu’nun öngörüsüne göre 3 aylık sürenin sonunda referandum bekliyor.
Yapılacak referandumun tarihinin Temmuz ya da Ağustos olmasının ne gibi etkisi olacak dersiniz? Elbette 2007 genel seçimleri gibi pek çok vatandaş, o tarihlerde yıllık dinlencelerinde olacakları için sandığa itibar etmeyecekler, akp’nin özellikle, tarihi kurgulamasına aldırış etmeden bu siyasete çanak tutarak oylamaya katılmayacaklar…
Bütün bunlar bir yana, referandum oylaması öyle ya da böyle yapıldı ve bitti diyelim. Peki bu anayasa değişiklikleri ile halkın aşağıdaki acil gündem sorunlarından hangisi çözüme kavuşacak?
- %14 civarında olduğu söylenen açık işsiz sayısı hızla azalacak ve işsizlik sorunu çözülecek mi?

- Doğudaki terör son bulacak, hemen her gün verdiğimiz şehitlerimizin hesabı sorulacak mı?
- Yine ,resmi rakamlara göre dahi, %10’u aşan (gerçekte daha fazla) enflasyon azalacak, dar gelirli rahat nefes alacak mı?
- Bundan sonra yolsuzluklar sona erecek, rüşvet, irtikap, adam kayırma devlet kurumlarından tamamen kaldırılacak, her insanımız birey kabul edilip, sorunlarına güleryüzle yaklaşılacak mı?
- İnsanımızın hastane ve tedavi işkenceleri sona erecek, her insanımız genel sağlık sigortası kapsamına alınıp tedavileri devlet tarafından üstlenilecek mi?
- İnsanlarımızın, yurtdışı seyahatlarında, yabancı ülke elçilik kapılarında sürünerek, yalvararak almaya çalıştıkları vize sorunları çözülerek, onurlu bir şekilde seyahat edebilmelerinin önü açılacak mı?
- Eşit işe eşit ücret uygulanarak kadın ve çocuk çalışanın katmerli sömürüsünün önüne geçilebilecek mi?

- Ülkemiz başka ülkelerin boyunduruğundan kurtarılıp, rant uğruna doğamızın tahribine engel olunacak, maden arama uğruna dağlarımızın delik deşik edilmesinin önüne geçilerek, doğa harikası coğrafyalarımızın 50 yıllık ömürlü barajlar uğruna doğal koruma alanlarının tahribatı önlenebilecek mi?
Bunların çözümü olmayacaksa ülke enerjisinin aylarca boşa akıtılmasının anlamı ne?


12 Mayıs 2010 Çarşamba

MAYIS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3


KİTABIN ADI : İlk Müslüman Türkler
KİTABIN YAZARI : Wilhelm Barthold
KİTABIN ÇEVİRMENİ : M.A. Yalman- T.Andaç-N.Uğurlu
KİTABIN YAYINEVİ : Örgün Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI : 2008
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 489 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 9/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10
ÖNERİ : Türklerin tarihi, Avrupa ülkeleri ve Rusya tarafından çok önceden araştırılmaya başlanmıştı. 19. yüzyılın ortalarından itibaren pek çok araştırmacı bu konuda yetkin eserler vermeye başladı.
Rus araştırmacı Wilhelm Barthold’da bu kitabında Türklerin islamiyetle karşılaşmasını, ilk Müslüman Türk devletleri, Samanoğulları, Karahanlılar, Gazneliler vs devletlerin birbirleriyle ve Araplarla çekişme ve mücadelelerinin tarihini vermekte.
İslamiyetin ilk 6 yüzyılının dönemsel tarihçilerinden ve gezginlerinden alıntılarla zenginleştirilen kitabın son 100 sahifesinde de İran’ın doğusu, Maveraünnehir, Afganistan topraklarının o dönem şehir yerleşimlerinin, mesafeler, dağlar ve nehirlerle bezeli coğrafyasının detaylı bir anlatımını yapıyor.
Kitabı Türk tarihine meraklı, tarihi bilgilerden sıkılmayan kitapseverler için önereceğim. Bu konulara meraklı değilseniz, size hitap etmiyor diyebilirim.
Wilhelm Barthold
Wilhelm Barthold veya Vasiliy Vladimiroviç Bartold (Василий Владимирович Бартольд) (Doğumu Sankt Petersburg 15 Kasım 1869 - ölümü 19 Ağustos 1930) bir Rus ve Sovyet doğubilimci ve tarihcidir.
O dönemin en büyük araştırmacısı ve doğubilimcisi sayılır.
Petersburg Üniversitesinde öğretim üyesi ve 1918 yılından 1921 yılına kadar Petersburg Antropoloji ve Etnografya Müzesinde yönetmenlik yapmıştır.
Barthold, batı Orta Asya tarihi, İran, Arap Halifeleri, İslam ve Doğubilim tarihi ile ilgili önemli araştırma ve çalışma yapmıştır.
Eserleri :
-Turkestan Down to the Mongol Invasion (London: Luzac & Co) 1928 (Trans. T. Minorsky & C.E. Bosworth) (İngilizce) (Tanıtım yaptığımız kitabın orijinal baskısı)
-A Short History of Turkestan (1920) in Four Studies on the History of Central Asia (Leiden: E.J. Brill) 1956 (Trans. V. & T.Minorsky) (İngilizce)
-An Historical Geography of Iran (Princeton: Princeton University Press) 1984 (translated by Svat Soucek; edited by C.E. Bosworth) (İngilizce)
-Собрание сочинений (Москва: Издательство Восточной литературы) 1963-77 9 Vols.
-Отчет о поездке в Среднюю Азию с научною целью (С.Пб.: Тип. Имп. Академии Наук) 1897
-История культурной жизни Туркестана (Москва: Изд. Академии наук СССР) 1927
-Работы по исторической географии (Москва: Изд. фирма «Восточная литература» РАН) 2002

11 Mayıs 2010 Salı

GORİ STALİN MÜZESİ - 3

Müze gezimizin son bölümündeyiz. Mask odasından sonra çıkış salonunda, Stalin hakkında yapılmış yayınlardan önemli bir kısmı sergileniyor.
Devam eden bölümde çalışma masası bulunuyor. Oldukça karanlıkta olduğu için net görüntü sağlayamadım. Salonun kalan bölümünde yönetimde olduğu sırada kendisine hediye edilen eşyaların bir bölümünün sergilendiği camekanlar mevcut.
Hediye edilen değişik şilt ve objeler de sergilenmekte.

Kullandığı varsayılan bir kürk de sergileniyor.

Yine koridor boyunva sergilenen pek çok resim yanında, annesiyle birarada gösterilen bir büyük boy yağlıboya tablo var.

Müze binasının önünde, Stalin'in doğdu ev üzeri örtülerek korumaya alınmış. 150 yıllık ev ayakta tutulmuş. Evin aşağıda açık görünen kapısı, Stalin'in ailesinin kullandığı bölmeye açılıyor. En sağda kapalı gözüken kapı ise, rehber Anna'nın anlatımına göre, evin mal sahibinin kullandığı bölüm.

Aşağıdaki resimde evin önündeki sundurmanın ters tarafından alınan görüntü.

Aşağıda görünen, evin girişinin hemen altında evin bodrumuna giren bölme. Rehberin ifadesine göre, Stalin'in babasının ayakkabıcı dükkanı olarak kullandığı bölüm imiş.

Stalin'lerin kaldığı bölmeden iki görüntü. Yaşanılan mekanın tamamı tek oda. Yer oldukça dar olduğu için panoramik görüntü alma imkanı yok. bu nedenle odanın önce sağ tarafı sonra sol tarafını ayrı ayrı görüntüledim.


Müze bahçesi bakımlı bir park haline getirilmiş. Arkanızı eski eve verdiğinizde parkın görünen kısmı.

Evet bir zamanlar Dünya'nın altıda birine hakim olan, emrinde büyük bir parti, büyük bir devlet ve dünya ölçeğinde büyük bir sistem olan Stalin, kendi ülkesinde şimdilik bu küçük mekanda kalmış durumda. Ne yazık ki, büyük ihtimalle bundan sonra, Gürcistan'ın önemli bir turizm
materyali olarak burada yaşamaya mahkum olarak kalacak...









10 Mayıs 2010 Pazartesi

MAYIS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2


KİTABIN ADI : Ressamın El Kitabı
KİTABIN YAZARI : Jose Saramago
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Şemsa Yeğin
KİTABIN YAYINEVİ : Can Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2001
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 275 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10
ÖNERİ : Daha önce bazı kitap tanıtımlarında bahsetmiştim. Saramago, uzun çalışma yaşamından sonra 1976 yılından itibaren tamamen kendisini edebiyata verdi. Bu tarihten sonraki geçimini kitaplarının gelirinden sağlıyor.
“Ressamın El Kitabı” romanı yazarın bu dönemindeki ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Kitap yeteneksiz bir portre ressamının sipariş üzerine başladığı bir portreyi yaparken ikinci bir portreyi gizlice yapmaya ve günlük tutmaya başlamasıyla gelişiyor.
Saramago’nun gelecekteki çok önemli bazı kitaplarının, “Lizbon Kuşatması Tarihi” “Balthazar ile Blimunda”.”İncildeki ikinci İsa”(Bu kitapları ne yazık ki çok önceden okuduğum için tanıtımlarını yapamayacağım) gibi kitaplarındaki ilginç dinsel motiflerin filizlenişin izlerini taşıyor kitap.
Elbette Saramago’nun, insanın iç dünyası, kendini sorgulama ve sınıfsal çelişkilerin sergilenmesi gibi çok önemli satırbaşları, kitabın içinde baş veriyor.
Usta bir edebiyatçının ilk kitabının, onun 30 sene önceki bilgi birikimi ve dünya görüşlerinin sergilendiği bir kitap olması bu kitabın da okunmasını zorunlu kılıyor. Ne dersiniz kitap kurtları?

Kitabın İngilizce ve Portekizce baskıları:





7 Mayıs 2010 Cuma

GORİ STALİN MÜZESİ - 2

Gori Stalin müzesini gezmeye devam ediyoruz.
Artık, Rusya'nın devrim sürecine girdiği yıllar. Yazılar ve broşürler artıyor. Devrim önderleri ortaya çıkıyor.
Bolşevik Partinin kadrosu öne çıkmaya başlıyor. Lenin önderliğinde, Stalin 2. adam olma yolunda.
Gürcü Kartuli alfabesiyle ve Rusça gazete ve broşürler. Solda, sökebildiğim kadarı ile "Proleterya" gazetesi'nin bir nüshası.
Devrim günleri. Devrimciler, meydanlarda kitlelere sesleniyor. Altta yine gazeteler. Soldan üçüncü okuyabildiğim kadarı "İzvestiya" gazetesi, Manşette "Barış planı (yada deklerasyonu). Ortada devrimci önderler. sol başta Stalin.

Gerçekleşen devrim, yığınsal gösterilerle kutlanıyor. Lenin ve Stalin birlikte.
Panolu salonun ortasında camlı bölme içinde bir maket yer alıyor. Devrim öncesi yıllarda, devrimciler ve Stalin'in gazete ve broşür basmak için bir evin bodrumunda oluşturdukları bir gizli matbaanın maketi imiş. Polisin ele geçirmesinden sonra imha edilmiş.
Stalin'in iktidar yılları. Halkın arasında. Sol üst başta ünlü yazar Maksim Gorki ile birlikte.
2. dünya savaşı yıllarında Stalin portresi.
Ayrı bir bölme içerisinde, Stalin'in ölümünü simgeleyen bir yağlıboya tablo.
AynI salonda, ölümünün hemen sonrasında alınan alçı modelle oluşturulan yüz maskı. Ölüm anındaki yüz hatlarını gösteriyor.
(GEZMEYE DEVAM EDECEĞİZ)











6 Mayıs 2010 Perşembe

GORİ STALİN MÜZESİ - 1

Gori şehri (bizim ölçülerimizde kasaba düzeyinde) Josef Stalin'in doğum yeri.
Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e yaklaşık 1 saat mesafedeki şehrin bu müze dışında başkaca hiçbir özelliği yok.
Stalin'in vaktiyle yaşamış olduğu küçük kulübe - ileriki bölümlerde göreceğiz- ilk bulunduğu yerde muhafaza edilmiş durumda. Üzeri kapatılarak korumaya alınmış. Bu evin arkasına düşen kısımda, görülen iki katlı müze binası bulunuyor.

Binanın giriş katında idari kısımlar bulunuyor. Üst kata, ortadan bir merdivenden çıkılıyor. Merdiven sağa ve sola dönerek iki taraftan üst kata ulaşıyor.
Merdivenlerde büyük boy tablolar bulunmakta. Merdivenin ortasında ayrılma sahanlığında yaklaşık 3 metre civarında büyük boy bir heykeli bulunmakta.
Üst kat merdiven başında bulunan bir büstü.
Üst katta yine çok büyük boyutlardaki tablolardan birisi.
Üst katta bulunan birbirine bağlantılı salonlarda, Josef Stalin'in yaşamı fotoğraflar ve zamanın gazete kupürü, bildiri afiş veya diğer görsel belgelerle yapılmış sunumları var. Her panoda belli bir zaman dilimi anlatılıyor. Bu resimde görünen en büyük resim, Stalin'in bilinen en genç resmi. Solunda annesi, sağında babasının resimleri yer alıyor.
Genç yaşta atıldığı siyasi mücadelesinde, zamanın siyasi önderlerinin ve dava arkadaşlarının resimleri yer alıyor.
Stalin ve arkadaşlarının siyasi gazete hazırlıklarının safhası. (Pano'da Rusça başlığını okuyabildiğim kadarı ile İskra (Kıvılcım) gazetesinin nüshaları görünüyor.)
Bu panoda, Stalin'in siyasi çalışmaları sonucu defalarca aldığı cezalarını çektiği hapishanelerin ve gittiği yolculukların haritası var.
Lenin'le tanışması, birlikte çalışmaları ve diğer devrimcilerin resimleri.
(GEZİMİZE DEVAM EDECEĞİZ)









5 Mayıs 2010 Çarşamba

MAYIS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1


KİTABIN ADI : Fikrimizin Rehberi Gazi M. Kemal
KİTABIN YAZARI : Erol Mütercimler
KİTABIN ÇEVİRMENİ : -
KİTABIN YAYINEVİ : Alfa Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2008
KİTABIN BASKI SAYISI : 6. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 1.165 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10
ÖNERİ : Son yıllarda Mustafa Kemal üzerine kapsamlı yayınların çoğalması çok sevindirici. Pek çok aydın araştırmacının detaylı, tamamen belgeye dayalı yayınları birçok dedikodu kaynağını çökertmeye devam ediyor.
Sinan Meydan’ın “Atatürk ile Allah arasında” yayınından sonra Erol hocanın bu yayını da Mustafa Kemal adına yapılmış önemli bir araştırma. Zaten, eserin kaynakçasına bakmanız dahi emeğin değerini ortaya koyuyor.
Kitap, özellikle Mustafa Kemal’in ilk çocukluk, okul ve askerlik yıllarına ilişkin pek az bilinen detayları veriyor. Kolay okunur, resimli olan kitap, hacim olarak sizi ürkütmesin.
Kitabın özet geçtiği konular ve bölümlerde var. Ama her konunun aynı detayda yazılması halinde 1.165 sayfanın en az 10 katı bir hacim yaratacağı muhakkaktı.
Bildiğiniz gibi kitabın tamamlanması sırasında Erol hocanın “Ergenekon” karalaması ile gözaltına alınması, eserin özellikle son kısımlarının tamamlanmasında hocanın zorluk yaşamasına sebep olmuş.
Kitabı okuyun demiyorum, HEMEN ALIN VE MUTLAKA OKUYUN. Zira büyük önderimizin hayatı, devrimleri, aşkları ve ölümü ile ilgili çok detaylı bilgilere sahip bu kitabın her Atatürkçünün, her Türk’ün evinde bulunması gerekir. Çocuklarımıza bırakabileceğiniz önemli bir miras olma özelliği de taşıyor.
Son bir not: Kitabın son 10-15 sayfasını ağlamadan okuyabileceğinizi sanmıyorum.

1954 yılında Kars’ta doğdu, tüm öğrenim yaşamı İstanbul’da geçti. İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Deniz Kuvvetleri’nde bir süre Fizik öğretim üyeliği, Beşiktaş Deniz Müzesi Müdürlüğü yaptı ve bunun ardından Avustralya’ya gitti. SBS devlet radyosunda programcılık yaptı, “Çok kültürlülük” konusundaki doktora alan çalışmasını İ. Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Deniz tarihi çalışmalarıyla tanınan Mütercimler, Türkiye’ye dönüşünde çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. TRT Radyosu ve çeşitli TV kanallarında programcı ve yönetici olarak çalıştı. Belgeseller hazırladı. Halen üç ayrı üniversitede Yeditepe Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi Strateji ve Devrim Tarihi dersleri vermektedir. Bugüne kadar kısa radyo oyunları, çeşitli dergilerde yazıları ve belgesel senaryoları yanı sıra on dört kitaba imza atmıştır.

4 Mayıs 2010 Salı

SORGUN GÖLETİ VE YAYLALARI DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

Geçen iki hafta sonu, her ikimizin değişik engelleri sebebiyle ara verdiğimiz yürüyüşümüze, Fuat hocanın da hazır olması sebebiyle geçtiğimiz hafta sonu yeniden katılmaya karar verdik. Hafta içi, bu hafta sonu katılımın çok olmayabileceği ve 20 kişi civarında yürüyebileceğimiz yolundaki tahminler, Pazar sabahı saat 08.00’de kalkış noktamıza geldiğimizde yine yanılmıştı. Koca bir otobüs ve 38 katılımcı sayısı tüm beklentilerin üzerindeydi.
Tüm Türkiye’de olduğu gibi Ankara’da da yağmurların oldukça uzun sürmesi ve kuru, güneşli günlerin ancak ortaya çıkması, yürüyüş heyecanını artırdı sanırım. Havanın açık, güneşli ve 20 C’nin üzerinde beklenmesi güzel bir yürüyüş olacağının habercisiydi.Değişik noktalardaki katılımcıları aldıktan sonra, İstanbul otoyolundaki ilk dinlenme tesisinde çay, çorba molası verdiğimizde 09.15’di. Yarım saati aşan moladan sonra hareket ederek, Kızılcahamam otoyol çıkışında Sorgun’a giden yola saparak yaklaşık 11.00’de Sorgun gölet orman içi dinlenme parkı kapısında araçtan indik.

Yürüyüş, zor rota 1. grup ve daha kısa 2. rota olarak iki aşamalı düşünülmüştü. İlk kez yürüyüşe gelen ya da zor rotayı tercih etmeyen 9 katılımcının ayrılmasıyla kalan 29 katılımcı ve rehberimizle birlikte sıkı bir beklentisi ve heyecanıyla yürüyüşümüze başladık.
Hemen orman içine girerek başladığımız yürüyüşün ilk dakikaları ve metrelerinde hafif yükselen bir yolda başlayan çıkışımız giderek dağın zirvesine doğru sert bir çıkışa yerini bıraktı. Ancak bugüne kadar gördüğümüz en iyi yürüyüş ekibinde olduğumuz kısa zamanda kendini gösterdi. Tüm arkadaşlarımızın büyük bir zevk ve keyifle yaptıkları tırmanma ile orman içi yolları birkaç kez yukarıya keserek güzel bir çıkış yaptık.
Giderek büyük bir arkadaşlık ve dostluk içine girdiğimiz, eski arkadaşlarımızdan Kemal, artçı rehber olarak grubu arkadan toplayarak geliyordu. Barış’la ben fotoğraf çekmek için yarışırken, zamanın ve yükselişin fazla farkına varamıyorduk

. Bir mola sonrası Jale’nin batonları geride kalmasın diye alıp yürüyen Mehdi, uzun süre batonlarını arayan Jale’nin gün bitene kadar dilinden düşmedi (!).



Bu arada Jale’den sigarayı bırakma konusunda yeniden söz aldım. Bizim katılmadığımız bir gezide benzer bir söz verdiğini duydum ama nedense tutmamış (!) Bakalım bu sefer kararlı mı? Bekleyip göreceğiz.

Saat 13’ü biraz geçe tepede geniş bir düzlüğü, öğle yemeği için gözümüze kestirdik. Elbette geçen gezilerde olduğu gibi hemen açık büfemiz hizmete girdi. Bir saate yaklaşan molamızda sohbetin keyfi, acı bir kahvenin bıraktığı telve derecesinde keyifliydi. Yazımı okuduğu takdirde neler kaçırdığı konusunda sevgili Serap Köksal’a biraz ipucu vermiş olayım.
Sevgili Gökhan’ın getirdiği “dart” grup içinde iyi bir eğlence noktası oluşturdu. Ancak her şeyden önemlisi özenle pişirdiği hellimlerdi. Eline sağlık.

Elbette bu kadar ağır ve keyifli yemekten sonra yürüyüşe tekrar başlamak biraz zor oluyor. İlk metreler biraz zorlandıysakta, artık yolumuzun önemli bir bölümü sert iniş olduğundan grup hızlandı.
Benim en büyük sıkıntım olan dik ve sert inişler olduğundan itiraf etmeliyim ki en ter döktüğüm noktalar buradaydı. Sol dizimdeki var olan sıkıntı, yine esnemeye bağlı olarak uyandı. Ancak önceki yürüyüşlere nazaran daha tecrübeli olmam ve vücudun sağladığı alışkanlık sebebiyle oldukça rahat olarak sıkıntıyı fazla büyümeden atlattım.

Göletin tam ters tarafından tekrar sahile indiğimizde, çizdiğimiz büyük çemberi, sahilde yürüyerek başlangıç noktamızda tamamladığımızda saat 16.00 civarındaydı.
Sahilde dinlenerek geçirdiğimiz yarım saatin sonunda başladığımız yerde bizi bekleyen otobüsümüze binerek dönüş öncesi bir çay içmek için Güdül ilçe merkezine hareket ettik.
17.30-18.00 arasındaki bu son molamızdan sonra, katılımcıları, bindikleri noktalarda tek tek uğurlayarak 20.30 civarında yaklaşık 12,5 kilometre süren ancak gerçekten güzel ve zorlu bir rotaya sahip yürüyüşümüzü yine neşe içinde noktaladık.
Şimdi, söz aldığımız gibi rehberimiz Gökhan’dan, hiçbir belli rotaya sahip olmayan, özgürce dolaşacağımız bir Bolu orman yürüyüşü bekliyoruz.