8 Kasım 2013 Cuma

ELHAMRA NASRİD SARAYI - 1

Geldik saraydaki gezimizin en önemli noktasına. Endülüs Emevileri’nden kalan saray kısmının girişi 5. Carlos Sarayı ile Alcazaba arasında. Resimlerin çokluğu ve sarayı tüm görkemiyle gösterebilmek için sarayı iki bölüm halinde anlatacağım.
Daha önceki bir çok gezginin betimlediği gibi “1001 gece masallarındaki rüya sarayların gerçek alemdeki izdüşümü sayılabilecek olan Elhamra'nın doğal çevreye uyumu, girift yapısı, farklı süslemeleri ve yaşanan mekân ile su ve yeşili belli bir ahenk içinde buluşturabilmesi, kazandığı şöhretin hiç de haksız olmadığını gösterir.”
Paris'teki Institut du monde arabe (Arap Dünyası Enstitüsü) eski Başkanı Edgar Pisani sarayın, İslam medeniyetinin insanlığı ulaştırabileceği en yüksek noktalardan biri olduğunu söyledikten sonra Elhamra'yı şöyle anlatıyor: 

“Endülüs İslam sanatını, Müslüman İspanya tarihinden ayrı düşünmek imkânsızdır... Elhamra inşa edilirken hiçbir şey tesadüfe bırakılmamış, her detay itina ile hesaplanmıştır. Kavislerin bölünüşünde, tek ve çift sütunların hoşa geden bir tarzda yerleştirilmelerinde, kapı ve pencere yerlerinin tespitinde bunu anlamak mümkündür. İşte bu sayede harikulâde perspektifler ortaya çıkmış, avlular ile açık salonlar arasında güneş ışığı, suların akışı ve gölgelerin oyunu buluşturularak, dış alemle inanılmaz bir uyum ve zarafet sağlanmıştır. Bu, sanki el değince kırılıp dökülecek hissi veren yüksek bir zarafettir. Elhamra'yı gerçekten anlamak için, sarayın içindeki pek çok kitabeyi anlayarak okumak gerekir. Kur'an'dan alınan ayetlerin ve İbn-i Zamrak'la diğer Müslüman şairlerin mısralarının kazınmış olduğu bu kitabeler bazı duvarları tamamen kaplamakta, kemerler, kapı çerçeveleri ve sütun tekneleri boyunca uzayıp gitmektedir. Öyle ki, bu yazıları süsleme motiflerinden ayırmak neredeyse imkânsız haldedir.”
Elhamra Sarayı aynı zamanda Nasrid Sarayı anlamına geldiğinden bundan sonraki anlatımlarımda kullanacağım “Elhamra Sarayı” ifadesini bu anlamda kullandığımı belirteyim.
Yahya Kemal Beyatlı 1929’da İspanya’daki elçilik görevi sırasında ziyaret ettiği mekanı aşağıdaki gibi anlatmış; 

... Elhamra'ya basit bir dış kapıdan giriliyor. Girerken hârikulâde bir mekân içine girileceğinin farkına bile varılmıyor. Girdikten sonra bir alemden başka bir aleme geçmiş, sanki bir rüyanın ortasına düşmüş gibi gözlerimi kapadım ve açtım, öylesine bir hayret içindeydim. Bu şaşkınlık daireden daireye geçtikçe arttı. Nazar değmemiş bir beyazlık içinde, sülüs bir yazı sarmaşığı gülümseyen bir güzellikle bütün duvarları sarmış; nakışın ve oymanın hudutsuz oyunları, tavanların derinliklerine kadar her tarafı örtmüş, ama her taraf yine de bembeyaz görünüyor.(Vikipedi)





Elhamra Sarayı’nın neredeyse tüm oda ve salonlarında duvarlara nakşedilmiş bir yazı var. Anlatımlara göre bu ifade Endülüs’ün İber yarımadasındaki 780 yıllık egemenliğinin sırrını özetleyen bir cümle. Tüm Elhamra’ ya damgasını vuran bu tılsımlı sözcük, " Allah'tan başka galip yoktur" anlamını taşıyor. Bu bakımdan Elhamra, Allah'ın tek galip olduğunu tüm dünyaya haykıran bir saray ve dünyanın hiçbir yerinde Allah adını bu kadar çok zikreden sütun, kemer, kubbe, tavan, kapı ve duvara sahip başka bir saray yok.
İspanyolların fethinden sonra saray uzun süre terk edilmiş ve evsizlerin barınağı haline gelmiş. Bu dönemde bakımsızlıktan dolayı bazı yerlerde duvar kabartma süsleri dökülmüş, hor kullanmadan dolayı kapı ve pencereler tahrip olmuş. İlgisizlikten çevreye birçok kaçak gecekondu tipi evler yapılmış. (Bu size çok tanıdık gelmiyor mu?) Hatta sarayın “Mexuar” olarak adlandırılan idari bölümü uzun süre koyunlar için ağıl olarak kullanılmış. Carlos Sarayı için yıkılan bölümlerin nereleri olduğu ise belki de hiçbir zaman bilinemeyecek 


19. Yüzyıl sonunda var olan değerin önemi anlaşılınca büyük bir restorasyon ve koruma çalışması başlatılmış ve saray nispeten eski havasını hatırlatacak bir ihtişama kavuşturulmuş. Elbette bu arada yapılan restorasyonun olabildiğince aslına sadık kalması hususunda gayret sarfedilmiş. (Turizm Bakanlığı’nın kulakları çınlasın) 

Sarayın kısa tarihçesine gelince; oldukça kısa olarak özetleyeyim: “Elhamra sarayının temelleri 1232 yılında, Endülüs Emevilerinin devamı olan Güney İspanya’da, Beni Ahmer Sultanlığı devletini kuran Nasri hanedanı I. Muhammed bin Yusuf zamanında atılmıştır. Sabika tepesinden Granada şehrine hükmeden Elhamra Sarayı, Darro ve Ganil ırmaklarına bakan sarp bir tepenin üzerindeki bir düzlükte kurulmuştur. Saray, aynı sülaleden gelen çeşitli hükümdarlar’ın III. Ebu Abdullah Muhammed, I. Ebul Haccac Yusuf, V. Muhammed dönemlerinde yapılan ilavelerle genişletilerek 142.000 m² alanı kaplamıştır. Bu tepeye Kal’âtül Al-Hamra (el-Hamra) ismini ilk olarak Sevvar b.Hamdun el Kaysi adındaki bir Arap komutan tarafından (888–912) yıllarında yazdığı biyografide kullanmıştır. Bu tepeyi Kala’ât al-Hamrâ’ üzerinde bulunduğu ve kendisiyle inşa edildiği toprağın rengini taşıması itibariyle “Kızıl Kuleler” olarak nitelendirmiştir

(2. bölümde devam edeceğim)











7 Kasım 2013 Perşembe

ELHAMRA CARLOS V SARAYI

Generalife gezisinden sonra köprüyü geçerek, Nasrid Sarayı’na doğru ilerlendiğinde 5. Carlos Sarayı’na (Palacio De Carlos Quinto) ulaşılıyor.

Tahminen Endülüs Sarayı’nın kısmının bu saray için yıkıldığı düşünülüyor. Yapımına 1526 yılında başlanmış. Yüksek tavanlı iki kattan ve ortasında 31 metre çapında dairesel boşluktan oluşuyor. Mimarı, Michelangelo’nun yanında Roma’da eğitim gören Pedro Machuca. Bu sebeple mimarinin İtalyan tarzında olduğu söyleniyor. Saray hacim itibariyle İspanyol Rönesans döneminin en büyük eseri sayılıyor. 

Kastilya Kralı 2. Ferdinand’dan sonra tahta geçen Güzel Filip’in oğlu olan 5. Carlos (1519-1556) kral olduktan sonra Granada’yı ziyarete geldiğinde Elhamra Sarayı’nın Lindaraja Bahçesindeki odalarda ağırlanır. Ancak buradaki saray düzenine ayak uyduramayınca burada kendi adına bir saray yaptırmaya karar verip hakimiyeti altındaki Müslümanlardan “özel vergi” olarak toplattığı 80.000 Düka altınıyla inşaatı başlatır.

Mimar Machuca, Endülüs Sarayı’ndan daha görkemli ve daha geniş bir saray yapmaya yeltenir, Ancak ortaya çıkan eser hantal, detay ve işçilikten yoksun olur. 1556’da Carlos’un yerine kral olan 2. Filip belki bu sebepten (ya da sebebi anlaşılmaz şekilde) yapımı durdurup El Escorial kasabasında bir manastır yapımına girişir.




5. Carlos Sarayı'nın zemin katı, günümüzde Elhamra Müzesi (Museo de la Alhambra) olarak hizmet veriyor. 1870 yılında kurulan bu müzeye sarayın güney ucundaki kapıdan giriliyor. Endülüs medeniyeti döneminden kalma taş ve tahta işleme, mozaik, kakmacılık, çinicilik gibi pek çok sanat dalından örnekler bu müzede sergilenmekte. Binanın üst katı ise Güzel Sanatlar Müzesi (Museo de Bellas Artes) olarak kullanılmaktadır. Burada da 15. yy ile 20. yy arasında yaşamış çeşitli İspanyol ressamların tabloları, heykeller ve bazı el işleme örnekleri var.





6 Kasım 2013 Çarşamba

AĞUSTOS AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 6

 

KİTABIN ADI
Ecinniler (Бесы)
KİTABIN YAZARI
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
KİTABIN ÇEVİRMENİ
Mazlum Beyhan
KİTABIN YAYINEVİ
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2012
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
897 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 


Rusya’nın küçük bir kasabasında zengin Varvara Petrovna’nın himayesinden yaşayan Verhovensky’inin tanıtımıyla başlayan roman bir süre sonra Verhovensky’in oğlu Pyotr Stepanoviç ve Varvara Petrovna’nın oğlu Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin’in kasabaya gelmesiyle olaylar hızlanır. 

Devrimci küçük bir şebeke görüntüsünde, kasabanın önemli isimlerinin içine karıştığı ve birbirinden grift olayların yaşandığı romanda baş kahraman Stavrogin çerçevesinde tüm roman kahramanlarının ilişkileri ele alınıyor.

Bu dev romanın sonunda bir sürpriz var. Zamanında roman yazıldıkça günlük gazetede tefrika edilen romanın bir bölümü, gazete tarafından yayınlanmak istemez. Dostoyevski çaresiz razı olur ve roman bu bölüm atlanarak çıkar. Romanın sonunda yer alan bu bölümü okuduğunuzda aslında Stavrogin’in gerçek kişiliği ortaya çıkıyor.

Rus edebiyatının gerçek başyapıtlarından bu eser, ilk devrimci fikirlerin (çok kaba ve anlamı dışında da olsa) romanlara girmeye başlaması açısından çok önemli. Edebiyat severler için mükemmel bir deneyim.


“Siyasi bir roman olan Ecinniler 19. yüzyılın ikinci yarısında ateizm, nihilizm ve sosyalizm gibi ideolojilerle birlikte Batı düşüncesinin Rusya ve Rus insanı üzerindeki etkilerini ele alır ve de eleştirir.

Dostoyevski kitabı 1870 ile 1872 yılları arasında Sibirya sürgününden döndükten sonraki dönemde yazmıştır. Bu nedenle Dostoyeski'nin son yıllarındaki muhafazakârgörüşleri kitapta fazlasıyla hissedilir. Kitapta sosyalizm ve nihilizm gibi aşırılıkçı ideolojilerin toplumsal yapı üzerindeki tahribatlarını ortaya koymaya çalışır.

Dostoyevski Büyük Bir Günahkarın Hayatı adlı yapıtı ile uğraşırken, yazarı çok etkileyen bir olay gelişir. Rusya'daki nihilist gruplarından birinin başında bulunan Sergey Neçayev, kendi grubundan biri tarafından hiçbir yerden emir almaksızın ekibini kendi düşüncelerine göre yönettiği konusunda bir iddia ile itham edilir. Bunun karşısında Neçayev bu suçlamanın sahibini öldürterek bir havuza attırır. Ülke çapında farklı görüşlerden birçok kişinin tepkisini toplayan olay, Dostoyevski'yi de uğraştığı yapıtına Neçayev'i temsil edecek bir karakter ekleyerek protesto etmeye iter. Böylece eklenen Pyotr Stepanoviç karakteri ile birlikle yapıt Ecinniler başlığı ile yayınlanır.”
(Vikipedi)

5 Kasım 2013 Salı

ELHAMRA SARAYI – GENARALİFE (CENNETÜ’L- ARİF)

Elhamra Sarayı’nın muhteşem bahçesi “Genaralife” adıyla anılıyor. Gittiğinizde kesinlikle zaman ayırmanız gereken bir kısım. Hepsi birbirinden farklı dekore edilmiş onlarca bahçe biribirine bağlı vaziyette. 

Elhamra Sarayı esasında, geniş bahçeler ve parklar içinde bir köşk, saray ve külliye olarak tasarlanmış. Kale duvarları arasında kalan saha, çeşitli süs bitkileri, hayvanlar ve fıskiyeler , birbiriyle kenetlenmiş sanat âbideleriyle dolu imiş. Gezimizin daha sonraki kısmında tanıtacağım ve İspanyollar zamanında V. Carlos’un yaptırdığı binâlar hâriç diğerleri, Mersinli Avlusu ile Aslanlı Avlu’nun çevresinde toplanmış vaziyette. Aslanlı Avlusunda bulunan Sultan Mezarları kısmı, İspanyollar tarafından tamamen tahrip edilmiş. Mersinli Avlusu etrafında; Mahkeme Divanhanesi, İki Kız Kardeşler Salonu, Beni Sirac Salonu, Elçiler Salonu, Cami ve Hamamlar mevcut imiş.

II.Muhammed döneminde (1273-1302) Alcazaba (El-Kasaba)’nın ve Şarap Kapısı “Puerta del Vino” boyunca inşa edilen mahallenin tamamlanıp Ravza denilen emirler kabristanının ve Beni Serrac Divanhanesi’nin “Sala da los Abencerrajes” eklenmesiyle Elhamra’nın büyük çapta bir saltanat şehri görünümüne kavuştuğu söylenmekte. Elhamra’nın yukarısında bir yazlık saray olan ve şu anda resimlerle beraber gezmekte olduğumuz, Cennetü’l-Arif de (Generalife) bu emirin döneminde yapılmış. Saray mescidi’nin karşısındaki hamamı da aynı emir döneminde yaptırılmış.























4 Kasım 2013 Pazartesi

ÇUBUK KARAGÖL YÜRÜYÜŞÜ

Bir süredir, yürüyüş gruplarının standart rotalarından ve yürüyüş tempolarından sıkılan arkadaşlarımızın başlattığı bir yürüyüş grubu oluşumu hayata geçirilmekte. “Bağımsız Yürüyüş Grubu” adı altında herhangi bir ticari kaygı gütmeden ve genellikle dar arkadaş grubu içerisinde, masrafların ortaklaşa paylaşılarak yapıldığı, belli yörede bir süre yürüme ve daha sonra uzunca bir yemek ya da mangal partisiyle sonuçlanan grup düzenlemeleri yapılmakta.

Neredeyse tamamı yıllardır birlikte yürüyen arkadaşlarımızın oluşturduğu grup bu hafta sonu Çubuk Karagöl’e giderek bir çevre yürüyüşü ve daha sonra göl kenarında piknik kararı alınca davet üzerine katıldım.

Ancak grubun tanınırlığı o denli artmış ki sabah araç geldiğinde grubun 27 kişi olması oldukça şaşırtıcı idi. Dahası pek çok talebi, geri çevirmek zorunda kalmışlar.

Kalabalık grupla uzun ve sert yürüyüş yapmak çok olanaklı değil. Kaldı ki ilk kez bir doğa yürüyüşüne katılan ve piknik çerçevesinde gelenler de olunca, yürüyüşümüz daha çok çevre gezisi biçiminde oldu. Saat 11.00’e doğru başlayan yürüyüşümüzü, havanın erken kararacak olması ve piknik hazırlıkları sebebiyle saat 14’de önce sonlandırıp göl kenarında yaptığımız mangal partisi ve kısa bir göl turu ile günü tamamlayarak saat 16.00’da turşu vs alışverişi için Çubuk’a inerek geçirdiğimiz bir saatin ardından 18.300 dolaylarında Ankara’ya döndük. Güzel bir havada doğada dolaşmanın rotasız yürüyüş keşifleriyle neşeli bir hafta sonu daha geride kaldı.

1 Kasım 2013 Cuma

ELHAMRA SARAYI (Arapça: القلعة الحمراء‎, al-Qal‘a al-Hamrā ya da Arapça: القصر الحمراء‎, al-Qasr al-Hamrā, İspanyolca:Alhambra,)

Gezimizin en önemli ziyaret noktalarından birisi Elhamra Sarayı idi. Gezi öncesi araştırmalarımızda yoğun ziyaretçi akını sebebiyle günlük girişlerin sabah ve öğleden sonra 14.00 olmak üzere iki kez yapılabildiği, biletin daha önce internetten alınmaması halinde yoğunluk sebebiyle girememe olasılığımız bulunduğunu öğrendik. Bunun üzerine proğramımızı riske atmamak için biletimizi gitmeyi kararlaştırdığımız güne yani gezimizin 2. Gününe aldık. Sabah, Malaga’dan hareket edeceğimizi dikkate alarak sabah saatini zorlamayarak öğleden sonraki giriş için biletimizi aldık. Bu arada gitmeyi düşünenler için bir noktayı da hatırlatayım. Saraya ziyaret sınırlı olduğu gibi sarayın asıl özelliği olan kısmı ve “Nasri Saray” olarak adlandırılan bölümü girişi ise daha sınırlı. Her bilet düzenlenirken bu saraya giriş saati ayrıca gösteriliyor. Eğer o saat dışında girmek isterseniz iki seçeneğiniz var. Ya kuyruğa girip, görevlinin her 15 dakikada bir aldığı kişilere göre beklemek ya da güzergah üzerinde iki noktada bulunan bürolara uğrayarak biletin barkodunu gireceğiniz saate ayarlayıp görevliye vermek. Görevli bürodan telsizle onay alıp sizi sıra beklemeden içeri alıyor. (Biz, bahçede çok zaman geçirdiğimizden barkod saatini değiştirerek girdik) 

Saray birkaç gün sürecek anlatımlarla vermek durumundayım. Zira yetkilileri tarafından da ayrıntılı hesaplandığı gibi tüm sarayı vereceğiniz kısa molalar ya da bir yemek molası ile birlikte asgari yaklaşık 4 saatte gezebiliyorsunuz. Bu arada yürümeye ve inip çıkmaya ne denli dayanıklı olduğunuzu ölçmeniz mümkün olacak.
Anlatımlarında kısmen tarihi geçmişine ilişkin bilgiler vereceğim. Ama fazla detay ile canınızı sıkmak ya da okumak zorunda bırakmak istemiyorum. Değişik internet sitelerinde çok ayrıntılı bilgilere ulaşma şansınız var. 

Malaga yönünden geldiğinizde Elhamra sarayı, şehre girmeden ok ve tabelalar ile sağa, dağa doğru ayrılıyor. Saptıktan yaklaşık 5-6 dakika sonra otoparka ulaşıyorsunuz. Bu arada daha önce verdiğim genel bilgilerde İspanya otoparklarının bir özelliğinden sanırım bahsetmedim. Girişler Türkiye’den de bildiğiniz gibi giriş düğmesine basarak aldığınız bilet ile mümkün. Fakat tüm çıkışlar için bileti ödeyeceğiniz bir görevli yok. Her otoparkın belli noktalarında para ödeme makinaları var. Biletinizi okutarak içeride kalma süresine göre bedelini hesaplatıp madeni ya da kağıt parayı makinaya atarak çıkış kartını alıyor ve en geç 10 dakika içinde otoparkı terk ediyorsunuz. Süreyi geçirirseniz biletinizi çıkış makinası okumuyor. Bir başka özellikte giriş butonu, otopark çok kalabalıksa örneğin sadece birkaç boş yer kaldı ise basmanıza rağmen giriş bileti vermiyor. Bu sebeple şehir içinde bazen otoparka girebilmek için10-15 dakika beklemek durumunda kalabiliyorsunuz.

Elhamra Sarayı girişinde büyükçe bir hediyelik eşya satış mağazası ve bilet gişeleri var. Ayrıca girişin hemen üst yolunda çok sayıda restoran, kafe ve otel mevcut. Girişte alacağınız saray harita ve broşürleri ücretsiz. Eğer detaylı bilgi almak için çok dilli rehber kulaklıklar var. Dilerseniz anlatıcı rehberde de alabilirsiniz. 

Saray kabaca 4 bölümden oluşuyor.”Nasri Sarayı” “Alcazaba (surlar)” “Kral Carlos’un Sarayı” ve “Bahçe (Genaralife)”

Kendi gezmemize göre sırasıyla, bahçe, Carlos’un Sarayı, Nasrid saray ve Alcazaba’yı birlikte gezeceğiz.