8 Şubat 2013 Cuma

KASIM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1


KİTABIN ADI
Ana Ben Ölmedim – 1. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri
KİTABIN YAZARI
Cemalettin Taşkıran
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
T. İş Bankası Kültür Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2011
KİTABIN BASKI SAYISI
4. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
388 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 

Savaş acılar, yıkımlar ve ölümler yanında esirlik olgusunu da gündeme getirir. Osmanlı’nın son dönemlerini yaşatan ve ölüm fermanı olan 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusu birçok cephede savaşa girdi. Çanakkale’den başlayıp Halep önlerinde sonlanan savaş sonrası yenik ilan edilen ordunun önemli bir bölümü de cephelerde esir düştü.
Dönemin yetersiz kayıtları, ordumuzun esirleri hakkında sağlıklı bilgiler vermiyor. Değişik kayıtlardan yapılan karşılaştırmalı çalışmalar sonucunda, savaş sonu esirlerimizin sayısının 202.000’in üzerinde olduğunu gösteriyor. Bu kitapla önemli bir derleme yapılarak, İngiliz, Fransız, Romen, İtalyan ve Rus kayıtlarında bulunabilen tüm arşivler derlenmiş. Esirlerimizin çok önemli bir bölümü İngiliz’lerin elindedir. Uzakdoğuda ve Mısır’daki kamplarda esirlerimizin koşulları, yaşantıları ve belirlenebilen kimlikleri ve diğer ulusların esir kampı belgeleri bir araya getirilmiş. 1922’den itibaren yurda dönebilen esirlerimizin sayısı 140.000 civarında. 60-65.000 Esir evladımız kamplarda, kötü koşullarda, yara, hastalık ve kaza gibi sebeplerle hayatını kaybetmiş. Ancak akibeti bilinemeyen çok sayıda askerimiz var. Kitapta, esir kampları sebebiyle saptanabilen şehitlerimizin mezarlarının sayısı 26 civarında.
“Tarihini bilmeyen geleceğini kuramaz” düsturuyla geçmişimizi, şehitlerimizi unutmamak, yaşadıkları koşulları bilmek ve anılarını yaşatmak için biz torunlarının vefa borcumuzu ödeyebilmemiz gerekiyor. Yurduna dönebilen ve yaban ellerde kalan binlerin aziz anısına…
(Bunca yetişmiş deneyimli askerimizin yokluğunda verilen ulusal kurtuluş savaşının değerini daha iyi anlayabilmek için…)
PROF. DR. CEMALETTİN TAŞKIRAN
          Prof. Dr. Cemalettin TAŞKIRAN  1954  yılında Karaman’da doğdu.  İlk ve orta
öğrenimini Karaman’da tamamlayan TAŞKIRAN, Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari
Bilimler Fakültesinden 1976 yılında mezun oldu  ve TCDD Genel Müdürlüğü ile TRT
Genel Müdürlüğü’nde görev yaptı.  1979 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerine girdi ve 
öğretmen teğmen olarak Bursa Işıklar Askeri Lisesi’ne atandı.  1982 yılında Kara Harp
Okulu Öğretim Üyeliğine getirildi. Bu arada Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve
İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans  programını tamamladı. 1984 yılında ihtisas
için Fransa’ya gönderildi ve Franche-Compte Üniversitesi’nde bir yıl ihtisas eğitimi gördü.
Hacettepe Üniversitesi Atatürk  İlke ve  İnkılapları Enstitüsü’nde doktora  öğrenimine
başladı ve 1994 yılında doktorasını tamamladı. Birçok yerli ve yabancı dergilerde makaleleri
ve kitapları yayınlanan TAŞKIRAN, yurt dışında çok sayıda resmi ve bilimsel toplantılara
katıldı ve bildiri sundu.  1996  yılında Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalında
doçent oldu.
          Uzun süre Genelkurmay  Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nda  şube
müdürü olarak görev yaptı. 2001 yılında Silahlı Kuvvetlerden kendi isteği ile emekli oldu
ve aynı  yıl Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslar arası İlişkiler Bölüm
Başkanlığı görevine başladı ve Profesör kadrosuna atandı. 
           2004 Yılı Mart ayında Çankaya Üniversitesinden ayrılarak Kırıkkale Üniversitesi
İktisadi ve  İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde  göreve başladı.
Halen İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığı   görevini sürdürmektedir.
              
           Evli ve 3 kızı olan TAŞKIRAN, Fransızca ve İngilizce bilmekte olup; makalelerinden
başka ,
-Dünden Bugüne Karabağ Meselesi,
-Oniki Adanın Dünü ve Bugünü, 
-Kazım Karabekir Paşa-Askeri Hayatı ve Komutanlığı-
 -Isporat Adaları Tarihçesi,
 -Batı Trakya Türkleri,
 -Milli Mücadelede Kazım Karabekir Paşa
 -Çanakkale, Churchill ve Anzaklar , 
 -Ana Ben Ölmedim - I. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri, 
 -Bir Elimde Silah Bir Elimde Kalem – Derviş Fahri Bey’in Anıları – 
 -Kanlı Mürekkeple Yazın Çektiklerimizi – Milli Mücadelede Türk ve Yunan Esirleri –
 -Van’da Ermeni Devleti Denemesi
 - The Armenian Rebellion  at  Van             
adlı  kitapları yayınlamıştır.



7 Şubat 2013 Perşembe

TÜM YURT SAVUNMA ALANI

 Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp, ilk yatakta yatan Teğmen Refik’in hatırını sordu:
İyiyim paşam” yanıtıyla tam öbür yatağa geçiyordu ki, Başhekim sessizce battaniyeyi aralayarak bu iyimser yaralının durumunu gösterdi: İki bacağı da dizlerinin üzerinden kesilmişti. Kazım Paşa’nın gözleri doldu. Eğilip başından öptü, “Benden bir isteğin var mı çocuğum, ailen nerede, onların bir ihtiyacı var mı? dedi, şefkatle. 
Teğmen bir şey istiyor olmaktan utanarak “İstiklal Madalyası’nı hak ettiğimi sanıyorum, ondan başka bir şey istemem efendim[i].” 
          Bir savaşın nasıl kazanıldığını ayrıntılarıyla gösteren belgeler, o savaşta çarpışmalara katılmış adsız kahramanların anılarında görülebilir. Zaferin mayasını hazırlayan güç, istenç (irade), inanç, yiğitlikler, kahramanlıklar ve özveriler tarih sahnesinde destan yaratır. Sakarya Savaşı günlerinde yaşanan bir olay Kurtuluş Savaşı destanında bir satır başıdır:
“23 Ağustos 1921’de (Savaşın ilk günüdür) Sakarya’da yaralandım. Beni geriye Keskin Hastanesine gönderiyorlardı. O zaman, Ankara’da Yahşiyan’a kadar uzanan bir dekovil hattı, ikmal ve tahliye için geceli gündüzlü çalışıyordu. Beni de Yahşiyan istikametinde giden birçok yaralılarla birlikte dekovile bindirdiler. 

Yahşiyan’dan öteye kağnı ile seyahat etmeye başladık. Kağnılı yolculuğumuzun ilk günü akşamı güzel, ağaçlık ve subaşında bir yerde konakladık. Etrafımızdan vızır vızır geçen kol ve katırların çoğunu kadınlar yönetiyordu. Bu kafilelerin birinden hafif bir çığlık duyuldu. Bunu izleyen bir duraklama ve telaş eseri görüldü. Bir süre sonra güzel bir müjde ile karşılaştık. Cephane kollarında bulunan hamile bir kadın bir erkek çocuk doğurmuştu. Bu kadını hastaneye yatırmak üzere geriye çevirmek istediler. Fakat yorgunluk ve çektiği ıstıraplarla benzi solmuş olan bu hasta kadın:
Cephedeki silah, dedi, cephane bekliyor, oraya cephane yetiştirmeliyim, geriye dönemem.
Bu asil kadının davranışı karşısında biz yaralılar bile yüzlerimizin kızardığını hissettik[ii].
ATATÜRK DEVRİMİ - Fethi KARADUMAN
Twitter: fethikaraduman2


[i] T. Özakman, Şu Çılgın Türkler
[ii] Albay Hulusi (Atak) Bey anlatıyor, Cahit Çaka, Tarih Boyunca Harp ve Kadın, s.71

6 Şubat 2013 Çarşamba

LEFKOŞA SELİMİYE CAMİİ

Kıbrıs seyahatimizde Lefkoşa’nın önemli mekanlarından olan Selimiye Camii ve çevresindeki eserleri de gezme fırsatımız oldu. Selimiye Camii’nin geçmişine ilişkin bilgiler çerçevesinde tanıtmaya çalışayım.
Lefkoşa Selimiye Camii, Lefkoşa'da 1209'da Aya Sofya Kilisesi olarak yapımına başlanmış. Katedral, Kıbrıs'taki en büyük, en görkemli ibadethane ve en önemli Gotik mimari eser olarak kabul edilmektedir. Daha önce aynı yerde bulunan Hagia Sophia adlı bir Bizans kilisesinin üzerine kurulduğu söylenmektedir. Latin Başpiskoposu Eustorge de Montaigu tarafından 1208 yılında yapımına başlanmış ve 1326 yılında katedral kutsanarak ibadete açılmıştır. Kıbrıs'ın en önemli kilisesi olduğundan, Luzinyan krallarının taç giyme törenleri burada yapılmaktaydı. 
Çeşitli dönemlerde istilacıların yağmalarına uğrmış. Yapı, 1373 yılında Cenevizliler, 1426 yılında Memlükler tarafından yağmalanmış ve bir kaç depremde zarar görmüştür. (1491 ve 1547) 1491 yılındaki yer sarsıntıları sonucu, Katedralin doğu bölümü yıkılmış ve Venedikliler tarafından onarılırken, eski bir Lüzinyan kralının (2. Hugh ) mezarı ortaya çıkmıştır. Bozulmamış durumda olan cesedin başında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmuştur.

Fransız mimar ve ustaları tarafından inşa edilen katedral Orta Çağ Fransız mimarisinin çok güzel bir örneğidir. Katedral, anıtsal bir kapıyla başlar. Kapının üzerindeki taş oyma pencereler, eşsiz bir Gotik sanatı örneğidir. Girişin iki yanında bitirilememiş olan çan kulelerinin üzerine, Osmanlılar tarafından cami minareleri oturtulmuştur. Katedralin içi, üç koridor ile altı yan bölmeden oluşmuştur. İçinde küçük ibadethaneler vardır. Bunlardan kuzeydeki St. Nicholas'a (Noel Baba), güneydekiler Meryem Ana ve St. Thomas Aquinas'a adanmıştır. Caminin kadınlar bölümü olarak bilinen kısmı eskiden hazine dairesi olarak kullanılmıştır. St. Sophia'nın içinde, birçok Luzinyan soylusu ve kralları gömülüdür. Bunların mermer mezar taşları hala döşeme kaplamasının bir bölümünü oluşturur. Bu taşlar hasır ve kilim altında kaldıkları ve cami içinde ayakkabı giyilmediğinden üzerlerindeki yazı ve resimler bozulmadan kalmıştır.
Osmanlıların Lefkoşa’yı fethettikleri 9 Eylül 1570 tarihinde kullanılamayacak derece harap durumda olduğundan, cami olarak kullanılmak üzere tamir edilirken içine mihrap, minber ve kürsü eklenmiştir. Lala Mustafa Paşa Lefkoşa’nın fethinden sonraki ilk Cuma namazını, 15 Eylül 1570 tarihinde, bu camide kılmıştır.

Caminin 49 metre boyundaki iki minaresi II. Sultan Selim’in 1 Mayıs 1572 tarihli buyruğuyla yapıya eklenmiştir. Osmanlı Dönemi boyunca sadece Lefkoşa’nın değil, tüm adanın da en büyük camisi olarak hizmet vermiştir. Osmanlı valileri, üst düzey yöneticiler ve kent ileri gelenleri Cuma namazını bu camide kılarlardı.

Osmanlı Dönemi boyunca Ayasofya Camisi adıyla bilinmiştir. Ancak Kıbrıs II. Sultan Selim’in padişahlığı döneminde fethedildiğinden, caminin adı Kıbrıs Müftüsü’nün 13.8.1954 tarihli emriyle ‘’Selimiye Camisi’’ olarak değiştirilmiştir.

Camide büyük, diğeri ise küçük olan iki mihrap bulunmaktadır. Güney-batıdaki ‘’son cemaat namazının’’ kılındığı en eski mihrap 1595/96 tarihini taşımaktadır. Ana mekânın doğu ucundaki apsenin içerisinde, üst yapıyı taşıyan ve Salamis’ten getirildiğine inanılan granit ve mermerlerden dört sütun yer almaktadır. Bunu gerisindeki Aziziye kapısı olarak bilinen kapının üst başında ise şua açan güneş motifi ve bunun da üzerinde Kıbrıs’ın son hattatı Naif Efendi’nin babası Zihni Efendi tarafından yazılan ‘’Tanrı Adı’’ (Lafzai Celâl) yazısı bulunmaktadır.

Mihrabın yapımında Ortaçağ’a ait bezemeli mermerler kullanılmıştır.
Lefkoşa’nın savaşla alınmasını sembolize etmek için imamların Cuma namazlarında kılıçla minbere çıktıkları ve bellerindeki kılıçla Cuma hutbesini okudukları halen anımsanmaktadır.
Mihrabın hemen önünde ahşaptan yapılmış iki katlı müezzin mahfili, bunun da hemen batısında çok güzel bir vaiz kürsüsü bulunmaktadır. Ana mekânın kuzey-doğusunda duran, Lüzinyan Dönemi’ne ait Nicholas Şapeli (veya hazine dairesi) yer almaktadır.

Sultan Abdülaziz’in 1874 yılında Mısır’ı ziyareti sırasında Kıbrıs’ı da ziyaret edebileceği ihtimali karşısında, caminin doğusundaki apsenin içine Abdülaziz’in emriyle Nazif Paşa tarafından anıtsal bir giriş kapısı yapılmış, bu kapıya da ‘’Aziziye Kapısı’’ adı verilmiştir. Kapının üst başına eski Rüştiye Okulu’nun güzel yazı öğretmeni olan ‘’Hattat E’s Seyyid Ahmet Şükrü Efendi ’’nin Abdülaziz’i metheden 26.12.1874 tarihli yazıtı monte edilmiştir.

Caminin batı avlusundaki su sarnıcının üzerini örten şadırvan 1903-1909 yılları arasında Evkaf murahhası Musa İrfan Bey tarafından Londra’dan getirilerek monte edilmiştir. Cami avlusunun güney batı dış duvarındaki sokak çeşmesi ise 1894 yılında inşa edilmiştir.

5 Şubat 2013 Salı

EKİM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3


KİTABIN ADI
Bizans’ın Kadınları (Women of Byzantium)
KİTABIN YAZARI
Carolyn L. Connor
KİTABIN ÇEVİRMENİ
Barış Cezar
KİTABIN YAYINEVİ
Yapı Kredi Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2011
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
433 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 

Tarihte kadın ne tarihsel olaylarda ve ne de bugüne gelen yazınlarda hak ettiği yeri alamamıştır. Birkaç kadın prenses veya kraliçe dışında tanınan kadın kişilik neredeyse yoktur. Elbette o zamanları bugünlere taşıyan kaynakların azlığına da bağlanabilir.
Bu kitapta yazar, 12-13 asır devam eden bir imparatorluğun geçmişinde, dönemine damgasını vurmuş kadınların izini sürmekte. Bunların bir kısmı prenses ve kraliçe bazıları da dinsel kişilikleri ön plana çıkmış kadınlar.
Yine de kadın üzerine bir tarihsel çalışma olması bakımından kanımca çok özel bir kitap. Yazar kitabına aldığı kadınları anlatırken satır aralarında döneminin yaşantısına da ışık tutuyor.
Dört bölümden oluşan kitabın birinci bölümü MS 250-500 dönemini kapsıyor ve “Thekla”,”Makrina”,”Egeia”,”Galla Placidia” anlatılıyor.
İkinci bölüm 500-843 yılları arası ve “Maria Aegyptika”, “Anikia İuliana” ve “Teodora” anlatılıyor.
Üçüncü bölüm 843-1204 arası ve “Khrysobalantonlu İrene”,”Helena”,”Zoe” ve “Anna” anlatılıyor.
Son bölüm 1204-1453 arasında “Theodora Synadena” ve Moğollara gelin giden prenses anlatılıyor.
Türünün önemli kitaplarından… Kadınların hemcinslerini unutmamaları dileğiyle…

CAROLYN L. CONNOR
Orta Bizans dönemi kilise süslemeleri, manastırları ve mimarisi üzerine yoğunlaşmış bir Bizans uzmanı ve Kuzey Carolina Üniversitesi'nde klasik dönem profesörü. araştırmalarındaki disiplinlerarası yaklaşım Bizans uygarlığının tüm dönemlerini işlediği derslerine de yansır. çalışmalarında sanatsal ve arkeolojik buluntuları, tarihsel anlatıları, edebi yapıtları ve dini inançları bir arada değerlendirerek kendine özgü bir perspektifle yetkin anlatılar oluşturmaktadır. başlıca eserleri "Women of byzantium", "Art and miracles in medieval byzantium: the crypt at hosios" 

4 Şubat 2013 Pazartesi

TÜRKİYE’DE EVLİLİK ÇEŞİTLERİ

 Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Lütfi Sezen'in AÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan çalışması evlilik kavramına ayrılmış. Araştırmasına göre Türkiye’de tam 33 çeşit evlenme şekli var. İşte çoğu rıza dışında gerçekleşen ve kadınları mağdur eden evlilik çeşitleri:

1- GÖRÜCÜ USULÜ İLE EVLENME:
Bu evlenme biçiminde kız seçme girişimi, doğrudan doğruya evlenecek gencin annesi,babası veya diğer yakınları tarafından başlatılmaktadır. Gencin kızı beğenmesi yeterli değildir. Diğer aile bireylerinin de onayını alması gerekmektedir. İlk önemli değerlendirme kızın güzelliği, asaleti, huyu, mahareti ve iffeti konusunda olur.
2- KIZ KAÇIRMA:
Ailelerin evliliğe kesin karşı çıkması durumunda kız kaçırma olayı gündeme gelir. Bu durum, sosyo-ekonomik ve diğer sebeplerle en çok kız tarafının engellemesi ile ortaya çıkar. Kız kaçırmanın diğer bir şekli de kızın rızası olmadan, zorla kaçırılmasıdır.
3- BAŞLIK PARASI KARŞILIĞINDA EVLENME:
Başlık, Anadolu´nun birçok yerinde ,evlenecek gencin kız tarafına ödediği paraya denir. Bu ödeme nakit para yanında; altın, ev, bahçe, tarla veya canlı hayvan (at, koyun, sığır vb.) olarak da gerçekleştirilmektedir. Oğlan tarafının ekonomik yıkımına sebep olmakta, gerekli paranın temin edilmemesi durumunda, kız kaçırma ve kan davası çoğaltmaktadır.
4- BAŞ ÖRTÜSÜ KAÇIRMA YOLUYLA EVLİLİK:
Hakkari, Van, Ağrı ve Erzurum´un bazı ilçelerinde rastlanan bu evliliğin gerçekleştirilmesinde; kıza ait bir eşyanın kaçırılması, kızı kaçırmakla eş tutulmaktadır. Bir kızın baş örtüsü delikanlı tarafından zorla kaçırılırsa, baş örtüsü kaçırılan kızın namusu kirlenmiş sayılır.
 5- BEŞİK KERTME:
Birbirini çok seven eş-dost, komşu veya yakınlar, çocukları henüz beşikte iken, beşiklerine birer kertme (işaret) vurarak kız ve oğlanın haberi olmadan nişanı gerçekleştirirler.Temelinde sosyo-ekonomik ve psikolojik etmenlerin yattığı bu tür evlenme, Hindistan ve Avustralya´da da görülmektedir.
 6- OTURAK ALMA EVLİLİK:
“Erkeğin kızı zorla kaçırması yanında, kızın bohçasını alarak oğlan evine gidip oturması durumu vardır ki buna bazı yörelerde, “oturak alma” denilmektedir. Kütahya, Sivas, Kastamonu illerinde bu evlilik biçimlerine rastlanmaktadır.
7- TAYGELDİ:
Eşini kaybetmiş bir kadının ya da boşanmış kadın veya erkeğin çocuklarını da alarak başka bir ‘dul’la evlenmesidir. Yanlarına gelen çocuklara taygeldi denir.
8- KUMA:
Eşi, çocuk doğuramayan erkek yeniden evlenirdi. Bu gibi evlenmelerde ilk kadın, sonradan gelenin yanında ikinci plana düşer.
9- BERDEL:
Başlık parası vermemek için hem kızı hem de oğlu bulunan iki ailenin, karşılıklı olarak hem kızlarını hem de oğullarını birlikte evlendirmeleri suretiyle gerçekleştirilmektedir.
10- KEPİR (YABAN DEĞİŞİMİ):
Zor kullanılarak gerçekleştirilen bir evlilik biçimidir. Evlenmek isteyen fakat başlık parası ve düğün masraflarını karşılayacak durumu olmayan ya da ailelerin çıkardıkları zorluklardan çekinen bekar iki arkadaş, kız kardeşlerini kendi aralarında değiştirirler. Bu tarz evlenme biçimine Hakkâri ve çevresinde rastlanılmaktadır.
 11- ÖLEN KARDEŞİN KARISIYLA EVLENME:
Doğu ve Güneydoğu Anadolu´da rastlanan bir evliliktir. Törelerden kaynaklanan bu evlilik biçimi, “Namusu başkalarına kaptırmamak” gibi bir anlayışla gerçekleştirilmektedir. Ölen kardeşin karısı, bekar olan erkek kardeşle evlendirilir veya evli olan erkek kardeşin ikinci eşi olması yoluna gidilir. Erkek kardeşin olmaması durumunda ise, yeğenler veya yakın akrabalardan birisi tercih edilir. Mirasın bölünmesi, öksüz kalan çocukların geleceğinden duyulan endişeler de bu tarz evliliklere neden olmaktadır.
12- BALDIZLA EVLİLİK:
Eşini kaybeden kocanın, baldızı ile evlenmesidir. Öksüz kalan çocuklara “üvey anne” olarak seçilen teyzenin daha hoşgörülü davranabileceği düşüncesi, bu evlenme biçiminin tercih edilmesinde etkili olmaktadır.
 13- İÇ GÜVEYİ:
Erkek çocuğu olmayan, ekonomik durumu iyi bazı aileler, kızı dışarı verme yerine, damadı “iç güveyi” olarak eve almaktadırlar. Özellikle tek kız çocuğu olan bazı aileler bu yola başvurmaktadır.
14- YETİM EVLİLİĞİ:
Anne ve babası ölmüş, kardeşleri olmayan bir delikanlı veya kızın, ileride kimsesiz kalmaması için yakın akrabalarından biriyle evlendirilmesidir.
15- YAKIN AKRABA EVLİLİĞİ:
Türkiye´de evli çiftlerin yaklaşık üçte birinin birbirleriyle yakın akraba oldukları ifade edilmekte ve akraba olan eşlerin yüzde 80´inin kardeş çocukları oldukları belirtilmektedir. Mirasın bölünmemesi, yakın akraba ve kardeş çocuklarının yaşlılık döneminde kayın valide ve kayın pedere daha iyi bakabilecekleri ümidi vb. sebeplerle bu evlenme biçimi tercih edilmektedir.
16- OLDU BİTTİ EVLİLİK:
Cinsel bir birliktelik yaşayarak evliliğin gerçekleşmesini sağlamak amaçlıdır.
17- PARA KARŞILIĞI EVLENME:
İlköğretim çağındaki çocukların okula gönderilmeyerek veya okuldan alınarak para karşılığında evlendirilmesidir. “Çocuk” denecek yaştaki kızların yaşlı ve özürlülere satılması şeklinde gerçekleştirilmektedir.
18- KAN PARASI KARŞILIĞI EVLENME:
Doğu ve Güneydoğunun kırsal kesimlerinde, öldürülen kişinin kan bedeli olarak para, altın, ev, tarla yanında kız verildiği de görülmektedir.
19- ANLAŞMALI EVLİLİK:
Eşlerini kaybetmiş kadın veya erkeklerin yaşlılık döneminde gerçekleştirdikleri bir evlenme biçimidir.
20- ÖÇ ALMA KARŞILIĞI EVLENME:
Aralarında kan davası bulunan kimi ailelerin, karşı tarafın onurunu incitip saygınlığını zedelemek amacı ile bu yola başvurdukları görülmektedir.
21- ÇOK EŞLİ EVLİLİK:
Eğitim düzeyinin yükseldiği çevrelerde bu evlenme biçimi ortadan kalmış olmasına rağmen, eğitim düzeyi düşük kırsal kesimlerde hala devam etmektedir. Çoğunlukla, erkek çocuk sahibi olup bulunduğu çevreye hükmetmek amacı ön plandadır.
22- HİLELİ EVLİLİK:
Herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan emekli olan erkeklerin dul olanlarının, maaşlarının öldükten sonra bir yakını tarafından alınması için başvurulan evlilik biçimidir. Kağıt üzerinde kalan bir evliliktir.

23- RASTLANTI EVLİLİĞİ:
Rastlantı sonucu, başı sonu düşünülmeden yapılan evliliktir. Bir yolculuk sırasında karşılaşma, arkadaş, eş dost, akraba evinde karşılaşma, telefon konuşması sırasında ortaya çıkan etkilenme üzerine bu tür evliliğe karar verilebilmektedir.
24- İLAN YOLUYLA EŞ SEÇME (EVLENME):
Son zamanlarda, gazete, dergi, televizyonların teletext sayfalarına ve internete ilan vererek eş seçme yoluna gidildiği sıkça görülmektedir.
25- TERCİHLİ EVLİLİK:
Genellikle ana baba, büyük anne, büyük baba gibi aile büyüklerinin onayı ile gerçekleştirilmektedir.
26- YABANCI İLE EVLİLİK:
Yurt dışında görev yapan veya “işçi” olarak çalışanların gerçekleştirdikleri bir evlenme biçimidir.
27- FARKLI MEZHEP EVLİLİĞİ:
Birbirini seven farklı mezheplerden kişiler mutlu evlilikler yapabilirler.
28- METRES EDİNME:
Büyük kentlerde yaşayan eğitimsiz zenginler arasında; refah ve zenginlik göstergesi olarak “metres edinme” modası görülmektedir.
29- MUTA EVLİLİĞİ:
Geçici bir süre için yapılan evliliktir. Daha çok İran´da uygulanan bu evlenme biçimi, Türkiye´de de bazı çevrelerde görülmektedir.
30- DIŞ GÜVEYİ EVLİLİĞİ:
Başka ülkelerden kadınların Türkiye’den biriyle evlenmesi durumudur.
31- DUL EVLİLİĞİ:
Karısından boşanmış veya karısı ölmüş bir erkeğin, yine kocasından boşanmış veya kocası ölmüş bir dul kadınla evlenmesidir.
32- TANIŞIP ANLAŞARAK EVLENME:
Kız ve erkek belli bir süre arkadaşlık yaparak birbirlerini iyice tanıdıktan sonra gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir
33- TELEVİZYON EVLİLİĞİ:
Bazı televizyon kanallarınca yürütülen reyting amaçlı bir evlenme biçimidir.

1 Şubat 2013 Cuma

EKİM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2


KİTABIN ADI
Dul Kadının Öyküsü (A Widow’s Story)
KİTABIN YAZARI
Joyce Carol Oates
KİTABIN ÇEVİRMENİ
Alev K. Bulut
KİTABIN YAYINEVİ
Kırmızıkedi Yayınevi
KİTABIN BASKI YILI
2012
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
416 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 

YORUM:
     Bugüne kadar, hikaye ve romanlarını büyük ölçüde tanıttığım, Amerikan Edebiyatının yaşayan en önemli yazarlarından olan Oates, bu kitabında bizzat yaşadığı ölüm acısını anlatıyor.
     Benzer bir kitabı edebiyat ve roman tutkunları yakından bilir. İsabel Allende kaybettiği kızı “Paula” yı yaşadığı tüm acıları paylaşarak anlatmıştı.
     Oates, 15 Şubat 2008 günü, fazla önemsemedikleri bir soğukalgınlığı sebebiyle eşi Raymond Smith’i hastaneye götürdüğünde yaşamının bir daha geri dönülmez bir şekilde değişeceğini düşünmüyordu. Ancak 10 sonra aniden fenalaşan eşinin vefatı Oates’ın başına balyoz gibi düşer.
     Değerli romancı ilk andan itibaren yaşadıklarını, hastane, ölüm, cenaze işleri, evdeki yalnızlık, değişen yaşamı, eşiyle olan anılarını geriye dönük yaşaması, ayakta kalabilmek için edebiyat ve sohbet programlarını aksatmamaya çalışmasını, dostlarıyla ilişkilerini, ilaç kullanmak zorunda kalmasını ve altı ayın sonunda yaşadığı travmayı yenip yeni yaşamına uyum sağlamasını büyük bir içtenlikle düşündükleriyle, yaşadıklarıyla ve acılarıyla   kaleme almış.
     Günlük yaşamda neredeyse herkesin başına gelebilecek bu acıyı dürüstçe anlatmış.
     İşte bu kitap, değerli romancıyı bir kez daha çok sevmeniz için bir neden olacak...