17 Mart 2010 Çarşamba

MART AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 4


KİTABIN ADI : İskenderiye Kütüphanesi
KİTABIN YAZARI : Roy MacLeod (Derleyen)
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Elif Böke
KİTABIN YAYINEVİ : Dost Kitabevi
KİTABIN BASKI YILI : 2006
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 214 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10

(Prof. Roy MacLeod)

ÖNERİ : Birisi İngiltere doğumlu, tamamı Avustralya Üniversitelerinde akademisyen olan 9 bilim insanının aynı konu etrafında ancak birbirlerinden tamamen farklı ve özgün 9 makalesinden meydana gelen bir kitap. Roy MacLeod’un da bir makale ile katıldığı kitap, birbirinden ilginç konularda tarihi, mitolojik ve arkeolojik bilgilerin adeta fışkırdığı yazılardan oluşuyor. Bir tarih meraklısı için mükemmel bir kitap. İngilizce aslından yapılan çeviri çok güzel ve uyumlu.
Tarih ve arkeoloji meraklılarının kütüphanelerinin vazgeçilmez kitaplarından birisi.
Son bir not: İskenderiye Kütüphanesi’nin Müslümanlarca yakılıp ortadan kaldırıldığına ilişkin batı efsanesinin açıkça çürütüldüğünü de ifade etmeliyim.

16 Mart 2010 Salı

KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİTLERİMİZ


Milli Savunma Bakanlığının 1998 Yılında Resmi Belgelere Dayanarak Açıkladığı belgeye izafeten Kurtuluş Savaşı Şehitlerimizin mevcut Kayıtlı Şehit listeleri ve sayısı illere göre rakamsal dizin olarak aşağıdadır.( Savaşa Gönüllü Katılanlar, Esir Kamplarına Düşenler, Kayıp Ve Hastalıktan Ölenler Bu Listeye Dahil edilmemiştir.)İllerin sıralaması şehitlerimizin çokluğuna göre dizilmiş olup, özellikle listenin alt sırasında kalan iller dikkatinizi çekecektir sanırım.

Kastamonu : 5160
Konya : 4787
Ankara : 4219
Balıkesir : 4043
Denizli : 3625
Afyon : 3273
Çorum : 3238
Bolu : 3206
İstanbul : 3177
Bursa : 3121
İzmir : 2805
Aydın : 2638
Kütahya : 2488
Sinop : 2438
İçel : 2272
Çanakkale : 2210
Manisa : 2200
Antalya : 2132
Kayseri : 2127
Zonguldak : 2091
Yozgat : 2053
Çankırı : 1930
Edirne : 1822
Adana : 1781
Gaziantep : 1626
Eskişehir : 1615
Bilecik : 1585
Sivas : 1575
Isparta : 1516
Sakarya : 1465
Kocaeli : 1377
Muğla : 1363
Samsun : 1243
Ordu : 1233
Trabzon : 1230
Tokat : 1224
Uşak : 1093
Giresun : 1076
Kırşehir : 1074
Niğde : 1072
Nevşehir : 1069
Burdur : 1023
Tekirdağ : 980
Erzurum : 910
Karaman : 895
Bartın : 798
Kahramanmaraş : 784
Amasya : 751
Elazığ : 718
Şanlıurfa : 710
Erzincan : 702
Kırklareli : 693
Malatya : 643
Aksaray : 604
Hatay : 585
Kırıkkale : 505
Diyarbakır : 497
Rize : 383
Van : 343
Gümüşhane : 329

Bitlis : 282
Bayburt : 249
Artvin : 211

Adıyaman : 193
Mardin : 182
Siirt : 153

Bingöl : 106
Muş : 105

Tunceli : 77
Kars : 41
Ağrı : 35
Ardahan : 31
Hakkari : 21
Şırnak : 8
Batman : 8

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan yerlerde doğan şehitler: Bingazi (8), Mısır (1), Trablus (5), Azerbaycan (1), Batum (1), Karakilise (1), Tebriz (1), Bosna (1), Bulgaristan (3), Debre (2), Drama (6), Girit (5), Görüce (1), İşkodra (3), Kosova (12), Manastır (13), Romanya (1), Selanik (13), Serfice (4), Yanya (2), Bağdat (6), Halep (5), Hicaz (1), Kerkük (9), Kıbrıs (1), Musul (1), Süleymaniye (1), Suriye (6), Trablusşam (37), Yemen (24), ili belli olmayan (114).

15 Mart 2010 Pazartesi

MART AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3


KİTABIN ADI : Musalla Taşındaki Türkiye
KİTABIN YAZARI : Hulki Cevizoğlu
KİTABIN ÇEVİRMENİ : -
KİTABIN YAYINEVİ : İnkilap Kitabevi
KİTABIN BASKI YILI : 2010
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 215 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 8/10

ÖNERİ : Hepimizin yakından tanıdığı, ülkenin en üretken yazar-gazetecilerinden Hulki Cevizoğlu’nun 2009 yılı içerisinde, Yeniçağ Gazetesi’nde yazdığı makalelerinin bir araya getirildiği bir kitap.
Geçen senenin manşete çıkmış güncel olaylarını tekrar hatırlamak isteseniz, yazarın çok akıcı anlatımıyla kolay okunan bu kitabını alın derim.
Yazar, "ülkeme karşı sorumluluğumun bilinciyle ve tarihe not düşmek için yazıyorum" diyor.
Doğru insanların desteklenmesi, onurlandırılması ve hak ettikleri saygının gösterilmesi gerektiğine inanıyor ve kitabı tüm Atatürkçülere, yurtseverlere öneriyorum.

12 Mart 2010 Cuma

BARSELONA - LA RAMBLAS

La Ramblas, Barselona'nın en meşhur caddesi. Şehrin en büyük ve en önemli meydanlarından "La placa Katalunya"dan başlayıp sahile doğru yaklaşık 2 kilometre boyunca uzanıp, sahilde "Kolomb" anıtında sona erer. Pek çok yan sokağı ile neredeyse bir gününüzü geçirebileceğiniz kadar ilginç ve hoş bir mekan. "Barcelona FC" spor kulübünün şarkısının ilk cümlesi bu sokakla başlıyor.
Victor Hugo tarafından "dünyanın en güzel caddesi" olarak ifade edildiği söylenir. Sağlı sollu inanılmaz güzel ve keyifli mimari arasında ortada yaklaşık 30 metre genişliğinde bir yürüyüş yolu var. caddenin sağlı sollu trafiği bu yürüyüş yolu ile binaların arasından devam ediyor.
günün her saatinde kalabalık olan "La Ramblas" adı yerel dilde "kurumuş dere yatağı" anlamındaymış. Vaktiyle buradan denize akan bir dere olduğu söyleniyor.
Yürüyüş yolu üzerinde, çiçekçiler, kuş satıcıları, kafeler, canlı performans sergileyen animatörler ve tiyatrocular arasında vaktin nasıl geçtiği anlaşılmıyor.
La Ramblas'a açılan sokaklardan birinde de meyve sebze hali var. Nasıl sanki bir tablo gibi değil mi?
Özgün mimarisini koruyan Barselona, dış semtleri ile o kadar modern bir şehir ki. Gördüğüm kentler içinde insanın şehirde "insan" gibi yaşaması için her olasılığın düşünüldüğü birinci şehir.




11 Mart 2010 Perşembe

DEHİDRASYON

Spor yaparken, sağlıklı yaşam yürüyüşlerine katılırken, gezmenin eğlenmenin yanında dikkat edilmesi gereken bazı asgari kurallar bulunmaktadır. Bunlara uyulmaması halinde kişi ya da sporcu beklemediği bazı sonuçlarla karşılaşabilir. Bunlardan birisi de bugün konumuz olan “dehidrasyon”dur.
Dehidrasyon bedeninizin çok fazla sıvı kaybetmesi demektir. İnsan vücudu, normal fonksiyonlarını gerçekleştirebilmek için suya ihtiyaç duyar. Vücut, aldığı sıvı miktarından daha fazlasını kaybederse, dehidrasyon ortaya çıkar. Eğer sıvı kaybı olursa ciddi manada gerçekleşirse, çok hasta olabilirsiniz ve hatta bu durum ölümle sonuçlanabilir.

Aşağıdaki durumlarda sıvı kaybı meydana gelir:
• Urinasyon
• Kusma veya diyare
• Terleme
• Solunum, özellikle hızlı hızlı nefes alıp verme
• Sıcak veya nemli havalarda aşırı yorulmak
• AteşSıvıyla birlikte, insan bedeni normal vücut fonksiyonları için önemli olan elektrolitleri (mineral tuzlar) de kaybeder.

Dehidrasyonun başlangıç belirtileri;

• Susuzluk
• Yüz kızarması,
• Tenin kuruması ve ısınması,
• Az miktarda, koyu, sarı idrar
• Ayağa kalkınca baş dönmesi,
• Halsizlik
• Kollarda ve bacaklarda kramplar
• Gözyaşının az ya da hiç olmaması,
• Bas ağrısı,
• Enerji azlığı
• Yoğun tükürük, ağız ve dil kuruması

Dehidrasyonun ağırlaşması halinde;
• Tansiyon düşmesi,
• Bayılma
• Kollarda, bacaklarda, midede, ve sırtta şiddetli kasılmalar,
• Titremeler
• Karın şişmesi,
• Gözlerin çökmesi, gözyaşı azalması ya da tamamen kuruması,
• Cildin esnekliğini kaybetmesi (cildinizi yukarı doğru çektiğinizde, eski pozisyonuna çok geç gelmesi)
• Sık ve derin nefes almak

Bu durumda ne yapacağız?

Eğer dehidrasyon hafif düzeydeyse, kaybedilen sıvının alınması gerekir. Ayrıca kaybedilen elektrolitleri kazanmak için yüksek miktarda tuz içeren bir diyetle beraber yavas yavas içilecek su, kaybedileni sağlayacaktır. Eğer bilinciniz bulanıksa, baş dönmesi varsa, veya baygınlık, mide bulantısı yada kusma varsa, mutlaka bir doktora ulaşmak gerekir. Kaybedilen sıvıyı geri kazanmak için eğer spor içecekleri veya oral rehidrasyon tuz paketleri yoksa, oral rehidrasyon çözeltisi aşağıdaki şekilde hazırlanır:
• 2 çorba kaşığı şeker
• 1/4 cay kaşığı tuz
• 1/4 cay kaşığı karbonat.(Karbonat yoksa, bunun yerine 1/4 cay kaşığı tuz ekleyebilirsiniz. Tatlandırması için ve daha fazla potasyum için 1/2 bardak portakal suyu veya muz püresi ekleyebilirsiniz.)

Unutmayalım, sağlıklı sporu ancak sağlıklı yaşam ile yapabiliriz. Sağlığımız içinde vücudumuza dikkat etmemiz şarttır.



10 Mart 2010 Çarşamba

BOSRA بصرى‎,

Bugünkü gezimizde Bosra'dayız. Bosra, Suriye'nin başkenti Şam'a yaklaşık 120 kilometre mesafede, Ürdün sınırına çok yakın bir antik şehirdir. Tarihte, şehirden ilk bahseden kayıtlar İÖ 14. yy dolaylarında Mısır Firavunları III.Tutmosis ve Akhenaton dönemine ait elyazmalarında yer almaktadır.
Daha sonra şehir Nabatiye Krallığının en önemli şehirlerinden birisi haline geldi.
İS 106'da Roma İmparatoru Traianus döneminde General Cornelius Palma tarafından fethedildi. Bu fetihten sonra şehir "Nova Traina Bostra" ismiyle anılmaya başladı.
Şehir uzun süre, Roma lejyonlarından "Legio III Syrenaica" lejyonuna merkezlik yaptı.
7 yy. dolaylarına kadar Sasani devleti egemenliğine giren şehir kısa bir dönemde Bizans hakimiyetinde kaldı. 634'de Müslümanlar tarafından fethedildi.
Selahaddin Eyyubi tarafından şehrin savunmasına kolaylık sağlamak için bugün hala ayakta olan bir kale ilave edildi.
Zamanla önemini kaybeden şehrin harabelerinin yanında bugün küçük bir köy bulunmakta.
Şehrin küçük, ancak bugüne kadar neredeyse tamamiyle ayakta kalabilmiş Roma dönemi tiyatrosu çok etkileyici. (Cavea'dan -oturma sıralarından- sahnenin görünüşü)
Tiyatronun caveasının genel görünüşü.
Zeminden yukarıya bakış
Zeminden, sahnenin genel görünüşü.
Sahnenin yan süsleme sütunları
Sahnenin caveaya göre yan girişi
Bosra kentinin genel görünüşü.
Şehrin merkezinde yer alan sütunlu ana caddenin girişi.
Ana cadde boyunca.
Şehrin ilk dönem hıristiyan kilisesi. Vaktiye bu kilisenin keşişlerinden "Bahira"nın Hz.Muhammed'in son peygamber olarak dünyaya geldiğini çevresine ilk müjdeleyen kişi olduğu rivayet edilmekte.









9 Mart 2010 Salı

BARDAKÇILAR YANIK KÖYÜ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

Pazar günü yürüyüşümüze başlarken, o gün olağanüstü gelişmeler olacağına dair hiçbir emare yoktu. Bir gün önce katılmayı düşündüğümüz “Artıyaşam-Bardakçılar Yanık köyü doğa yürüyüşü” için kayıt olurken Serap hanımla şakalaşmıştık. Kendisine, “-Fuat hocam, sıkı bir yürüyüş istiyor, eğer gezi kısa kesilecekse gelmeyelim” diye takılmış, Serap hanımda cevabında “-Aman hocam, merak etmeyin size uygun sıkı bir yürüyüş” cevabı almıştım.
Münibüsümüzle, sabah 08.00’de başlayan yolculuğumuzda, yoldan aldığımız arkadaşlarımızla beraber 18 katılımcı ve 2 rehberimizle birlikte Kızılcahamam çıkışında tüm gezginlerin yakından bildiği, nefis yemeklerin sürekli bulunduğu “Mevlana Restoran”da ilk molamızı verdik.
Saat 10.30 dolaylarında yürüyüşümüze başlayacağımız, yayla evler arkasındaki düzlükte son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra, Çamlıdere’nin muhteşem ormanlarına daldık.

(Kısa bir soluklanma anında ayaküstü dinlenmedeyiz)
(Karşıya geçişte ekibin bir kısmı dereden geçti)
(Ekibin kalan kısmıda geçiş için bu doğal köprüyü kullandı)
Rotamız fazla eğimli olmayan orman içi yürüyüşünde birkaç saat devam ettikten sonra saat 13.00 civarında güzel bir şelalenin altında durduk. Ancak zeminin fazla elverişli olmaması üzerine bu kez yanından tırmanarak şelalenin dökülmeye başladığı noktaya çıktık. Mükemmel bir orman manzarası eşliğinde neşeli bir yemek molası verdik.
Yarım saati biraz geçen molanın sonrasında henüz tepeye ulaşamadığımız için uzunca ve zorlu bir tırmanıştan sonra, yayla evlerinin bulunduğu geniş bir düzlüğe ulaştığımızda saat 14.30 dolaylarındaydı
Orman içi yolunun başlangıcında yaylada bulunan köylüler, "yolun bozuk olduğunu bu nedenle bizi bekleyen aracımızın bu yolu çıkmasının mümkün olmadığını" ifade edince, rotamızda zorunlu bir değişiklik yaparak orman içinden ve başka bir patikadan köye ulaşmayı hedefledik. Yumuşak inişli bir rotadan sonra, “Karagöl” tabir edilen küçük bir göle ulaştık. Mola vermeksizin, havanında kararmaya başlaması endişesiyle yola devam ettik.


Geldiğimiz noktada uzun bir tepeler silsilesinin arasında bir çayın açtığı vadi uzanmaktaydı. Dik bir yamaçtan inişe geçtik. Önceki yağışlar neticesi toprak çok yumuşak ve sürekli akan taşların oluşturduğu taş akıntısında iniş zorlu ve kaymaya çok müsaitti. Bu zorlu inişte 45 dakika kadar zaman kaybedince grupta hafif bir sıkıntı baş gösterdi. İniş sırasında gruptan, ayağına çevik 5 arkadaş arayı açarak gözden kayboldu. Rehberlerimiz henüz oldukça uzakta görünen köye ancak vadi içindeki suyu izleyerek gidebileceğimizi, bu nedenle kalan 15 kişilik grubun hiç kopmadan birlikte devamına karar verip kısa bir süre yaşanan paniğin önüne geçtiler. Ellerindeki GPRS cihazlarıyla yaklaşık rotamız ve mesafemiz belli olmasına rağmen önümüzdeki en büyük zorluk havanın hızla kararmasıydı.
Çok kısa bir sürede elimizdeki küçük aydınlatıcılar dışında doğa ve karanlıkla baş başa kaldık. Bu aşamada, yaşanan panik tamamen bitmiş ve yolumuz itibariyle dıştan bir yardımın gelmesinin 3-5 saatten önce mümkün olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu aşamada grubumuz tamamen birbirine kilitlendi.
Rehberimiz İlker sürekli önde yol alarak, geçilmesi en mümkün rotayı tesbit ediyor, sonra grubumuz kopmadan ve en arkada kalanın gruba yetişmesi için azami dikkati sarfederek yol almaya devam ediyordu.
Bu anlarda insanın dayanışmasının güzelliği ve her bireyin günlük hayatta kullanmağı gücünün son noktalarını nasıl kullanmaya başladığı ortaya çıktı.
Bir insanın gücünün gerçek sınırlarını keşfe başladığı anları yaşıyorduk. Bir gün önce söylense, “-imkansız” diyeceğiniz bir sınama ortamı ve karanlık içindeydik.
Bir saat kadar sonra önden giden 5 arkadaşımızın köye vardığı ve bizi bekleyen aracımızla birlikte orman yolunun başlangıç noktasına ulaştıkları haberi bize büyük bir özgüven ve canlanma getirdi.
15 kişilik grubumuz tek vücut halinde sadece bitirmeye odaklı yürüyüşümüz gecenin içinde kararlılık içinde sürdürürken izlediğimiz çayı defalarca geçerek en uygun rotada yola devam ettik.
GPRS cihazının kalan mesafeyi 300 metrenin altında gösterdiği noktada, bizi bekleyen arkadaşlarımızın ışık işaretlerini ve çaldıkları kornayı duyduk. Grubumuz birleştiğinde saat 21.00 olmuş ve 15 kişilik grubumuzun kesintisiz 7 saati aşan yürüyüşü sona ermişti.
Bugün, bir gezginin belki de hiç yaşamayacağı veya başına gelmeyeceği bir günü yaşamıştık. Dayanışma duygusunu, insanın gücünün gerçek sınırlarını hissetmiştik. Bu zorlu yürüyüşte rehberimiz İlker’in çabaları takdire değerdi. Tülin ve Refika’nın yardımseverliği ve katkıları çok güzeldi. Önden giderek bir anlamda grubun buluşma noktasına varması için çabalayan arkadaşlarımız Kemal, Esin ve Fuat hocanın katkıları unutulmazdı. Burada diğer rehberimiz CAN ERGÜN’e ise ayrı bir parantez açmak isterim. Koşulsuz desteği, sessiz, ancak sınırsız yardımı için kendisine şahsen müteşekkirim. Burada adları geçmeyen diğer grup arkadaşlarımın tamamı da kanımca ortaya muhteşem birlik ve dayanışma katkıları koydular. Bir yürüyüş ancak böyle güzel ve unutulmaz bitirilebilirdi. Bir başka yürüyüşte hepsiyle tekrar birlikte olmak üzere, o unutulmaz anları birlikte yaşayan herkese sonsuz teşekkürler.









8 Mart 2010 Pazartesi

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TÜM KADINLARIMIZA KUTLU OLSUN

Sabahın erken saatlarinde yaşadığımız deprem nedeniyle acılıyız. Türk ulusunun başı sağ olsun. Fazla sevinçli ve neşeli davranma lüksümüz bulunmamakta. Ancak 8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutlamadan geçme olasılığı yok. Dün yaptığımız uzun ve çok maceralı yürüyüşümüz nedeniyle fiziksel ve zihinsel bir yorgunluk içindeyim. (Hafta içinde bu unutulmaz yürüyüşü yazacağım) He ne kadar sevgili "Ebruli" aşağıdaki şiiri benden önce kullanmışsa da takrar etmeden edemiyorum.

KADIN...
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Kimi der ki çocuk doğuran
Ne o ne bu ne döşek ne köçek ne ayal ne vebal
O benim kollarım bacaklarım başım
Yavrum annem karım kızkardeşim
hayat arkadaşımdır.
Nazım Hikmet RAN

5 Mart 2010 Cuma

BEN KİTAP OKUYORUM YA SİZ?

Uzun süredir tekrar değinemediğim kitap konusuna hazır bu hafta kitap tanıtımlarına girmişken devam edeyim dedim. Pek çok kişiye ilginç gelebilecek kitap okuma yöntemleri geliştirdim.
Çevremde ve ailemde dahi garipsendiğini hemen belirtmeliyim ki, günlük kitap okumalarımda, aynı süreçte birden fazla kitabı okuyorum. Bu nasıl oluyor derseniz şöyle açıklayayım. Genellikle konuları ve kapsamları birbirinden farklı birkaç kitabı aynı anda okumaya başlıyorum. Örneğin şu anda geceleri aynı anda okuduğum kitap sayısı 3. Bu nasıl oluyor derseniz, Özellikle başlarken aynı kitabı uzun süre tek başına okumayı devam ettiremiyorum. Herkesin başına gelebileceği gibi belli bir süre sonra yoğunlaşmada sorun yaşamaya başlıyorum. Örneğin süre bir saati geçtiğinde genellikle zihinsel dağılma yaşıyorum. Bu durumda eğer kitap okumaya ayırdığım süre daha bitmemişse okuduğum kitabı bırakıp 2. kitabı, kaldığım yerden okumaya devam ediyorum. Bu değişim süreleri yorgunluk durumlarıma göre yarım saat ile 1 saat arasında değişmekte. Elbette bunun istisnaları çok. Bazen bir kitaba belli aşamadan sonra çok fazla yoğunlaşıp bitirinceye kadar sadece ona devam ediyorum. Genellikle sonuna yaklaştığım kitaplarda ya da konusunu çok sevdiğim kitaplarda bunu yapıyorum.
Kitap okuma saatlerim genellikle akşam yemeğinden sonra gece saat 23.00’a kadar olan süre. TV’de hiçbir diziyi izlemediğim için, eğer bir filme ya da maça takılmazsam geceleri yaklaşık 3-3,5 saati kitaplara ayırıyorum.
Bunun dışında bir de sabah seansım var. Sabah uyanışım yaklaşık 06.00 civarıdır. Hafta içi kahvaltı başlangıç saatim olan 07.00’ye kadar olan sürenin asgari 45 dakikası yine kitaba ayrılmıştır. Gece için çok ağır bulduğum ve yoğunlaşma güçlüğü çektiğim kitapları sabahları okurum. Sabah okuduğum bu kitap ayrıdır ve mutfak masasında beni bekler.
Geceleri sırayla okuduğum kitaplarımın yanında ayrıca düzenli okuduğum dergilerim vardır. Atlas dergisini ilk çıktığı 1993 yılından beri düzenli takip ederim. (Tüm sayıları elimdedir.) ayrıca taraftarı olduğum Galatasaray dergisini de her ay düzenli okurum. Ayrıca Cumhuriyet Gazetesi’nin Pazartesi eki olan Strateji dergisini de (artık vermiyor) biriktirdiğim sıra ile okumaya devam ediyorum.
Seyahatlarda mutlaka yanımda kolay okunur 1 veya 2 kitap vardır. Bulabildiğim tüm boş vakitlerde birkaç sayfa da olsa okumaktan zevk alırım.
Zaman zaman ayda 3.800 sayfaya kadar çıkan okumalarım halen aylık 2000-2500 sayfa arasında devam ediyor.
(şükran sana)

4 Mart 2010 Perşembe

MART AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2



KİTABIN ADI : Canım Sevgilim İnes
KİTABIN YAZARI : İsabel Allende
KİTABIN ÇEVİRMENİ : İnci Kut
KİTABIN YAYINEVİ : Can Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2009
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 385
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10

ÖNERİ : İsabel Allende, dünya edebiyatında yaşan efsanelerimden ikincisidir. (İlkinin Jose Saramago olduğunu, önceki kitap tanıtımlarından hatırlarsınız) Allende yaklaşık 30 yıllık edebiyat yaşamında verdiği eserlerin tamamına yakını Türkçe’ye kazandırıldı. Can Yayınları neredeyse tamamını yayınladı. İlk romanı “Ruhlar Evi” kanımca başyapıtı niteliğinde bir kitap. Sonraki kitapları benzer çizgide ve neredeyse (yazdığı birkaç çocuk serüven romanı da dahil olmak üzere) yapıtlarının tümünde üst düzey bir seviye tutturmakta ve hala çok nitelikli romanları yayınlıyor.
Latin Amerika’nın 1 numaralı yazarı olduğu iddiasındayım. “Canım Sevgilim İnes” romanında, tamamen gerçek kişilerin romanlaştırılmış serüvenleriyle yazar, ülkesi Şili’nin tarihini yazıyor. “Yazıyor” kelimesinin ne kadar eksik bir ifade taşıdığını romanı okuyunca anlıyorsunuz. Roman yazmanın ötesinde gerçek denilecek kadar canlı ve sanki film gibi bir yandan da romanı ve olayları yaşıyorsunuz. (Yazar, romanını, kitabın sonunda 4 yıllık bir araştırma ve düşünme devresi sonunda meydana getirdiğini belirtiyor) “Ruhlar Evi” “Eva Luna” “Paula” kitaplarıyla çoktan “NOBEL” kazanması gerektiğini düşündüğüm, (kimler kazanmadı ki) İsabel Allende’ye artık bu ödülün çok zaman geçmeden verilmesi gerektiği kanaatimi siz de paylaşacaksınız zannederim.
(Çevirmen İnci Kut'u da mükemmel çeviriden ötürü ayakta alkışlıyorum)

2 Mart 2010 Salı

BODRUM TURGUT REİS

Her ne kadar şu günlerden yazı hatırlatacak derecede güzel ve sıcak günler yaşıyorsak ta, yazın güzelliği bir başka. Deniz, sıcak ve güneş... Bu üçü birarada oldumu keyfe diyecek olmaz. Yaza hazırlanmak için Bodrum Turgut Reis'e bir bakmaya ne dersiniz?














1 Mart 2010 Pazartesi

MART AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1


KİTABIN ADI : Hitit Kralı IV. Tudhaliya
KİTABIN YAZARI : İlknur Taş
KİTABIN ÇEVİRMENİ : -
KİTABIN YAYINEVİ : Arkeoloji ve Sanat Yayınları
KİTABIN BASKI YILI : 2008
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 338
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10
ÖNERİ : Arkeoloji ve tarih meraklıları için ilginç kitaplardan birisi. Hitit Kralı IV. Tudhaliya, Hitit İmparatorluğu’nun son yükseliş ve refah döneminin kralıdır. MÖ 1250-1220 arası krallık yaptığı döneme ait ilginç siyasi yazışma tabletlerinden esinlenen yazar, dönemin çok ilginç siyasi olaylarını mercek altına alıyor. Çağın üç büyük devleti Hitit, Mısır ve Asur arasına sıkışan, bugünkü Suriye Lübnan topraklarında bulunan Ugarit, Kargamış gibi vasal küçük krallıkların krallarıyla IV. Tudhaliya’nın yazışmaları, siyasi, ekonomik ültimatomlar, taht kavgaları ve hatta çok ilginç bir kraliyet boşanmasına ilişkin belgeler dönemin siyasi atmosferini yansıtıyor. IV. Tudhaliya’nın ölümünden çok değil, 30 sene sonra büyük Hitit krallığının tarihe karışması da dönemin ne kadar bölge coğrafyasının hassas ve ilginç gelişmelere sahne olduğunu ortaya koymakta. Kitabın sonunda döneme ait tabletlerin birebir okunuşlarını ve tercümelerini de veren kitap, tarihçilere hoşça vakit geçirtmeye aday.
Çorum Yazılıkaya'da IV. Tudhaliya'ya ait stel.