1959"Bana olağanüstü hususiyetler atfetmeyiniz. Doğumumdaki tek fevkaladelik Türk olarak dünyaya gelmemdir." (Mustafa Kemal ATATÜRK)
2 Şubat 2010 Salı
KAHİRE ÜNİVERSİTESİ 1959-2004
19591 Şubat 2010 Pazartesi
VE İYİ AMA NE YAPALIM DİYENLERE: HEDEF BU DÜZENİ YENİDEN YARATMAKTIR!
29 Ocak 2010 Cuma
PALMYRA - 2 BA'AL TAPINAĞI
Şam'dan gelen yol, Palmyra'nın girişinde şehri ikiye bölüyor. Sol tarafta şehir kalırken, yolun sağında Ba'al Tapınağı bulunuyor.
Burada Ba'al Tapınağı'nın hemen önündeki koruyucu sur duvarları bulunuyor. Resmin sağındaki kapıdan içeriye tapınak arazisine giriliyor. fotoğrafın solunda duvarda sonradan kapatılmış bir kapıyı farkedeceksiniz. birazdan bu kapının orada varoluş sebebini açıklayacağım.
Ba'al Tapınağı'nın koruyucu sur duvarlarının ana giriş kapısı burada görünen kapı. Ancak bu kapı kapalı tutuluyor. İçeri girişler önceki resimdeki küçük kapıdan yapılıyor.
Tapınak arazisine girildikten sonra tapınak bahçesi içinden dış surun duvarları görünüyor. Hemen önde merdivenle aşağıya inilen yol daha önce dikkatinize çektiğim kapatılmış kapıya soldan bağlanıyor. Kapatılmış kapı, surların dışından kurban edilecek hayvanların sürü halinde alt yoldan, doğruca tapınağa kadar ulaştırılması için açılmış olan kapı. Böylece kurbanlık hayvanlar, insanlarla temas ettirilmeden topluca tapınağa kadar sürülüyorlarmış.
Sur duvarlarından detay.
Tapınak içinde sur duvarlarının dışında, rahip barınakları, ticaret mekanları olan bölümler.
Bahçeden, Ba'al Tapınağı'nın görkemli görünüşü. Önündeki insanlarla, boyutlarını kıyaslayabilirsiniz. (Elbette 3.000 yıllık olmasının da gözönüne alınması şartıyla)
Tapınağa giderken, bahçenin tam ters istikametinde kalan batı yönündeki sütunlu cadde. Hala muhteşem geçmişinin izlerini taşıyor.
Tapınağın ana kapısının muhteşem alınlığı.
Tapınağın ana yapısının dış duvarları. Duvarların dış ve iç yüzeylerinde oyuk çukurlar sanırım dikkatinizi çekmekte. Yerel rehberimiz, gerçekte duvarların hem içeriden hem de dışarıdan kaplama fresk ve kabartma levhalarla kaplı olduğunu ve antik ve modern (emperyalist) hırsızların levhaları sökmesi sonucu bağlantı demir yuvalarının geride kalan izleri olduğunu açıkladı.
Tapınakta son kalabilmiş kabartma levhalardan birisi.
Tapınağın içinde kapının sağında ve solunda, dikdörtgen planına göre küçük duvarlarda iki tane sunak (veya başrahip ya da kralın locası bulunmakta)
Girişe göre sol tarafta kalan sunak.
soldaki sunağın tavan süslemesi. Yerel rehberde tavanda, astrolojik betimlemeler bulunduğunu ifade etti.
Sağdaki sunak veya locanın tavan süslemesi.
Ba'al Tapınağından çıkıp, dış duvarlara yönelirken ister istemez gözlerimiz karşı tepedeki kaleye yöneldi. Kale, Palmyra'nın son dönem kalıntılarından ortaçağ şatosu. Roma'dan başlayarak Selçuklu dönemlerine kadar işlevsel olarak kullanıldığı ifade edildi.OCAK AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3

KİTABIN ADI : Not Defterimden
KİTABIN YAZARI : Jose Saramago
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Nesrin Akyüz
KİTABIN YAYINEVİ : Turkuvaz Kitap
KİTABIN BASKI YILI : 2009
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 176
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10
ÖNERİ : Edebiyatçılar içindeki yaşayan dört efsane yazarımdan biridir Jose Saramago. 1998 yılında kazandığı Nobel Edebiyat ödülü geç verilmiş bir payedir ona. Bu nefis blog yazılarını içeren kitabı çok yakın bir geçmişi, Ekim 2008-Mart 2009 arasındaki günceleri kapsıyor. Anlatıdaki pek çok olayı okudukça sizde hatırlayacaksınız. Çeviriyi mükemmel buldum. Saramago’nun muhteşem kalem oyunları çok çok iyi biçimde Türkçe’ye aktarılabilmiş. Mükemmel bir edebiyatçı, mükemmel yazılarıyla huzurunuzda. Gözlerinizle alkışlayacaksınız.
28 Ocak 2010 Perşembe
PALMYRA- KRALİÇE ZENOBİA
Palmyra
Antik çağlarda merkezi Suriye’nin en önemli şehridir. Şam’ın 215 klm kuzaydoğusunda bir vahada kurulu olup Fırat nehrinin 120 klm güneybatısındadır. “Çölün gelini” olarak tanınan şehir, yüzyıllarca çöldeticari konaklama noktası olarak kullanıldı. Mari’de bulunan Babil tabletlerine göre ilk ismi Tadmor (veya Tadmur-Tudmur) dur.
16. YY dan sonra tarih sahnesinden silinen şehir üzerine tekrar yerleşim kurulmadı.
İran ile Roma Suriye’si ve Finike arasında ticaret yolu üzerinde yer alan şehir yıllarca Roma egemenliğinde kaldı.
Tevrat’ta da adı Tadmor olarak geçen şehir, Flavius Josephus’un kitabında Palmyra adıyla Sultan Süleyman tarafından kurulduğu rivayet edilir. Palmyra’nın isim kökeni bilinmemekle birlikte çöldeki palmiyelerden doğduğu söylendiği gibi eski ismi Tadmor’un yanlış tercümesinden de kaynaklanmış olabileceği tartışılmaktadır.
Şehir ilk kez İÖ 2000’lerde Mari tabletlerinde geçer.
Suriye İÖ 323’lerde Selevkoslar tarafından kontrol altına alındığında Palmyra bağımsız kalır.
İÖ 41’de Marcus Antonius, Palmyra’yi fethe kalkışınca, bunu haber alan halk teslim olmayarak Fırat’ın öte yakasına kaçar.
Bağımsızlık döneminde Palmyra’lı tüccarlar kendi gemileriyle İtalya ile Hindistan arasındaki ipek ticareti yoluyla kısa zamanda Palmyra’yı Ortadoğu’nun en zengin şehri yaparlar.
Palmyra, İmparator Tiberius döneminde (İS 14-37) Roma egemenliğine girer. Bu dönemde de İran Hint Çin ile Roma ticaret yolunda önemini korur. 129’da İmparator Hadrianus şehri ziyaret eder..
212’lerde Fırat ve Dicle dolaylarındaki Sasani egemenliği şehrin ticaretini zayıflatır.
İmparator Valerian tarafından Palmyra kralı yapılan Septimus Odaenatus, damadı Marconis tarafından öldürülünce karısı Septimia Zenobia yönetimi ele alır. Roma idaresine başkaldırır. 272’de Antakya’yı fetheder. Roma İmparatoru Aurelianus tarafından yapılan savaşta esir edilen Zenobia altın zincir vurularak Roma’ya götürülür. Bugünkü adıyla Tivoli’de yıllarca yaşayacağı bir villada gözaltına alınır. Palmyra daha sonra Roma lejyonları tarafından Sasani savaşlarında askeri üs olarak kullanılmıştır. Bizans döneminde şehirde pek çok kilise kurulduğu kazılarda ortaya çıkmıştır.
Halid bin Velid 634’de şehri fetheder. Ancak şehre zarar vermez. Haçlılar döneminde Palmyra, Şam emirinin egemenliğinde kalır.
13 YY da Baybars tarafından Memlük egemenliğine alınır. 1401’de Timurlenk’in yıktığı şehir çabuk toparlanır ve 15 YY da İbn Fadlallah Al-Omari tarafından yeniden imar edilir.
Osmanlı döneminde şehir vahada küçük bir garnizondur. 17 YY ‘dan itibaren yok olan yerleşimin izleri 19 YY da Avrupa ve Amerikalı arkeologlar tarafından yeniden keşfedilir.
Palmyra’nın en görkemli kalınıtısı Ba’al tapınağıdır. (205 x 210 m) Tapınaktan sonra sütunlu cadde şehre uzanır. Septimus Severus döneminde dikilen Zafer takı İS 3. YY başlarına tarihlenir. Nabu tapınağı ve Diokletianus banyoları kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Palmyra tiyatrosunun bugün 9 oturma sırası görülebilmektedir. (İS 1. YY’la tarihlenmektedir.) Tiyatronun arkasında küçük senato binası vardır. 48 x 71 m boyutlarındaki agora Septimus Severus döneminde tanzim edilmiştir.
Antik surlar dışında “Mezarlar Vadisi” denen geniş bir mezarlığı vardır. Yaklaşık 1 klm boyunca görkemli bezemelerle lahitler ve anıt mezarlar sıralanmışlardır.
Mayıs 2005’de Polonyalı arkeologlar tarafından kanatlı zafer tanrıçası Nike’nin heykeli bulunmuştur.
KRALİÇE ZENOBİA
Zenobia (240-274) 3. YY da yaşamış Suriye kraliçesidir. Palmyra kralı Septimius Odaenathus’un 2. karısıdır. 269’da kralın ölümüyle tahtın yönetimine geçmiştir. 269’da Mısır’ı fethettiğinde kendini Mısır kraliçesi ilan etmiş ve İmparator Aurelianus’un kendini yakaladığı 274’e kadar egemen olmuştur. Zenobia, Aurelianus’un zafer geçidinde altın zincirleriyle yer almış ve yaşamını Roma’da sürgünde noktalamıştır.
Zenobia, “Iulia Aurelia Zenobia” ismiyle doğmuştur. (Arapçası; al-Zabba’ bint Amr ibn Tharab ibn Hasan ibn ‘Adhina ibn al-Samida kısaca al-Zabba’dır. (الزباء بنت عمرو بن الظرب بن حسان ابن أذينة بن السميدع)
(Zenobia, altın zincirleriyle Palmyra’ya son defa bakıyor) Herbert SchmalzBabası Iulius Aurelius Zenobius 229’da Suriye emiridir. Annesi Mısırlıdır. Palmyra’da doğdu. Annesinden antik Mısır dili ve kültürünü öğrendi. Çok güzel ve zarifti. Esmer tenli, inci beyazı dişleri, parlak siyah saçlara ve güzel bir çehreye sahipti. Sesi çok güzeldi. Yunanca, Arapça, Mısırca ve Latinceye vakıftı. Tarih bilir, Homeros, Platon ve diğer Yunan yazarlarını okumuştu. Avı ve eğlenceyi severdi.
Palmyra kralı Septimius Odaenathus ile 258’de evlendi. Kralın ilk evliliğinden olan Hairan isimli üvey oğlu vardı.
266’da kraldan oğlu Vaballathus doğdu. (Lucius Iulius Aurelius Septimius Vaballathus وهب اللات)
267’de kral ve üveyoğlu öldürülür. Zenobia yerine geçer ve kendini Augusta, oğlunu Augustus ilan eder. Ülkesi Roma ile Sasani devleti arasında sıkışmış vaziyettedir. 269’da Mısır’a girer. Bu fetihten sonra “Savaşçı Prenses” olarak anılır. Ordunun başında ata binebilecek, ordu ile beraber 5-6 klm yürüyebilecek güçtedir. Zenobia ordusuyla Anadolu’da Ankara’ya hatta Kadıköy’e (Calcedon) dek ulaşır. Filistin ve Lübnan’ı fetheder. Doğudaki bu hareketlenmeden rahatsızlık duyan İmrarator Aurelianus ordusuyla Suriye’ye girdiğinde Antakya yakınlarında karşılaşırlar. Savaşı yitirmekte olduğunu gören Zenobia önce Antakya’ya sonra Homs’a kaçar. Roma ordusu yaklaşınca oğluyla deve sırtında Sasani’lere sığınmaya çalışırsa da Fırat kıyısında yakalanır


Zenobia ve Vaballathus Roma’ya götürülür. Vaballathus yolda ölür. Zenobia, imparatorun zafer alayında altın zincirle yürütüldüktem sonra Roma’da sürgün yaşamına başlar. Felsefe ve Roma yaşamını inceler. İsmi bilinemeyen bir Roma valisi (ya da Senatörü) ile evlenir isimleri bilinemeyen birkaç kızı olur.
27 Ocak 2010 Çarşamba
ONLARI UNUTMAYIN - 11
Mondros Mütarekesi taksim projesine göre; Antep, Maraş ve Çukurova bölgesi Fransız işgal bölgesi olarak taksim edilmişti. 2 Şubat 1919'da çoğunluğu Hintli askerlerden oluşan İngiliz askerleri Maraş'ı işgal etmişler ve şimdiki Ticaret Lisesinin yanındaki kışlaya yerleşmişlerdir. 29 Ekim 1919 tarihine kadar bu bölgede kalan İngiliz askerleri, Ermenilerin sürekli başvuruları ve bu yöndeki girişimleri sonucu Fransız askerleri ile yer değiştirmişlerdir. Maraş halkının, bu yer değiştirmeye mani olmak için yaptığı başvurular ise, o sırada Osmanlı hükümetinin zayıf oluşu ve yöneticilerin ilgisizliği nedeni ile başarılı olamamıştır. 29 Ekim 1919 akşam vakti Yüzbaşı Jülie komutasındaki öncü birlikler, Ermenilerin taşkınlıkları ve tezahüratları arasında Şeyh Adil mevkisinden şehre girmişlerdir.
Öncü kuvvetlerden bir gün sonra, 2000 kişilik gönüllü Fransız lejyoneri Ermeniler, Fransız ve Cezayirli askerlerden oluşan birlikler yine Ermeni tezahüratları, Ermeni kadınların muhabbetli alkışları arasında şehre girdiler. Şimdiki Ticaret Lisesi civarına yerleştiler.
31 Ekim 1919 cuma günü akşamına kadar, Fransızlarla beraber gruplar halinde şehri dolaşan Ermeniler Türk halkına ağır hakaretler ve küfürlerle mütecaviz davranışlarda bulundular. Akşam vakti, havanın kararması ile olayların sükûn bulması beklenirken, Uzunoluk hamamından çıkan 3 kadın ve bohçalarını taşıyan bir erkek çocuğunu gören Fransız-Ermeni devriyesinden bir asker; “Burası artık Türk memleketi değildir. Fransız müstemlekesinde peçe ile gezilmez!” diyerek kadınların peçesini zorla açmak istedi. Kadınlar ise bağırıp, feryat ederek yakındaki Kel Hacı'nın kahvesinden yardım istediler.
Olay yerine ilk müdahale eden Çakmakçı Sait; “Gâvur oğulları! Dokunmayın bacılarıma!” diyerek Fransız Ermeni Lejyonerlerinin üzerine yürüdü. Üzerinde silah olmayan Çakmakçı Sait, açılan ateş sonucu ağır yaralanmıştır. Bu sırada adı İmam olan ve geçimini temin etmek için süt sattığı için Sütçü İmam olarak tanınan İmam, yanında bulunan silahı ile ateş açmış ve bir Fransız-Ermeni Lejyoner askerini öldürmüş, bir diğerini de yaralamıştır.
Bu olayda Çakmakçı Said şehit düşmüş yaralanan Ermeni ise ölmüştü 1 Kasım 1919 tarihinde ölen Ermeni için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Şehri terk etmeyen İngiliz ve Fransız askerleri olay yerine yetişti. Sütçü İmam ise Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti. Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı.
Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyekli oğlu Kadir'in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayarak burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.
Sütçü İmam 1878 yılında doğmuştur. Üç kız bir erkek çocuğu vardır. 31 ekim 1919 da, düşmana ilk kurşunu atan Sütçü İmam, düşmanın Maraş'tan kovulmasından sonra, harpteki fedakarlıklarına mükafat olarak Belediyeye odacı alınmış, bu vazifesi yanında kaledeki topun idaresi kendisine verilmişti. Bir top atımı sırasında barutun ısınan namludan erken ateş alması neticesi yandı. Alman Eytamhanesinde tedavi altına alındıysa da iki gün sonra 25 Kasım 1922 tarihinde vefat etti. Çınarlı Cami mezarlığına defnedildi.
26 Ocak 2010 Salı
DUBROVNİK-STARİ GRAD - 3
25 Ocak 2010 Pazartesi
KİTAP

Kitap deyince benim açımdan akan sular duruyor. Kendimi hatırladığım zamanların başlangıcından beri, kitap yaşamımda çok önemli bir yer tutuyor. Şimdi ise kitaplar sayısal olarak evde önemli bir yer tutuyor. (!)
Kitap dostluğu bambaşka bir şey. Pek çok kitabı bitirdiğimde, ileride vakit bulursam tekrar okurum diyorum. Ancak pek az kitabı tekrar okuyabiliyorum. Eskiden (80 li yıllar diyelim) yeni bir kitap çıktığında sevinirdik. Şimdi bırakın okumaya, pek çok kez almaya yetişemiyorum. Zaman zaman elimde okumak için bekleyen kitap sayısı 60-70 lere kadar çıktığı oldu. Baktım, okumakla bitiremiyorum, kitapçıya yaptığım aylık rutin ziyaretleri 3-4 ayda bir seviyesine düşürdüm. En azından güncel olarak aldığım kitapları yakın bir zamanda okuyabileyim diye. Yaklaşık bir yıl önce aldığım bu yavaşlama kararı üzerine şu anda sıra bekleyen kitap stokum 28’e düştü.
Kitap okuyan dostlarla bilgi paylaşımı olsun diye yazıyorum, halen yıllık kitap okuma hızımı 100 civarında tutmaya çalışıyorum. İleride bazı kişisel istatistiklerimi sizlerle paylaşacağım.
(Bu zevkli kitap sohbetlerine devam etmeye çalışacağım)
22 Ocak 2010 Cuma
DUBROVNİK-STARİ GRAD - 2
OCAK AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 2

KİTABIN YAZARI : François Hartog
KİTABIN ÇEVİRMENİ : Emin Özcan
KİTABIN YAYINEVİ : Dost Kitabevi
KİTABIN BASKI YILI : 1997
KİTABIN BASKI SAYISI : 1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI : 353
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ : 10/10
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ : 10/10
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL DEĞERİ : 10/10
ÖNERİ : Tarihin babası Herodotos’un kitabı, tarihçi gözüyle mercek altına alınıyor. Antik Yunan gözüyle İskitya, Mısır, Pers ülkelerine ve halklarına bakış, antik dünyanın sınırları, kurban törenleri, kral cenaze törenleri, Antik Yunanca’nın kelime açılımlarına ve konudaki kullanış biçimlerine kadar çok ince ve yoğun değerlendirmeler var. Orta düzey bir tarihçinin büyük bir keyifle okuyabileceği, kendi bilgilerini değerlendirebileceği, kanımca konusunun en değerli kitaplarından biri. Tarih sevmeyenler ve okumayanlar için önerme şansım yok. Bu değerli çalışmanın Fransız Akademisi’nin “Montyon” ödülünü aldığını da eklemeliyim.
21 Ocak 2010 Perşembe
ONLARI UNUTMAYIN - 10
Rize’nin Portakallık Mahallesi’nde 1878 (1862?) yılında doğan İpsiz Recep’in annesi Cemile, babası Hüseyin’dir.
Emiroğulları’ndan olan İpsiz Recep, genç yaşında çalışmak için İstanbul’a gider. Yelkenli teknesiyle Boğaziçi’nde çalışmaya başlar. Yanında çalışanlara eziyet eden Rum ve Ermenileri zararsız hale getirir. Orada çalışmalar arasında huzuru temin eder. İpsiz Recep’in bu tür çıkışları neticesinde çevresinde sayılır, sevilir, cesareti takdir edilir. Elinde avucunda ne varsa, olanı da, olmayanı da verdiğinden ve kendisi de “cep delik, cepken delik” misâli kaldığından ‘İpsiz’ lakabını alır.
İpsiz Recep, Karasu’nun ve Civarının Savunmasını Ele Aldı İpsiz Recep’in huzuru temin edip, çalışmaya başladığı zaman İstiklal Harbi patladı. İstiklal mücadelesi başladığında düşmanla işbirliği yapmaz, Kuvayı Milliye saflarında yer alır. İpsiz Recep, on beş arkadaşı ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Kefken Adası’na gelir. Arkadaşlarıyla birlikte dinlendikleri bir zamanda yabancı bandıralı bir geminin kendilerine doğru geldiklerini fark ederler. İyice yanaştıkları zaman geminin Fransız olduğu anlaşılır. On beş arkadaşlarıyla birlikte gemiyi çevirip, teslim alırlar. Gemiyi Sakarya Nehri’ne kadar getirip zamanın Karasu Bucak Müdürü’ne teslim ederler. Geminin arpa yüklü olduğu görülür. Bu hareketinden sonra İpsiz Recep Karasu’da karargah kurup Ankara ile irtibat sağlar. Ankara kendisine ‘milis kuvvetleri komutanlığı’ olarak ‘yüzbaşı rütbesi’ verir. Bundan sonra İpsiz Recep’in etrafında 1800-2000 kişi kadar genç toplanır. Çete zamanla büyür. Rizeli Mehmet Kaptan (Altıkanoğlu), yine Rizeli Murad Reis (Ekşioğlu), Yoncalı ve Firdevsoğlu Reisler Samsun’da bir araya gelirler. Köy köy dolaşırlar ve cephane taşımak için topladıkları kağnıları Kazım Karabekir Paşaya teslim ederler. Çeteye karargâh kuracakları korunaklı bir yer gerekince Kefken adasına yerleşirler. Kefken’de Mustafa Reis (Uzun), Kemençeci Hazma (Pilehozlu), Kandemirin Mehmet ve Kolcu’nun Hüsnü, Salih Çavuş, Parmaksız Ahmed, Hasan Çavuş, Bayram Ali, İsmail Hakkı Reis, Mecid Dayı, İsmail Reis ve on üç arkadaşı yeğeni Hamza ile hemen hepsi Rizeli kuvvacılar “İpsiz” Recep’e “Reis” derler, İstanbul hükümetinin ve işgâl kuvvetlerinin baş düşmanı olurlar. Halife, Çerkez ve Abazaların etnik kökenlerine hitap ederek, onları onore ederek, “bendensiniz” diyerek Kuvayı Milliyeye karşı ayaklandırır, Kuvayı Milliye güçlerine saldırtır. “İpsiz” Recep ve arkadaşları bu saldırıları da, isyanları da bastırır. Hem de hak ettikleri bir şekilde. Halifenin Damadı Ferid Paşa da boş durmaz. İdam fermanını çıkarır. “İpsiz” Recep ve arkadaşlarını ele geçirmesi için Binbaşı Lütfü kumandasında 80 jandarmayı üzerlerine sürer. Kuvayı İnzibatiyeye mensup birliğin komutanı Lütfü Bey, Kuvayı Milliyecileri katletmeyi onuruna yediremez, Kefken’i uzaktan top ateşine tutar. Daha sonra Binbaşı Tufan’ın 43. Alayına katılan çete, Kocaeli Birinci Taburu olur. “İpsiz” Recep Reis, yüzbaşılığa yükselir. Yaptığı en önemli iş İzmit’te Yunan kuvvetlerinin İnönü hattındaki kuvvetlere katılmasını önlemek olur. Etrafındaki gönüllü ona yetmeyince Sinop, Trabzon ve Rize hapishanelerinin kapılarını açıp 101 yıllık mahkûmlara sorar:-Hürriyet dışarıda… Şimdi sizi serbest bırakıyor ve hürriyetinizi veriyorum. Siz de milletinize vereceksiniz. Prangada yaşamak mı, düşmanla vuruşmak mı? Kararınızı verin.
Ve eski mahkûmlar da Kuvayı Milliyeye katılır. Çelik gibi adalelere sahip, tuttuğunu koparan bir öfke dalgası ile kaplı olan “İpsiz” Recep’in Milli Mücadeledeki konumu çok önemlidir.
Halk İpsiz Recep’e “Emice” Unvanını Vermiştiİpsiz Recep doğruluğu, dürüst ve mertliği sayesinde etrafın takdirini toplayıp sözü geçen kişi durumuna gelmiş, halk kendisine “Emice” unvanı vermiş, İpsiz Recep’in bu durumunu tespit eden Ankara, emrine üç istihbarat subayı vererek harp hali ve şekli üzerine nasıl hareket edeceğine dair emirler göndermiştir.
İstiklal Savaşı’nda iç ve dış düşmanlara karşı milli duygularla dolu olarak saldıran, bu konuda anlayış gösterenlerin yardımlarından yararlanan İpsiz Recep ve mahiyetindeki milliyetçiler amansız bir mücadele ile Yunan ve Çerkez Ethem kuvvetlerinin herhangi bir şekilde zarar vermelerine meydan vermemişlerdir. Düşman denizden bombalarla dağları dövmüşse de çıkarma yapma imkânı bulamamıştır. Karasu’da yürüyemediği gibi çekilip, bilinmeyen yönlere doğru gitmek zorunda kalmıştır.
-Biz işimizi tamamladık efendiler. Savaşta dik duran başımızı siyasette eğmeyiz. Tilkinin pazarda işi yoktur. Gazi Paşa Hazretlerine hürmetlerimi arz ederim.
Rizeli “İpsiz” Recep Reis ve arkadaşları düşmanla ve yerli işbirlikçilerle savaşmışlardı. Vatanın ve milletin istiklâli için onların ipinde asılmayı göze almışlardı.
İstiklal Savaşı’nda her türlü zorluğa karşı mücadelesini sürdürüp, milli duygularının sesine göre fedakarlıktan çekinmeden başarı gösteren İpsiz Recep, 1928 yılında Yenimahalle’deki evinde ölmüş, vasiyeti üzerine mezarı Karasu şehir mezarlığına defnedilmiştir. İpsiz Recep’in kişiliğini tanıyan, iyiliğini unutmayan, yardımı borç ve görev sayan Karasulular tarafından hizmeti ve kişiliğine yaraşır şekilde yaptırılan mezarı muhteşem görünüşü ile göze çarpmaktadır.19 Ocak 2010 Salı
DUBROVNİK-STARİ GRAD - 1
Zaman buldukça dünyanın değişik yörelerinden çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşmak isterim. Sizleri sıkmadan kısa anekdotlarla tanıtmaya çalışacağım.




