31 Ocak 2013 Perşembe

BENİM ATATÜRK'ÜM ...

ATATÜRK diktatördü. Tartışmaya bile gerek yok. Ama öylesi bir diktatör ki halkının ilerlemesine, halkının mutluluğuna engel olan hiçbir kararın altında imzası yok.

ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki Anadolu'daki düşman işgaline karşı yaptığı ilk iş bölgesel kongreler aracılığı ile halkıyla bütünleşmek, ardından merkezi bir otoriteyle kurtuluşu ve kuruluşu yönlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin oluşumun sağlamak olmuştur.

ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki, kurduğu, kurdurduğu  kabinelerde görev alan bakanlar 30-35 yaşlarında idiler. Mahmut Esat, Mustafa Necati, Cemal Hüsnü, Dr. Reşit Galip gibi. Hatta genç bakanlar O'nun akşam sohbetlerine katılamadıklarından ötürü sitem edince ATATÜRK; "Ben size bu genç yaşınızda devleti teslim ettim, soframdakiler hayatlarını ömür boyu bana hasreden, öl desem ölecek insanlardır" demiştir.
ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki kendisiyle konuşmaya gelen bir yabancı gazeteciye sorar: "Sen hem diktatör olduğu için Hitler'i eleştiriyorsun, hem de diktatör olduğumu yazıp söyleyen herkese karşı beni savunuyorsun. Bu bir çelişki değil mi?" Gazetecinin cevabı ilginçtir. "Doğrudur. Hitler, devletini yıkan diktatördü, siz devlet kuran diktatörsünüz."

ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki Ulusal Kurtuluş Savaşına birlikte başladığı paşalar, savaşın kazanılmasından sonra O'ndan ayrıldılar, karşısına geçtiler, eleştirdiler doludizgin. Öyle ki hızlarını alamayıp siyasi parti bile kurdular, devrimi ters yüz etmek bile istediler, O'nu ortadan kaldırmak isteyenlerin girişimlerine destek oldular.

Fakat O büyük diktatör, "Arkadaşlarımın ufku, muhayyilesi kurtuluştan sonraki Cumhuriyet Türkiye'sini, çağdaş, laik Türkiye kavramını kavrayamadı. Yolları açık olsun" diyerek omuz silkti. Nitekim yıllar sonra o muhalefet hareketinin başı "İçimizdeki en büyük kumandan O idi. O olmasaydı biz bu işi başaramazdık, fakat biz olmasaydık O işi başarır, memleketi kurtarırdı" diyecektir.
ATATÜRK yalnız adamdı. Dahilere yaraşır, dâhiyane bir yalnızlık. Ancak Bütün özgürler gibi yalnız, bütün yalnızlar gibi özgürdü. Sarayından ayrılmayan, köşkünden çıkmayan bir yalnızlık değildi onunki. Tersine sıkıldığında kapağı halkın arasına atardı. Öyle günü birlik gidip gelmelerle değil, günler, haftalar süren gezileri olurdu. Anadolu toprağı ile Anadolu insanı ile buluşmak en büyük keyfi, sevinci olurdu. Kars'a gelişindeki gezisi Ağustos ayının 20'sinde başlamış, Ekim ayının ortasında bitmiştir. Kırk günü aşkın bir süre. Bıkmaz, usanmaz, yorulmazdı o gezilerinde. Halkının içinde, halkının arasında olmak en büyük mutluluğu idi.

ATATÜRK'ÜN yalnızlığı bir Namık Kemal yalnızlığıdır.
Hani o büyük vatan şairi; "Görmeden ölürsem millette ümit ettiğim feyzi, Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun" demişti ya, öyle. "Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği" ulusunun çağdaş, uygar, mutlu, yaratıcı olmasının umudu ve beklentisi içindeki bir yalnızlık.

ATATÜRK yalnız adamdı.
Çünkü o yıllarda 100 yıl sonraki Türkiye'nin resmini çizecek birileri yoktu çevresinde. O nedenle hem yalnız, hem tek adamdı.

ATATÜRK rakı da içerdi.
Ama Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında ve önemli ülke sorunlarının tartışıldığı günlerde ağzına içki koymamıştır. Fakat İzmir'i işgal güçlerinden 9 Eylül'de kurtarmış, 10 Eylül'de Konak'ta rakısını içmiştir. Hatta lokantanın perdeleri kapatmak isteyen garsona "Çocuk! Perdeleri aç, açık tut. Milletim beni gerçek yüzümle görsün" demiştir.

Ben o sarhoş Cumhuriyeti, böylesi mümin bir Cumhuriyete bin defa tercih ederim...
YETTİ BE!..

DR. BEŞİR DOSTER

Önemli Not!!! Bu yazının yazarı Dr. Beşir Doster nöroloji uzmanı görevindedir.
80 yaşlarında olmasına rağmen çok bilinçli ve kibarlığıyla nesli tükenmiş bir insandır.

30 Ocak 2013 Çarşamba

BLOĞUMDA GEÇEN YIL (2)


Bloğuma 2012 yılı içerisinde gelen yorumları aşağıdaki ana başlıklar halinde gruplandırdım. Buna göre;

Hediye-Çekiliş-özel gün yazıları
%19.81
Gezi ve kültür yazıları
%18.61
Öykü-anı-anlatı yazıları
%15.91
Bilimsel-Tarihi-siyasi yazılar
%14.71
Kitap tanıtım yazıları
%12.61
Bilimsel içerikli ve araştırma yazıları
%  6.60
Dini içerikli yazılar
%  5.70
Doğa yürüyüşü yazıları
%  4.80
Hukuksal konulardaki yazılar
%  1.20

Dilerseniz bu gruplandırmaya göre gelen yorumları aşağıdaki gibi anlamlandırabiliriz:
·         İçeriği herkese hitap etmeyen özel konularda yorumlar az oluyor. Örneğin, hukuki, dini ve bilimsel içeriği olan yazıların toplam yorumdaki oranı %15’in altında.
·         Doğa yürüyüşleri ilginç bir konu olmakla birlikte internet kullanıcılarının ev ya da ofis dışı ilgi alanlarının az olmasından mıdır fazla ilgi çekmiyor ve yorum almıyor. Demek ki insan, yapmadığı bir uğraşıya da ilgi duymuyor.
·         Bloğumda fırsat buldukça yaşanmış öyküler, anı ve anlatı yazılarıyla, ulusal tarihimize ağırlık verecek derecede tarih ve siyaset yazıları toplamda %30’u aşar şekilde yorum aldı. Blog izleyenler açısından bu yazılara büyük ilgi gösterildiği ortaya çıktı.
·         Seyahatlarıma ilişkin yazılarda %20'ye yakın yorum aldı. Türkiye’deki ve dünyadaki ilginç yerlere yapılan geziler beğeniliyor ve ilgiyle izleniyor.
·         Hediye, çekiliş ve özel gün yazılarının ise en çok yorum alması blog yazıları yönünden çok normal gözüküyor. Aynı zamanda izleyenlerin katılımcılığı açısından önemli görüyorum. Bakalım önümüzdeki yıl söz konusu istatistikler aynı kalacak mı yoksa anlamlı sapmalar gösterecek mi?

NOT: 2012 yorumcularımdan kazananları belirlemiştim. Ancak yorumcularım kitap seçmek için başvurmadığından kendi belirlediğim kitapları kendilerine postalıyorum. Hafta sonu ellerine ulaşacak.

29 Ocak 2013 Salı

TAM ELLİ ÜÇ YIL ÖNCE

 TAM 53 YIL ÖNCE 03 MAYIS 1960 TARİHİNDE ZAMANIN KARA KUVVETLERİ KOMUTANI ORGENERAL CEMAL GÜRSEL’İN HÜKÜMET NEZDİNDE MİLLİ SAVUNMA BAKANI’NA GÖNDERMİŞ OLDUĞU MEKTUBU SİZLERLE PAYLAŞIYORUM.


‘’AZİZ  VEKİLİM,
DÜN GECEKİ KONUŞMALARIMIZIN IŞIĞI ALTINDA  ZATIALİNİZE MEMLEKETİN HUZUR VE İSTİKRARI İÇİN ALINMASI LAZIM GELEN TEDBİR VE KARARLAR HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİ BİLDİRMEYİ MİLLİ VE VATANİ BİR VAZİFE BİLİRİM.
SAYIN BAŞVEKİLİN AÇIKLAMALARINI DİNLEDİM VE OKUDUM. BUNLARDA, BENİM DÜŞÜNCELERİMİN KABULÜNE MÜSAİT BİR ZEMİN HENÜZ MEVCUT OLMADIĞI AŞİKAR OLARAK BELLİ İSE DE YİNE DE DÜŞÜNCELERİMİN SİZLERE İBLAĞININ ZARURETİNE İNANIYORUM.
MUHTEREM VEKİLİM, ŞU HAKİKATİ KABUL ETMEK LAZIMDIR Kİ, KAYSERİ HADİSELERİ İLE BAŞLAYIP SON KARAR VE FECİ OLAYLARA KADAR DEVAM EDEN VAKALAR, VATANDAŞ RUHUNDA DERİN TESİRLER VE HÜKÜMETE KARŞI TELAFİSİ GÜÇ HOŞNUTSUZLUKLAR YARATMIŞTIR. HELE, ORDUNUN TALEBELERE KARŞI AKILSIZCA KULLANILMASI  İŞİN VAHAMETİNİ ARTIRMIŞ, ORDU MENSUPLARINDA HUZURSUZLUK VE GÜVENSİZLİK HİSLERİ BELİRMİŞ, KORKULAN ŞEY OLMUŞ, ORDU POLİTİKAYA KARIŞTIRILMIŞTIR.
SAYIN  VEKİLİM, BU AHVAL VE KÜÇÜMSENMEYECEK, CEBİR VE ŞİDDETLE GEÇİŞTİRİLECEK ŞEYLERDEN DEĞİLDİR. MEMLEKET, HÜKÜMET VE PARTİNİZİN DÜŞTÜĞÜ BU MÜŞKÜL VAZİYETİ KURTARMAK İÇİN SÜKUNETLİ, FAKAT CİDDİ VE ZECRİ TEDBİRLER ALMAK LAZIMDIR. BU TEDBİRLER ŞUNLAR OLMALIDIR:
1-CUMHURBAŞKANI İSTİFA ETMELİDİR. ÇÜNKÜ , BÜTÜN FENALIKLARIN BU ZATTAN GELDİĞİ HAKKINDAKİ MEMLEKETTE UMUMİ BİR KANAAT VARDIR.
2-KABİNEDE İYİ KABUL EDİLMEYEN VE  SUİ HALLERİ BÜTÜN MEMLEKETE YAYILMIŞ BULUNAN ZEVAT ÇIKARTILMALI VE YENİ KABİNE MUTLAK, DÜRÜST, MAKUL, ZORCU DEĞİL; ADALET VE ŞEFKAT HİSSİ TAŞIYAN ZEVATTAN KURULMALIDIR.
3-İSTANBUL, ANKARA VALİLERİ VE EMNİYET MÜDÜRLERİ SÜRATLE DEĞİŞTİRİLMELİDİR.
4-ANKARA ÖRFİ İDARE KOMUTANI DERHAL DEĞİŞTİRİLMELİDİR.
5-SON ÇIKARILAN VE TAHKİKAT KOMİSYONLARI İHDAS EDEN KANUN KALDIRILMALIDIR.
6-MEVCUT (HERHALDE MEVKUF OLACAK) AF KANUNU İLE KISA ZAMANDA TAHLİYE EDİLMELİ.
7-SON HADİSELERDE TEVKİF EDİLEN TALEBELER SERBEST BIRAKILMALI, İLİM MÜESSESELERİ YENİDEN FAALİYETE GEÇİRİLMELİDİR.
8-ŞİMDİYE KADAR ÇIKARILAN BÜTÜN ANTİDEMOKRATİK KANUNLAR TEDRİCEN KALDIRILMALIDIR.
9-VATANDAŞIN HÜRRİYET EŞİT MUAMELE HAKKINA MUTLAK SURETTE RİAYET EDİLMELİDİR.
10-ORDUNUN MESELELERİ DERHAL HALLEDİLMELİDİR.
11- DİN İSTİSMARCILIĞINDAN VAZGEÇİLMELİDİR.
12-SUİSTİMALLER OLUYOR MU, BİLMİYORUM. FAKAT OLDUĞU HAKKINDA UMUMİ BİR KANAAT MEVCUTTUR VE MİLLETİN HÜKÜMETE KARŞI İTİMATSIZLIĞINA SEBEP OLMAN MEMLEKET GEZİLERİNDE SUNİ BİR SORUN YARATMAKTADIR. BU GİBİ KÖTÜLÜKLERİN ŞİDDETLE BERTARAF EDİLMESİ LAZIMDIR.
13-MÜSTESNA ZAMANLAR VE GÜNLER HARİCİNDE HÜKÜMET BÜYÜKLERİNİN MEMLEKET  GEZİLERİNDE BÜYÜK VATANDAŞ TOPLULUKLARI İLE KARŞILANMALARI USULÜ TERK EDİLMELİDİR. 

MUHTEREM VEKİLİM, BU YAZDIKLARIM ASLA BİR PARTİ VE POLİTİKA MÜLAHAZA VE TESİRİ İLE YAZILMAMIŞTIR. MEMLEKETİN DURUMUNUN BU TEDBİRLERİN ALINMASINI ZARURİ KILDIĞINA İNANDIĞIM İÇİN ARZ EDİLMİŞTİR. SİZLERİN VATANPERVERLİK VE VİCDANLARINIZA HİTAP  MUHAKKAKTIR. FAKAT, BU ASLA KAFİ DEĞİLDİR. BU YAPILAN İŞLERİ MÜSTEMLEKE İDARECİLERİ DE YAPAR, YAPIYOR VE YAPMIŞTIR. ASIL ÖNEMLİ OLAN TOPLUMUN RUHUNDA YAŞAMA ŞEVK VE AZMİNİN GELİŞTİRİLMESİ, HAK VE HÜRRİYET AŞKININ KÖKLEŞTİRİLMESİ VE VATANDAŞ İDRAKİNİN YÜKSEK VE NECİP HİSLERLE DONATILMASIDIR. OLAYLAR BU YOLDA OLMADIĞINIZI GÖSTERMEKTEDİR. TALEBELERİN HÜRRİYET DUYGUSU İLE YAPTIKLARI MASUMANE TEZAHÜRATA KARŞI KITALAR SEVKEDİLMESİ VE ONLARIN DESTEĞİ İLE EMNİYET KUVVETLERİNİN İLİM YUVALARININ İÇİNE KADAR GİREREK TALEBELERİ, PROFESÖRLERİYLE BERABER JOPLARLA VE KURŞUNLARLA TEDİP ETMESİ ,DÜNYADA GÖRÜLMEMİŞ FECİ BİR ŞEYDİR. O HENGAMEDE KIZ TALEBELERİN YÜREKLER PARÇALAYAN ÇIĞLIKLARININ ,  ANALAR, BABALAR VE HALK RUHUNDA ONULMAZ YARALAR AÇACAĞINI  VE AÇTIĞINI ANLAMAMAK, MEMLEKETİN HUZURU BAKIMINDAN BÜYÜK BİR HATA VE HAZİN BİR GAFLET OLDUĞUNA KANİYİM. BİZİM GENÇLERİMİZDE HAK , ADALET VE HÜRRİYET DUYGULARININ GELİŞMESİNDEN VE KEMALİNDEN MEMNUN OLMANIZ LAZIM GELMEZ Mİ? İSTİKBALİ HİSSİZ ,  DUYGUSUZ, MÜSTEMLEKE RUHLU YALNIZ MADDECİ BEDBAHT İNSANLARA MI BIRAKMAK İSTİYORUZ? SAYIN VEKİLİM, MARUZATIM MUHAKKAK Kİ ÇOK MÜHİM VE HATTA ÇOK CÜRETKARHANEDİR. FAKAT, MEMLEKET İÇİN, MİLLETİN SELAMETİ İÇİN, HÜKÜMET VE HATTA PARTİNİZİN KURTARILMASI İÇİN DİKKATE ALINMASI LAZIMDIR VE HATTA ÇOK LAZIMDIR.
SAYGILARIMLA.
                                                                                                 3/5/1960
                                                   KARA KUVVETLERİ KOMUTANI ORGENERAL CEMAL GÜRSEL’’

(BU MEKTUP ERSAL YAVİ’NİN  İKİ CİLTLİK ‘’İHTİLALCİ SUBAYLAR’’İSİMLİ ESERİNİN BİRİNCİ KİTABININ 240 VE 241 NCİ SAHİFELERİNDEN ALINMIŞTIR.)

28 Ocak 2013 Pazartesi

EKİM AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 1


KİTABIN ADI
Milli Mücadele Kahramanı Giresunlu Osman Ağa
KİTABIN YAZARI
Süleyman Beyoğlu
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Bengi Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2009
KİTABIN BASKI SAYISI
2. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
306 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  (Birkaç dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 

YORUM:
     Kim ne derse desin, “Gazi Milis Yarbay Topal Osman Ağa” Cumhuriyet tarihimizin Mustafa Kemal’den sonra en önde gelen kahramanlarından biridir. Çok çeşitli nedenlerle ölümündeki giz aydınlanmamış/aydınlatılmamıştır. Ancak bu onun kahramanlığına ve Milli Kurtuluş Savaşı’mıza katkısını küçültmez.
     Bilmeyenler için ve onun yaşamını okumaya heves duyacaklar için küçük bir ipucu vereyim. Topal Osman Ağa, Mustafa Kemal’in Samsun’a ordu müfettişi olarak tayin olmasına sebep olmuş ve bir anlamda ulusal mücadelemizi başlatacak kıvılcımı ateşlemiş kişidir.
     Dünya Savaşı’nın bitiminde yenik sayılan Osmanlı içindeki azan azınlıklardan Rum’lar, Pontus’da açıkça köyleri kasabaları soymaya başlamış ve Türkleri belli bir plan çerçevesinde katlederek hem sayılarını azaltma ve hem de korkup kaçarak havaliyi Rumlara terketmeleri için sistematik eylemlere girişmişlerdir. Tam bu aşamada Topal Osman Ağa, etrafına topladığı Giresun uşaklarıyla, Rum çetelere, yaptıklarını misliyle ödeten bir mücadeleye girişmiştir. Bu çerçevede, Rum’u hoşgören Osmanlı yöneticilerini de affetmemiştir. Doğu Karadeniz’de başlayan Türk kalkışmasının kötü sonuçlar doğuracağını düşünen İngiliz’ler, padişahtan bu hareketleri önleyecek girişimler başlatmasını istemiş ve bu Mustafa Kemal’e beklediği firsatı vermiştir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal, derhal Topal Osman Ağa ile görüşmüş ve sonuna kadar arkasında olduğunu söylemiş ve desteği istemiştir. O andan itibaren Topal Osman Ağa, Milli Kurtuluş Hareketinin Karadeniz’deki en yüksek sesi olmuş, Postus özlemcilerini ezmiş, milli mücadeleye, özellikle Sakarya Meydan Savaşı’na gönderdiği gönüllü Giresun Müfrezesiyle Haymana Çaldağ eteklerinde Yunan’ı geriletmiş, (Blog da Gülpembe Hanım’ı okuyun), özenle seçtiği ve gönderirken “Mustafa Kemal’e bir fiske zarar gelmesi halinde 7 soylarını yokedeceğine yemin ettiği gönüllü Giresun uşaklarıyla ilk Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın kuruluşuna öncülük etmiş, Kürt Koçgiri isyanını başarıyla bertaraf etmiş bir milli mücadele kahramanıdır.
     Atatürk’e kin duyan ve muhalif Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümü olayına adı karışmış ve bugüne kadar aydınlanmayan olaylar sonucu şehit edilmiş olan Topal Osman Ağa, Mustafa Kemal’in deyişiyle “İlk Cumhuriyet Şehidi”dir.
     Halen Giresun'da bulunan mezar anıtı  ile önce Giresunluların ve sonra tüm yurtseverlerin kalbinde sonsuza dek yaşayacak ve adı hiçbir zaman unutturulmayacak kahramanlarımızdan biridir. Ruhu şad olsun!





25 Ocak 2013 Cuma

GİRNE'DE BALIK KEYFİ

Gezmeyi seviyorsanız gezdiğiniz ülkelerdeki değişik mekan ve tarihi eserler yanında gidilen ülkenin yerel damak zevkleri de önde gelen seyahat zevkleri arasındadır.

Gezenler bilir, Campo di Fiori’de bir kafede kabuklu fıstık eşliğinde bir kadeh Grappa, La Ramblas’da dilediğiniz çeşnide bir paella’nın yanında büyük bir bardak dolusu buzlu Sangria ya da Vltava nehri kıyısında, Charles Köprüsü’nü gören bir kafede, nehirde yüzen ördekleri seyrederken koca bir bardak Urquell veya Staropramen içmenin zevki anlatmayla bitmez.
İşte bu yüzden gezginler, gezdikleri ülkede damak zevkine de önem verirler güzel mekanlar ve tatlar keşfetmeyi severler.  Kıbrıs’tayken elbette iş ve gezmenin yanı sıra güzel mekanlar ve lezzetler de karşımıza çıktı. Bu yazıda onlardan birini tanıtacağım.

Girne’de, ismen tanınmış ve birçoğunuzun iyakından bildiği “Jasmine Court” Oteli’nin yakınlarında küçük ve şirin bir meyhane var. Adı “Tekne Babaçakkada”
Kışın otel yanında bizim gittiğimiz mekanında hizmet verirken yazları sahilde farklı bir mekanda devam ediyor. Balık sevenler için ideal bir yer gibi. Özellikle hafta sonlarında rezervasyonsuz gitmeniz halinde ayakta kalma tehlikeniz var. Sofra, isteğiniz halinde 20-25 çeşit meze tabağı ile donatılıyor. Mideniz doymadan önce gözünüz fazlasıyla doyuyor. Balık yemekte direnmeniz halinde mezelerin bir kısmının hiç tadılmaması tehlikesi var. Balığı ise dilediğiniz gibi ortaya karışık ya da tek servis isteme şansınız var.
Sahibi Barış Oral, Cambridge Mimarlık mezunu. Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış. (Bilkent’in daha zor olduğunu itiraf ediyor) Ancak 41 yıllık baba mesleği olduğu için balık meyhanesini zevki için sürdürüyor.
Sofranızda yemeğiniz yerken ya da sohbet ederken sizi rahatsız etmeyecek düzeyde 1960-70 şarkıları ile film müzikleri çalınıyor. Duvarlarda eski Türk Filmlerinin afişleri ve sanatçıların resimleriyle süslenmiş. Barış bey, dönem film ve müziklerine aşırı düşkün olduğunu, zaman zaman İstanbul’a giderek plak ve cd aldığını ve müzikleri kendisinin dizdiği cd’lerde çaldığını söylüyor. Haftanın bazı günlerinde canlı fasıl varmış. Barış bey’in projeleri arasında mekanın bir duvarına projektör ile sessiz olarak eski Türk filmlerini gösterecek bir sistem kurmak ta var.

Gözünüz, mideniz ve kulaklarının doymuş vaziyette kalkarken ödeyeceğiniz hesap ise oldukça makul rakamlarda kalıyor.

Meraklanan dostlar için gerekli  bilgileri vereyim: www.teknekibris.com Rezervasyon: 0.533.8700192

24 Ocak 2013 Perşembe

EYLÜL AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 4


KİTABIN ADI
Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları – Parola Nuh
KİTABIN YAZARI
Sinan Meydan
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
İnkilap Kitabevi
KİTABIN BASKI YILI
2009
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
559 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
10/10  (Birkaç dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
10/10 

YORUM:
     Günümüzda Atatürk’e doğrudan saldırmaya cesaret edemeyenlerin, belden aşağı vuruşlar olarak geliştirdikleri bazı yöntem ve karalamalarla O’na gölge düşürmeye, fikir sahibi olmayanların zihinlerini bulandırmaya yönelik sinsi girişimlerini yakından biliyorsunuzdur.
     Örneği, “Kurtuluş Savaşı’nın Atatürk başlatmamıştır”, “Atatürk, Samsun’a, Vahiddetin’in 40.000 altınıyla gitmiştir.”, “Padişah, gizlice Kurtuluş Savaşı’nı desteklemiştir”, “Atatürk, İngilizlerle anlaşmıştır” gibi onlarca yalanla mide bulandırmaya çalışmaktalar.
     Sinan Meydan, bu çalışmasıyla söz konusu yalanların foyasını meydana çıkarmaya devam ediyor.
     Mustafa Kemal’in, daha Mondros mütarekesi günlerinde, Adana’da halkı örgütleyiş çabaları, İstanbul’a dönmeden, teslim olmayacak ve silah teslim etmeyecek askeri birlikleri belirlemesi ve talimatlar vermesini, Kasım 1918-Mayıs 1919 arasında İstanbul’da kaldığı 6 ay boyunca yaptığı çalışmalar, ince diplomasi uygulamaları, aylarca harita üzerinde kaçış planları ve yolları saptamasını, sarayla kurduğu iyi ilişkiler sonucu İngilizlerin yaptığı tarihi hatayı değerlendirip Anadolu’ya geçişini, Kurtuluş Savaşı’nın ince planlarını henüz daha İstanbul’da tüm detaylarıyla kurgulayıp başarıyla uygulamasını, mucizevi dehasını belgeleriyle ortaya koyan kitap sürükleyici bir roman havasında.
     Atatürk gençleri, kendilerine emanet edilen Cumhuriyeti korumak görevi sırasında, mutlaka bilgili ve donanımlı olmak zorundadırlar. Bunun içinde tarihi bilmek, gerçekleri kavramak önde gelen bir görevdir.
    Bırakınız kitaplığınızda yer almasını, başucunuzda bulunacak ve bunaldığınız bir anda açıp bir parça okuyup enerjinizi ve coşkunuzu tazeleyecek önemde bir kitap.



23 Ocak 2013 Çarşamba

2012 YILINDA EN ÇOK YORUM YAZARAK HEDİYE KAZANAN YORUMCULARIM


Daha önceden duyurduğum gibi, yıl içerisinde en çok yorum yapan yorumcu dostlarımın bu yıl da hediyeleri olacak. 2012 yılı içerisinde (Sözler’e yapılan yorumlar da dahil) bloglarıma 500’e yakın yorum geldi. “Adsız”ları hariç bıraktığımız takdirde 2012 yılı içerisinde yorum bırakan 61 farklı yorumcum var. Hepsi ne de gösterdikleri ilgiden ötürü çok teşekkür ediyorum.
Elbette, yorumlarıyla en çok destek gösterenleri bu yıl da ödüllendiriyorum. Hediyelerimi daha önce açıklamıştım. Basımı henüz tamamlanmış ve daha kitapevlerine dahi dağıtılmamış olan 2 kitabımız var. Ankaralı Gezginler grubu olarak bu sene 3 yeni kitap çıkardık. Bunlar;
Gezgin Gözüyle Türkiye -1 (Ege Marmara Akdeniz)
Gezgin Gözüyle Türkiye -2 (İç Anadolu Karadeniz Doğu Anadolu)
Gezgin Gözüyle Ankara
Bunlardan son ikisinde bana ait yazılar da var. Bu iki kitaptan 2’şer olmak üzere 4 adet kitap yorumcularıma gidecek. Şimdi geldi kazanan isimleri açıklamaya. 2012’de en çok yorum yazarak  kazanan yorumcularım:
Kardeşim
27 yorum
Esmir
27 yorum
Sebahattin Gencal
25 yorum
Aysema
24 yorum
Özgür Ceren Can
23 yorum

Şimdi 4 hediyeye 5 kişi nereden çıktı diyeceksiniz. Bildiğim ve anladığım kadarı ile “kardeşim” blogu yıl içerisinde kapandı. Ya da isim ve yazar değiştirdi. Beni duyar ve yazımı okur mu bilmiyorum. Bu nedenle bu yorumcumun bana ulaşmama olasılığına karşın 5. Sıradaki yorumcumu da kazanan olarak listeye aldım. Ama maillerinden tanıdığım “kardeşim” rumuzlu  yorumcum da bana mailden ulaşır ise o takdirde hediye kitabımız 5 olacak.
Bu durumda “Kardeşim” “Esmir” ve “Sabahattin Gencal”ın kitabını seçme hakkı bulunmakta. 28 Ocak Pazartesi gününe kadar seçtikleri kitabı bu yazının yorum kutusuna ya da mail atarak bildirirlerse seçtikleri kitap kendilerinin olacak. Seçmemeleri halinde ya da eksik seçim bildirilmesi halinde kalan kitap dağıtımını kendim yapacağım.
Kazananları kutluyorum. 2013 yılında tüm yorumcularımı senenin sonunda sürpriz hediyeleri kazanmaya davet ediyorum.

22 Ocak 2013 Salı

EYLÜL AYINDA BU KİTABI OKUDUM - 3


KİTABIN ADI
Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya
KİTABIN YAZARI
Editör: Timur Özkan
KİTABIN ÇEVİRMENİ
-
KİTABIN YAYINEVİ
Alter Yayınları
KİTABIN BASKI YILI
2012
KİTABIN BASKI SAYISI
1. Baskı
KİTABIN SAYFA SAYISI
303 sayfa
KİTABIN DİZGİ/BASKI KALİTESİ
9/10  (Az sayıda dizgi hatası var)
KİTABIN YAZIM-DİL KALİTESİ
10/10 
KİTABIN EDEBİ/SANATSAL/TARİHSEL DEĞERİ
8/10 

YORUM:
     Ankaralı Gezginler grubunun 2012 yılı başında çıkardığı kitaplardan birisi. Çok sayıda gezginin kollektif hazırladığı yazılar tamamen gezginlerin kişisel gözlemlerine dayalı bilgilerden oluşuyor.
     Kitapta Hindistan, Nepal, Bhutan, Bangladeş, Sri Lanka, Maldivler, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Moğolistan, Özbekistan, Türkmenistan ve İran üzerine gezi yazıları var.
     Özellikle yolu Hindistan’a ve Sri Lanka’ya düşecekler veya bu ülkeleri merak edenler için kesinlikle çok önemli bilgi kaynağı.
     Gezginlerin ve seyahati sevenlerin edinmelerini tavsiye ederim.


TİMUR ÖZKAN KİMDİR?
1957 yılında Ankara’da doğdu, 1981’de Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi, Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli şantiyelerde çalıştı. Öğrencilik yıllarında gezmeye başladı. Türkiye’nin tamamına yakın kısmını ve dünyada 100’den fazla ülkeyi gezdi. Beş gezi ve bir araştırma kitabı yazan, sekiz gezi kitabının da editörlüğünü yapan Özkan’ın; ayrıca Seferi, Sefername, Dünya Kadar Bilgi ve Yazarların Ankara’sı adlı seçkiler ile çeşitli gazete ve dergilerde 200 civarında gezi yazısı yayımlanmıştır.
 
Timur Özkan, "Ankaralı Gezginler Grubu"tarafından üç aylık olarak yayımlanmakta olan “Ankara Çiğdemi” adlı e-bülteni hazırlamaktadır. Kapsamlı bir gezi literatürüne sahip olan Özkan, Ankara kitapları da toplamaktadır. Ankara’nın yakın tarihine özellikle Cumhuriyet öncesi dönemiyle Cumhuriyetin ilk yıllarına ilgi duymakta ve ilerde Ankara araştırmalarına yönelmeyi planlamaktadır. Timur Özkan, Ankara Kulübü, Mimarlar Derneği ve Türkiye Gezginler Kulübü, Ankaralı ve İzmirli Gezginler gruplarının üyesidir.

21 Ocak 2013 Pazartesi

GEREDE GÖKCENUP YAYLASI KAR YÜRÜYÜŞÜ


Geçen hafta Cuma ve cumartesi günleri havanın soğuması ve kar yağışı, Pazar günü güzel bir kar yürüyüşünü haber veriyordu. Hafta içindeki programın değişerek Gerede ormanlarına gidilecek olması da kar yürüyüşünün güzel geçeceğinin müjdecisiydi.


Ancak bu kez geçen yürüyüşlere göre sayıca oldukça azdık. 3 rehberimizle toplam 13 kişi yürüyüşümüze başladık. Ancak rehberlerimizden Hasan hocanın kendisini iyi hissetmeyerek daha 1. Kilometrede geriye dönmesi ile yürüyüşümüzü 2 rehberimizle 11 kişi yaptık.


Değişik noktalardan yürüyüşçülerimizi aldıktan sonra Kızılcahamam çıkışında çay çorba molamızdan sonra Gerede yolu üzerinde Gerede’ye yaklaşık 35 kilometre mesafede araçtan inerek saat 10.15 sıralarında doğrudan kara gömülerek orman içine daldık. Tüm yürüyüşümüz boyunca kar sürekli diz boyu ya da aşar vaziyetteydi. Bu sebeple zaman zaman ve özellikle orman içinde karın 20 cm’ye düştüğü yerlerde kendimizi otobana çıkmış hissediyorduk.



Kar yürüyüşünün önemli zorluklarından birisi önde gidenin sürekli karı açması ve bunun oldukça yorucu olmasıdır. Yürüyüşümüzde de başa geçen yoruldukça sırayla kar açma işlemi yapıldı. Her ne kadar yürüyüşümüz Gökcenup yaylasına doğru idi ise de karın çok yüksek olması yaylaya ulaşmamızı engelledi. Önce kuzey-kuzey doğu rotasında başlayan yürüyüşümüz daha çok e-5 yoluna paralel olarak devam etti ve öğleden sonra batıya dönerek bir kavis çizip tekrar yol kıyısına indik.



Saat 13 sıralarında öğle yemeği molasını fazla rüzgar almayan bir bayırda vererek yemek ve dinlenmeyi gerçekleştirdik. Yürüyüş sıralarında molaları ayaküstü birkaç dakika ile sınırlamak zorunda kalıyorduk. Daha uzun bir dinlenme hem vücudu soğutur ve hem de yürüyüş temposunu düşürür.



13.30’da tekrar yürümeye başladık. Havanın açık ve güzel olması en azından manzaranın seyri açısından oldukça hoştu. Ancak kış yürüyüşlerinin zorluklarından birisi de güneşin erken batması. O nedenle bir an önce güzergahı tamamlamak ve geceye kalmadan yola ulaşmak gerektiğinden ayak üstü molalarımızı daha az yaparak saat tam 16’da e-5 kıyısına indik. Diz boyu karda gün boyu yaptığımız mesafe 10 kilometre dolayında olup 16-17 kilometre normal yürüyüşe denk geliyor. Bu nedenle oldukça zor ve yorucu geçen yürüyüşümüz istediğimiz gibi tamamlamanın keyfiyle kara doymuş vaziyette, çay molamızdan sonra 18 dolaylarında Ankara’ya ulaştık.









Karda yürüyüşün zevkini tadan bilir. Bu denli keyif ve yorgunluğun bir araya geldiği bir aktiviteyi bulmak zordur. Uygun bir zaman ve fırsatta herkesin denemesini temenni ederim.


18 Ocak 2013 Cuma

LEFKOŞA BÜYÜK HAN

Geçen hafta içerisinde özel işlerimin takibi için gittiğim Lefkoşa’da, zaman aralığı buldukça şehri gezmeyi ve önemli mekanları görmeye gayret ettim. Her ne kadar 2000 yılından beri gitmediğim şehir oldukça değişmiş ve trafik daha kalabalık hale gelmişse de, özellikle eski mekanların korunmasında önemli gelişmeler kaydedilmiş. Şehrin eski mahallelerinde sokak ve ev bazında yoğun koruma çalışmaları var. Özellikle Rum kesimi ile şehir içinde açılan kapılardan yabancı turistlerin kuzeye  geçebilmeleri sebebiyle turizm hareketlenmiş durumda.
 Lefkoşa’nın önemli tarihi ve turistik yapılarından birisi de Büyük Han. Edinebildiğim bilgiler çerçevesinde bu han hakkındaki bilgileri aktarıyorum.
Tarih ve mimari değerler bakımından Lefkoşa’daki Türk eserlerinin başında Büyük Han gelmektedir.

Lefkoşa’nın güney doğu tarafında yer alan bu han, Osmanlı Döneminin ilk Kıbrıs valisi olan Muzaffer Paşa tarafından 1572 yılında inşa ettirilmiştir. Hanı Muzaffer Paşa, her Kıbrıslıdan iki paralık bir vergi toplayarak yaptırmıştır.
Yapı, dörtgen bir plan üzerine, iki katlı inşa edilmiş olup, geniş bir avlunun çevresinde sıralanan odalar kemerli ve kubbeli bir sundurmaya açılmaktadır. Büyük Han’ın çeşitli yapılardan ve yerlerden alınmış taşlardan yapıldığı bellidir. Aynı şekilde avlunun ortasındaki mermer sütunlar üzerine yapılmış mescidi tutan sütunların da başka bir yapıdan alınmış olunması muhtemeldir. Altı köşeli, konik başlıklı taş bacalarla, bu kubbeli küçük mescit, hanın Türk tarzı mimarisini tamamlayan önemli unsurlardır. Hanın zemin katındaki odaları dükkan, depo ve ofis olarak kullanılmıştır. Üst kattaki sekizgen bacalı birer şömineleri olan odalar ise yatak odalarıdır. Anadolu’da sık rastlanan benzerleri gibi olmasına rağmen, bir farklılığı da mevcuttur. Bu tip han ve kervansaraylar genellikle tek bir ana kapıya sahip olmalarına rağmen, Büyük Han’ın bir girişi daha bulunmaktadır. Batı kısmında da bir girişi olan hanın ana girişi sağ tarafındaki Asmaaltı Sokağına açılmaktadır.

İngiliz Sömürge döneminin ilk zamanlarından 1895 yılına kadar Lefkoşa Merkez Hapishanesi olarak kullanılan yapıya, 1963 yılında fakir aileler yerleştirilmiştir. Güney tarafının yıkılıp güneydoğu köşesinin aslına uygun inşa edilmediği restorasyon çalışmaları 1963 olayları sebebiyle yarım kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinin mali desteğiyle 1995 yılında yeniden başlayan restorasyon çalışmaları 2003 tarihinde tamamlanmış olup, yapı kuzeydeki sosyal ve kültürel yaşama katkı sağlayan en büyük yatırımlardan biri olarak topluma kazandırılmıştır. Turist enformasyon merkezi olarak da kullanılan han, ziyaretçilerin ilgisini çeken Kıbrıs’a özgü her türlü antika, elişi ve diğer sanat ürünlerini satan dükkanlara da ev sahipliği yapmaktadır. Ufak çaplı gösterilerin ve kültürel aktivitelerin de yapıldığı handa, otantik bir Türk kahvehanesi;  ve  yerel mutfağın seçkin ve taze örneklerini sunan bir restoran bulunmaktadır. (Burada özellikle Nor böreği, Otlu börek ve Hellim böreğini mutlaka tatmanızı öneririm.) Salı ve Cuma geceleri canlı müzik eşliğinde şarap servisi yapan şarap barı da bu hana özel bir atmosfer kazandırmaktadır. Büyük han, Lefkoşa’ya yeniden hayat kazandırmak için şimdiye kadar yapılan ilk  projelerden olup başarılı ve eşsiz bir projedir.